Britanya’nın Güneşi Batarken
"Üzerinde güneş batmayan imparatorluk" deyimi bir zamanlar Britanya'nın gücünü anlatırdı. Bugün aynı deyim ironik biçimde ülkenin kendi durumuna daha çok yakışıyor. Güneş sonunda batıyor ve bunu imparatorluğun uzak kolonilerinde değil, ana yurdunda yapıyor.
14 Eylül'de Cardiff'te Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda'nın başbakanları Londra'dan bağımsızlıklarına hazırlanmasını, bunu planlamasını ve kolaylaştırmasını istedi. İmza atan üç parti SNP, Plaid Cymru ve İrlanda birliğini savunan Sinn Féin'di. Metnin arkasında bir de dış rüzgâr var. Trump birkaç gün önce İrlanda ziyaretinde ada birliğini görmek isteyeceğini söylemişti. Britanya'nın en büyük stratejik müttefikinin başkanı, Britanya'nın bölünmesine dair sözü bu kadar rahat söyleyebiliyorsa, iş sembolik olmaktan çıkıp çoktan siyasi bir gerçekliğe dönüşmüş demektir.
ÖNCE NE OLMADIĞINI SÖYLEYELİM
Bu olay "dört ulustan üçü ayrılıyor" demek değil. İmza atanlar üç hükümet partisinin liderleri; henüz nihai karar verilmedi. Hukuki tablo da ortada. Kimi analistlere göre memorandum anayasal hukuku değil, siyasi havayı değiştirdi ve hiçbir yasal mekanizmayı kıpırdatmadı. Başbakan Andy Burnham da İskoçya için referandumu şimdilik "sınır dışı" ilan etti. Plaid Cymru ise 2030'daki Senedd seçimine kadar Galler'de referandum istemeyeceğini açıkça söylüyor. Yani ortada bir bağımsızlık takvimi değil, bir baskı kampanyası var.
Ama tarih, sembollerin sonunda fiziki gerçekliğe dönüştüğü örneklerle dolu. Bir devletin çözülmesi genellikle hukuki bir işlemle başlamaz; meşruiyetin sessizce çekilmesiyle başlar. Cardiff'te olan tam olarak budur: Westminster'ın kararlarının kabul edilip edilmeyeceği konusunda üç ayrı başkentte açık bir tereddüt yaşanıyor.
İMPARATORLUK, ÇEPERDEN MERKEZE ÇÖKER
İmparatorlukların çöküşünün genel bir seyri vardır. Önce uzak vilayetler kopar, sonra merkez kendi içine bakmaya başlar. Osmanlı bunu yaşadı, Sovyetler yaşadı. Britanya'nın dış imparatorluğu 1947'den 1997'ye uzanan bir süreçte tasfiye edildi, ama ülke bunu "Commonwealth" diyerek ve Birleşik Krallık'ı "doğal bir birlik" gibi sunarak atlattı. Şimdi o kalan son katman da sorgulanıyor.
Burada bir nüansı atlamamak gerekir. İskoçlar ve Galliler Britanya emperyalizminin yalnızca mağduru değildi. İskoç tüccarlar, mühendisler ve askerler imparatorluğu yönetenlerin arasındaydı. İrlanda ise farklı bir hikâye. Britanya'nın ilk kolonisiydi, Ulster'ın iskânı sömürgecilik tekniklerinin denendiği bir laboratuvardı ve Kuzey İrlanda 1921 bölünmesinin doğrudan mirasıdır. Bu yüzden "imparatorluk kendi kurbanlarınca yıkılıyor" cümlesi İrlanda için doğru, İskoçya ve Galler için ise kısmen doğru.
Daha isabetli bir okuma şu: "Britanya" kimliği büyük ölçüde imparatorluk projesinin yapıştırıcısıydı. Ortak düşman, ortak ticaret yolları ve ortak bir "dünyaya hükmetme" hikâyesi İskoç, Galli ve İngilizi aynı bayrağın altında tutuyordu. Proje bittiğinde yapıştırıcı da kurudu. Geriye NHS, sterlin ve alışkanlık kaldı. İnsanlar için bunlar önemli, ama bir devleti bir arada tutmaya yetecek kadar duygusal değil.
BREXİT VE YABANCILAŞMA
Bu gerginliği hızlandıran şey Brexit oldu. 2016'da İskoçya ve Kuzey İrlanda açık farkla AB'de kalmaktan yana oy verdi, ama Londra kendi tercihini onların üstüne koydu. Şimdi üç partinin ortak gündemine AB'ye dönüş de girmiş durumda. Bildirinin Avrupa'yla bağların güçlendirilmesini de içerdiği bildiriliyor. Bu, bağımsızlığı yalnızca bir "ayrılık" olmaktan çıkarıp bir "yön değişikliği" hâline getiriyor. Britanya'nın gerilemesine karşı Avrupa'ya sığınmak.
Politik bağlam da uygun. Downing Street'te yeni ve kırılgan bir hükümet var, birlikçi oylar bölünmüş durumda; Galler'de Plaid Cymru ilk kez seçim kazandı, ama çoğunluğu yok ve Reform UK hemen arkasında ikinci sırada. Milliyetçilerin bu anı seçmesi tesadüf değil.
BAŞARI GARANTİ Mİ? HAYIR.
Bağımsızlığın başarıya ulaşıp ulaşmayacağını bilmiyorum, yazarken de iddia etmeyeceğim. İskoçya 2014'te %55'e %45 oranında kaldı. Para birimi, sınır, borç ve enerji gelirleri hâlâ yanıtlanmamış sorular. Galler'in mali bağımlılığı üçünün içinde en ağır olanı. Kuzey İrlanda'da ise birlikçi kesim hâlâ güçlü ve Good Friday Anlaşması'nın sınır oylaması mekanizması, Edinburgh ve Cardiff'in elindeki hiçbir aracın sunmadığı kadar açık bir yol sunuyor. Nitekim Dublin'in gündemi hızlanırsa Sinn Féin'in Edinburgh ve Cardiff'i beklemeden kendi takvimini izleyebileceği, üçlü ittifakın da böylece dağılabileceği yorumu yapılıyor. Dahası bu tablonun altında Westminster'ın hukuki kozların hâlâ elinde olduğu gerçeği yatıyor.