Beşten Büyük Bir Dünya İçin New York'ta Bir Ses
Her Eylül'de New York'ta, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun kürsüsünde diplomasinin ritüeli yinelenir. Onlarca lider konuşur, çoğunun sözleri salonun dışına taşmaz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kürsüye çıkışı ise her yıl farklı bir ağırlık taşır. On altıncı kez Genel Kurul'a hitap etmesi başlı başına dikkate değer bir süreklilik, ama asıl mesele bu sürekliliğin neyi temsil ettiğidir.
Erdoğan, uluslararası sistemin eşitsizliğini yalnızca eleştiren değil, bunu yıllardır aynı cümlelerle, aynı kararlılıkla dile getiren nadir liderlerden biri. "Dünya beşten büyüktür" sözü, Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesine tanınan ayrıcalığın 1945'in galiplerine verilmiş bir miras olduğunu, 2020'lerin dünyasını yönetmeye yetmediğini hatırlatan bir slogandır. Bu sözü Genel Kurul kürsüsünün kalıcı bir mottosuna dönüştüren o oldu.
Söylemin ötesinde bir pratik
Kürsü konuşmaları kolaydır. Eleştirenler, sözlerin arkasında bir icraat olup olmadığını sorar. Türkiye, Suriye krizinin en ağır yükünü taşıyan ülke oldu ve yıllarca milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yaptı. Uluslararası insani yardım raporlarında Türkiye, milli gelirine oranla en cömert donörler arasında sürekli yer aldı. Bu, yalnızca Ortadoğu'ya değil, Afrika'ya, Balkanlar'a ve Orta Asya'ya uzanan bir insani ağın parçasıdır.
Karadeniz Tahıl Girişimi ise bu yaklaşımın belki en dikkat çekici örneğidir. 2022'de İstanbul'da, BM ve Türkiye'nin arabuluculuğuyla varılan anlaşma, savaşın ortasında Rusya ve Ukrayna'yı aynı masaya oturtmayı başardı ve dünya gıda fiyatları üzerindeki baskıyı hafifletti. Türkiye’nin, iki savaşan tarafla aynı anda konuşabilme kapasitesini gösterdi. Bu, Erdoğan'ın "sözümüz var, çünkü kanalımız var" diyebilmesinin dayanağıdır.
Mazlumun sesi olmak
Erdoğan'ın Genel Kurul konuşmalarının değişmeyen ekseni, uluslararası kamuoyunun en rahatsız olduğu konulara doğrudan değinmesidir. Filistin meselesi başta gelir. Gazze'deki insani felaket karşısında, birçok başkentin ölçülü ve temkinli bir dille yetindiği bir dönemde, Erdoğan'ın açık sözlülüğü hem sevenleri hem eleştirenleri için bir ayırt edici özellik oldu. Filistin Devleti'nin tanınması, ateşkes ve insani koridorların açılması yönündeki çağrıları, dünya kamuoyunun büyük bölümünde karşılık bulan taleplerdir. Nitekim Genel Kurul'daki oylamalarda Filistin lehine oluşan geniş çoğunluk, bu sesin yalnız olmadığını gösteriyor.
Aynı şekilde Arakan'daki Rohingya Müslümanları, Doğu Türkistan, Somali, Yemen ve Afrika'nın unutulmuş krizleri, Erdoğan'ın kürsüsünde yer bulan konulardır. Küresel gündemin hızla değiştiği bir çağda, ilgi görmeyen trajedilerin adını anmak da bir siyasi tercihtir. Bu tercih, Türkiye'nin dış politikasını salt çıkar hesabından öte, vicdani bir zemine oturtuyor.
Neden "lider diplomasisi"?
Modern diplomasi giderek kurumlardan liderlere kayıyor. Telefon görüşmeleri, yüz yüze zirveler ve kişisel bağlar, bürokratik yazışmaların çoğunun yerini aldı. Bu ortamda Erdoğan, kişisel iletişim ağıyla öne çıkan bir isim. Hem Moskova'yla hem Kiev'le, hem Batı başkentleriyle hem Körfez ve Afrika liderleriyle doğrudan hat kurabilen sayılı liderden biri. Bu kapasite, Türkiye'yi NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip bir müttefik olmanın ötesinde, kriz anlarında telefon açılan bir ülke haline getiriyor.
Kişisel diplomasinin bir diğer yönü sürekliliktir. Yirmi yılı aşkın süredir aynı isimle masaya oturmak, güven de üretir, öngörülebilirlik de. Diğer liderler açısından Erdoğan, ne söyleyeceği bilinen ve söylediğini savunan bir muhatap olarak görülüyor. Bu, uluslararası ilişkilerde küçümsenmeyecek bir sermayedir.
-
BURHANEDDİNRABBANİ 14 saat önce Şikayet EtSayın BAŞBUĞUM,LİDERİM,HADİM ÜL HARAMEYNİM,HADİM ÜL TÜRKİYEM Recep Tayyip ERDOĞAN beyefendi Yüce Yaratan yar ve yardımcınız,yolunuz açık bahtınız APAK,sağlık ve mutluluğunuz heeeeep ama hep sürekli olsun Yüce Yaratan DÜNYA LİDERLERİNE ÖNDER,bizimkilerede ÖRMEK KILSIN HAŞMETLİ SULTANIM.Beğen