Türk güvenlik şemsiyesi: Şam'a gitmek için Ankara'dan geçmek
Diplomaside semboller, bazen resmi açıklamalardan çok daha fazlasını söyler. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin Suriye ziyareti, bu açıdan son yılların en yüklü sembolik hamlelerinden biri olarak tarihe geçmeye aday. Zira burada önemli olan, Zelenski'nin Şam'a gitmiş olması değil; nasıl gittiğidir.
Zelenski, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüşmek üzere Şam'a giderken Erdoğan'ın kendisine tahsis ettiği Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi uçağını kullandı. Bundan bir gün önce, 4 Nisan'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Zelenski, iki tarafın güvenlik iş birliğinde "yeni adımlar" attığını duyurmuştu. Ardından Şam'daki görüşmeye Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı; böylece Türkiye, Suriye ve Ukrayna arasında Şam'da tarihi bir üçlü zirve gerçekleşti.
Bu üç ayrıntıyı birlikte değerlendirdiğinizde önünüzde tek bir tablo belirir: Türkiye, Suriye'de artık bir oyuncu değil, oyun kurucudur.
Diplomatik protokol, bir ülkenin gücünü ve statüsünü kaba kuvvetten çok daha incelikli biçimde yansıtır. Bir devlet başkanının başka bir ülkenin resmi uçağını kullanması, uluslararası ilişkilerde son derece nadir görülen bir durumdur. Bu, yalnızca pratik bir kolaylık değildir; derin bir güven ilişkisinin ve daha da önemlisi bir statü kabulünün göstergesidir. Zelenski, savaş içinde olan bir ülkenin lideridir. Güvenlik kaygıları had safhadadır. Kendi ülkesinin uçağını bırakıp Türkiye'nin resmi uçağına binmesi, "Ben bu yolculukta Ankara'nın güvencesi altındayım" mesajını bütün dünyaya vermek demektir.
Bunun ötesinde, sıralama da son derece anlam yüklüdür. Zelenski önce Ankara'ya geldi, Erdoğan ile görüştü, sonra Şam'a gitti. Bu kronoloji tesadüf değildir. Adeta bir "destur alma" ya da en azından "koordinasyon kurma" çabasıdır. Orta Doğu'nun yeni güç merkezine açılan kapının anahtarının Ankara'da olduğunu gösteren bu sıralama, Türkiye'nin bölgedeki arabulucu rolünü artık bir tercih değil bir zorunluluk hâline getirdiğini ilan etmektedir.
Hakan Fidan'ın Kasım 2025'te Beyaz Saray'daki Trump-Şara görüşmesine de katıldığını hatırlatalım. Bu detay hafızalarda canlı tutulmalıdır. Türkiye'nin Dışişleri Bakanı artık salt Türk-Suriye meselelerini değil, Suriye ile ilgili her büyük devlet görüşmesini koordine eden bir figüre dönüşmüş durumdadır.
Bu bir tesadüf değil, Türkiye'nin Suriye dosyasındaki merkezi konumunu sistematik biçimde inşa ettiğinin ve koruduğunun kanıtıdır.

Türkiye'nin Suriye Denklemindeki Ağırlığı
Suriye'de yeni dönem 8 Aralık 2024'te başlamış; bu tarihten bu yana Türkiye-Suriye ilişkileri her alanda ivme kazanmıştır. İkili, bölgesel ve uluslararası düzeylerde iki ülkenin ortak gündemine hizmet eden işbirliği tesis edilmiştir. Bu ivme rastlantısal değildir. Türkiye bir yandan Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetimle derin ilişkiler kurdu; öte yandan uluslararası aktörlerin bu yeni yönetimle diyalog kurmasının tek güvenilir köprüsü hâline geldi.
Türkiye, Suriye'de yaklaşık 14 yıl süren iç savaşın yaralarının sarılmasına destek verirken diğer yandan yeni işbirliği imkânlarının Suriye'nin kalıcı istikrarına ve güvenliğine hizmet edecek şekilde değerlendirilmesi için yoğun çaba göstermektedir. Bu çabanın karşılığı, bugün somut diplomatik nüfuz olarak görülmektedir.
Türk Güvenlik Şemsiyesi: Bir Kavram Olarak
"Güvenlik şemsiyesi" kavramı uluslararası ilişkilerde genellikle ABD'nin NATO müttefiklerine sağladığı nükleer ve konvansiyonel güvenlik güvencesi bağlamında kullanılır. Ancak kavramın özü, güçlü bir aktörün daha zayıf ya da savunmasız aktörlere sağladığı koruyucu çatıdır.
Türkiye'nin Suriye'de kurduğu yapı, işlevsel açıdan tam da budur. Bir ülke Suriye ile ciddi iş yapmak, güvenli hareket etmek, yeni yönetimle organik ilişkiler kurmak istiyorsa, Türkiye'nin onayını ve desteğini almak fiilen zorunlu hâle gelmiştir. Bu bir zorlama değil, sistemin işleyişinden doğan bir gerçekliktir. Türkiye, yıllar içinde Suriye'de öyle derin ağlar kurmuş, öyle kritik aktörlerle öyle sıkı ilişkiler geliştirmiştir ki, bu ağların dışından hareket etmek hem riskli hem de verimsizdir.
Türkiye’nin bu avantajı birkaç katmandan oluşmaktadır. Birincisi, askeri ve güvenlik boyutu: Türkiye, Suriye topraklarında fiili varlığını sürdürmekte, terör meselesi başta olmak üzere birçok güvenlik gündeminde belirleyici rol oynamaktadır. İkincisi, ekonomik boyut: Suriye'nin yeniden inşası için Türk şirketleri ön sırada konumlanmakta, enerji ve altyapı projelerinde Ankara'nın sesi çok güçlü çıkmaktadır. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, diplomatik boyut: Türkiye, Suriye ile ilgili tüm büyük uluslararası görüşmelerde aranan, dahil edilen ve zaman zaman liderlik eden aktör konumuna yükselmiştir.
Cihad İslam Yılmaz
-
Türkiye sevdalısı 5 saat önce Şikayet EtÇok hoşuma gitti makale, elinize emeğinize sağlıkBeğen
-
HAKİM 8 saat önce Şikayet Etzelenski ile görüşmek bizimkilerin ayarını aşağı indiriyor. bu eleştiriyi nedret yüksel .avni özgürel prof süleyman sryfi öğün ve prof hasan köni de net tv de akıl odası programında söylediler. bunlarda devleti böyle yapmamaları konusunda uyardılar. bu insanlar devlet biliyor diyenler değil devlete söylüyorlar.Beğen
-
Türkün Gücü 10 saat önce Şikayet EtBu yahudinin Suriye de ne işi var?Beğen Toplam 1 beğeni
-
AĞACAN 11 saat önce Şikayet EtElhamdülillah Sayın Hocam inşallah önce bölgede sonra tüm coğrafyada Şanlı Ecdadımızın bizlere emanetini gelecek nesillerimize taşımanın gururunu yaşayacağız. Emeğinize sağılık.Beğen Toplam 3 beğeni
-
TURAN ORDUSU 12 saat önce Şikayet EtDurmak yok yola devam hedef kizil elmaBeğen Toplam 12 beğeni