Cemil Ertem
Cemil Ertem
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Mısır, Yunanistan, İran tamam... Peki Türkiye?

GİRİŞ 17.07.2015 GÜNCELLEME 17.07.2015 YAZARLAR

İran ile P5+1 ülkeleri (BM Daimi üyeleri ve Almanya) arasında varılan anlaşma ne anlama geliyor ve bu anlaşma dünyayı nasıl etkileyecek dengeleri nasıl değiştirecek? Bize göre, bu anlaşma yalnız Ortadoğu için değil Avrupa için de yeni bir denge halini anlatıyor. Öncelikle İran meselesinin ya da varılan bu anlaşmanın yalnız İran’ın nükleer silah yapması meselesi olmadığını söyleyelim. Bu anlaşma, Yunanistan krizi ve Yunanistan’a Troyka (AB, ECB ve IMF) tarafından adeta el konulması, Mısır darbesi ve Mısır’da giderek sertleşen Sisi cuntası ve nihayet Rusya ve Türkiye hatta Çin dinamiklerinden ayrı değildir. 

Şu nükleer silah konusunda artık herkesin samimi olması gerekir. Bugün yalnız “savunma sanayi” alanında değil, her alanda her ülke, en gelişmiş teknolojiyi kullanabilir, geliştirebilir. Hatta bırakın ülkeleri örgütler, paramiliter yapılar da nükleer silah teknolojisine ulaşabilir. Burada tartışılması gereken ülkelerin nükleer silah üretme kapasitesi değil, sistemin içinde nasıl konumlandığı ve küresel pazardan hangi yöntemle pay almak için uğraştıklarıdır. 

İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya burada en çarpıcı tarihsel örnektir. Nazi Almanya’sı iki temel alanda sorun yaşıyordu; birincisi İngiltere, Fransa gibi sömürgeleri yoktu, pazar alanlarına erişemiyordu, ikincisi hızla gelişen ABD gibi zengin maden ve enerji yatakları elinin altında yoktu. Dolayısıyla Almanya, sistem içinde, hiçbir zaman, İngiltere ve Fransa ile rekabet edemeyeceğini biliyordu, hatta hızla arkadan gelen ABD’de onu geride bırakacaktı. Bu durumda, Alman finans-kapitalinin arkasındaki sanayi sermayesinin faşizme dayalı bir yayılmacılıktan başka çaresi yoktu ve bunu yaptı. 

1979’DAN BUGÜNE İRAN…

Şimdi İran’a bakalım; İran, 1979’daki “devrim” den beri Ortadoğu’da İsrail’i dengeleyen onun bölgesel terörünü meşrulaştıran ve Irak, Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu coğrafyasında teröre dayalı diktatörlükleri ayakta tutan, Hizbullah gibi yapıları yöneten ve Esed rejimi örneğinde görüldüğü gibi, iç savaşların sürmesi için milyarlarca dolar harcayan bir ülke... 

İran, bir anlamda hem sistem içinde hem de sistem dışındaydı. Ama İran’ın bu arafta durumu, bir önceki yüzyılda ABD’nin ve Avrupa’nın da tercihi idi. Hatta 1979 devrimi bir Batı prodüksiyonu idi. İran mollaları sistem “dışındaymış” gibi yaparak hem kendi iktidarlarını içeride meşru hale getiriyorlar hem de bölgede el altından denetledikleri rejimlerle yine el altından bir ekonomi geliştiriyorlardı. Bu anlamda ambargo İran halkına dokunuyor ama iktidardaki molla oligarşisini besliyordu. İran, özellikle son yıllarda, Suriye, Irak coğrafyasında askeri ve finans alanlarındaki ekonomiyi ve siyaseti yönlendiriyor buralara asker ve paramiliter yapıları transfer ederek hem siyasi hem de iktisadi bir çevrim oluşturuyordu. Öte yandan Körfez’de de kara para trafiğini ve finans ağını elinde tutmaya çalışıyordu. İran, son zamanlarda Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan, Pakistan (bu ülkeleri İran’a ters hilal olacak şekilde en kuzeyden güneye düşünün) Yayında da “oynamaya” başlamıştı. 

Ama bu İran, aynı zamanda, İsrail’in Filistin terörünü meşrulaştıran biricik ortağı idi. Netanyahu, İsrail için gerçek tehdidin Filistin’den daha çok İran olduğunu ve İsrail’in terörle “yerleşim” bölgelerinin işgal nedeninin de, Hizbullah’a bağlı olarak, İran olduğunu öteden beri söylüyor. İran’la anlaşmaya varıldığında ilk karşı çıkan da haliyle Netanyahu oldu. Çünkü İran değişirse İsrail’de değişir. 

Devamı için tıklayın  >>

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL