İnsanlığın geleceğine el koyanlar
Geçtiğimiz haftalarda Ercan Havalimanı'nda görünürde küçük bir olay yaşandı.
Bir İsrail vatandaşı, KKTC'deki bir tüp bebek merkezinden aldığı dört embriyoyu özel tüplere koyarak gerekli izinler alınmadan yurt dışına çıkarmaya çalışırken havalimanında yakalandı. Hedef güzergah: İstanbul üzerinden Meksika. Üç kişi gözaltına alındı. Haberler birkaç satırda geçildi. Ve dünya uyumaya devam etti.
Ama bu olayı bir kenara bırakmadan önce durup düşünmek gerekiyor. Çünkü burada yakalanan bir kurye değil; yıllardır işleyen, küresel ölçekte örgütlenmiş, yoksul kadınların bedenlerini ve insanlığın genetik mirasını piyasa malına dönüştüren bir sistemdir.
Yakalanan İsrail vatandaşının taşıdığı özel tankın, İsrail bağlantılı embriyolog Aharon Peretz'in kurduğu LifeParcel adlı şirkete ait olduğu tespit edildi. LifeParcel kendisini sıradan bir kargo şirketi olarak tanıtmıyor. Şirketin kurucusu Peretz, yirmi yılı aşkın embriyoloji ve tüp bebek deneyimine sahip bir isim olarak LifeParcel'i "üreme tıbbı taşımacılığı sektörünü köklü biçimde dönüştürmek" amacıyla kurduğunu söylüyor.
Yani bu bir amatörün kör girişimi değil. Arkasında bilim var, sermaye var, network var. Uluslararası kapasiteye sahip, markalı, kurumsal bir yapı dört insan embriyosunu Kuzey Kıbrıs'tan Meksika'ya taşımak için harekete geçmiş. Bu operasyonun planlı, sistematik ve alışılageldik olduğuna şüphe yok. Yakalanan kurye sadece bu haftanın postacısıdır.
Peki neden Kuzey Kıbrıs?
Cevap basit: Sistem her zaman en zayıf halkayı arar. Hukuki muğlaklığı, uluslararası denetim boşluklarını, ekonomik kırılganlığı olan coğrafyalar. Meksika, taşıyıcı annelik sektöründe yıllardır "istikrarsız ama erişilebilir" bir pazar olarak kullanılmaktadır. Bu güzergah, tesadüfen seçilmemiştir.
KKTC vakasını anlamak için önce büyük resme bakmak gerekir.
İsrail'de eşcinsel çiftler yurt içinde taşıyıcı anneliğe uzun süre yasal olarak erişemediğinden ABD, Hindistan, Nepal, Meksika ve Rusya gibi ülkelerde taşıyıcı anne aradı.
Talep ağırlıklı olarak "birinci dünya" ülkelerinde yoğunlaşırken "hammadde" gelişmekte olan ülkelerde üretilmekte; bu durum üretimin dışa aktarılmasıyla oluşan sömürücü bir model yaratmaktadır. Başka bir deyişle: Zengin ülkelerin vatandaşları çocuk siparişi veriyor. Yoksul ülkelerin kadınları bu siparişi bedenleriyle karşılıyor. Para el değiştiriyor. Çocuklar doğuyor ve pasaportla ülke değiştiriyor. Doğuran kadın tarih sahnesinden siliniyor.
BM Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddet Özel Raportörü'nün 2025 yılı raporuna göre on yılda yaklaşık 100 milyar dolara ulaşması beklenen küresel taşıyıcı annelik sektörü, büyük ölçüde yoksul ve savunmasız kadınların sırtına yüklenmektedir. Taşıyıcı anneler çoğunlukla haklarından mahrum bırakılmakta, zorla tıbbi müdahaleye maruz kalmakta ve taşıdıkları bebekleri ajanslara ve sipariş veren ebeveynlere teslim etmek zorunda kaldıklarını ifade etmektedir.
Bozgunculuk Budur
"Bozgunculuk" kelimesi siyasi söylemin bitmez tükenmez deposundan çıkmış, içi boşaltılmış gibi görünebilir. Ama bozgunculuğun gerçek anlamını düşündüğümüzde, yani bir toplumun, bir türün, bir medeniyetin temel kurumlarını, değerlerini ve varlık zeminini içeriden çökertmeyi, bunu bir kimse fark etmeden, hatta etik görünümlü jargonla yapıyı meşrulaştırarak gerçekleştirmeyi düşündüğümüzde, KKTC'deki vakayı tam da burada konumlandırmak gerekir.
Embriyo kaçakçılığı yalnızca bir yasanın çiğnenmesi değildir. Bu, insanlığın genetik mirasının, en temel biyolojik özünün, sermaye mantığıyla haritalandırılması, fiyatlandırılması ve sınır ötesi taşınmasıdır. Bugün dört embriyo bir tanka koyulup Meksika'ya gönderilmeye çalışılıyorsa yarın bu ağın nereye uzandığını sormak zorundayız.
BM'ye sunulan bir biyoetik raporunda, taşıyıcı annelik yoluyla satın alınan ve uluslararası sınırları geçen çocukların organ ticareti, zorla çalıştırma ve çocuk cinsel istismarı dahil olmak üzere en ağır sömürü biçimlerine son derece açık olduğu uyarısında bulunulmaktadır. Tüm bu iğrenç düzenin arkasında İsrail’in olması tesadüf değildir.
Cihad İslam YILMAZ
-
AĞACAN 8 saat önce Şikayet EtKaleminize sağılık Sayın Hocam, Zulüm - Barbarlık- Katletme ve daha nice vahşilik ile 250 yıl bile sürdüremediler iktidarlarını, Tarihte Asırlar Boyu Adaleti - Saygısı -Hizmeti ile sadece kendi halkına değil, Tüm insanlığa Umut olan Ceddimizin Kodlarına döneceğiz inşallah.Beğen Toplam 1 beğeni
-
Hoca 8 saat önce Şikayet EtKalemine sağlıkBeğen Toplam 2 beğeni
-
Erdal 9 saat önce Şikayet EtAllah insana durup dururken gazap vermez görmezden gelenin gazabı ne diye çok düşünüyorumBeğen Toplam 1 beğeni
-
YADO 9 saat önce Şikayet EtAğır cezalar getiren kanunlar çıkarılmalı ve bu durum dünyaya anlatılmalıBeğen Toplam 4 beğeni
-
çöl deve 9 saat önce Şikayet Etşeytanlar dünyaya aktifBeğen Toplam 6 beğeni