Cihad İslam Yılmaz
Cihad İslam Yılmaz
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Hesap verme zamanı!

GİRİŞ 16.10.2026 GÜNCELLEME 16.10.2026 YAZARLAR

Türkiye'de sabahlar artık bir operasyon haberiyle başlıyor. Bir gün kara para aklama ağı çöküyor, ertesi gün uyuşturucu şebekesi. Sonra yasa dışı bahis sitelerinin arkasındaki yapı, kumar ve fuhuş şebekeleri geliyor. Göçmen kaçakçıları, tefeciler, nitelikli dolandırıcılar, siber suç çeteleri, sahte ilaç ve sahte içki üreticileri, vergi kaçakçıları, ihale ve imar yolsuzluğu yapanlar, rüşvet ağları, borsa manipülatörleri, dini duyguları istismar eden yapılar, silah kaçakçıları ve yıllardır aydınlatılamayan faili meçhul dosyalar da bu sıraya giriyor. Liste uzuyor, çünkü biriken borç uzundu.

Bu tabloyu "her gün bir operasyon" diye yadırgayanlar olabilir. Ben tersini düşünüyorum. Bir devletin adalet mekanizması ancak sürekli ve öngörülemez biçimde çalıştığında caydırıcı olur. Suçlunun "bir gün yakalanırım" diye korktuğu yerde suç azalır. "Bana kimse dokunamaz"

Bu ülkede yıllarca vatandaşın içine yerleşen bir cümle vardı: "Suç işleyenin yanına kalıyor." Küçük hırsız yakalanıyor, büyük hırsız yakalanmıyordu. Bir esnaf küçücük bir usulsüzlükte cezalandırılırken, kamu kaynaklarını sahiplenen ya da suç ekonomisinden servet yapan ismin kapısına kimse gidemiyordu. Bu algı sadece adalete güveni değil, çalışan, vergi veren, kurallara uyan insanın kurallara uyma motivasyonunu da aşındırıyordu.

Bir toplumda dürüst olmak "saflık" gibi görünmeye başladığında sosyal sözleşme çatlar. Bu yüzden hesap sorulması sadece cezalandırma meselesi değildir. Kurallara uyanın haklı çıktığını göstermektir.

Anayasa'nın eşitlik ilkesi kâğıtta hep vardı. Mesele, bu ilkenin en tepedeki nüfuz sahibine de işleyip işlemediğiydi. Siyasi ya da ekonomik güç, suç işleme özgürlüğü vermez. Vermemelidir. Semboller haline gelmiş dosyaların, kamu vicdanını yaralamış olayların üzerine kararlılıkla gidilmesi, bu ilkenin fiilen uygulanabildiğini gösteriyor.

Faili meçhul dosyaların yeniden ele alınması ayrı bir önem taşıyor. Bir cinayet yıllarca aydınlanmadığında yalnızca bir aile değil, bütün toplum mağdur olur. "Devlet bunu çözemedi ya da çözmek istemedi" duygusu, kolektif bir travmaya dönüşür. O dosyaları yeniden açmak, geç kalınmış ama gerekli bir vicdani hesaplaşmadır.

Kara para, uyuşturucu, yasa dışı bahis, fuhuş, tefecilik ve kaçakçılık birbirinden bağımsız başlıklar değildir. Çoğu zaman aynı organize yapıların farklı gelir kapılarıdır. Yasa dışı bahisten elde edilen para uyuşturucuya, uyuşturucudan gelen para siyasi ve ekonomik nüfuz satın almaya akabilir. Bu ağların her halkasına aynı anda dokunmak, zinciri kırmanın tek yoludur.

Bu örgütlerin en büyük gücü, korku ve sessizlik üretme kapasitesidir. Bir mahallede torbacılık yapan, bir iş insanına haraç kesen, gençleri bahis bağımlılığına iten yapılar, devletin güçsüz göründüğü her yerde büyür. Devletin kararlı görüntüsü bu yüzden operasyonel bir gerekliliktir. Vatandaşın "artık kimse korkmadan yaşayabilir" demesi güvenlik politikasının sonucudur.

Din ve maneviyat, toplumun en hassas alanlarından biridir. Bu duyguları istismar ederek insanları dolandıran, çocukları ve gençleri sömüren, cemaat ya da tarikat kılığında servet ve nüfuz devşiren yapılar, hem hukuka hem de dinin kendisine zarar verir. Bu alanda kararlı olmak dine karşı tutum değil, dinin korunmasıdır.

Bu tür operasyonların en büyük düşmanı zamandır. Delil karartılır, mal varlığı kaçırılır, tanıklar susturulur, kamuoyu unutur. Adalete duyulan güvenin en çok yara aldığı an, büyük dosyaların sessizce uykuya yatırıldığı andır. Bugün atılan adımların önemi, bir defalık gösteri olmamalarında yatıyor. Eğer bu irade süreklilik kazanırsa, suç örgütlerine ve onları koruyan çevrelere net bir mesaj gitmiş olur: bu ülkede kimse hukukun üzerinde değil.

Bu mücadelenin meşruiyeti, hukukun sınırları içinde yürütülmesine bağlıdır. Sağlam delile dayanan iddianameler, savunma hakkına saygı, masumiyet karinesi, makul tutukluluk süreleri ve bağımsız yargılama, bu operasyonların toplumda kalıcı karşılık bulmasının temel şartlarıdır. Ne kadar büyük olursa olsun hiçbir dosya, hukuki standartlardan taviz vermeyi haklı kılmaz. Operasyonların başarısı yakalanan kişi sayısıyla değil, mahkemede ayakta kalan sonuçlarla ölçülecektir. İddiaların yargı önünde kanıtlanması, bu sürecin gerçek başarısı olacaktır.

Vatandaşın istediği çok basit: çocuğunun uyuşturucuyla, ailesinin dolandırıcılıkla, kazancının tefeciyle, şehrinin yolsuzlukla sınanmadığı bir ülke. Toplumun huzurunu bozan, vatandaşın canını yakan kim olursa olsun hesap vermelidir. Kimin kim olduğuna, hangi koltukta oturduğuna ya da ne kadar serveti olduğuna bakılmaksızın.

Bu süreç kararlılıkla, hukuk çerçevesinde ve hız kesmeden sürmelidir. Çünkü adalete duyulan güven, bir kez kaybedildiğinde geri kazanılması en zor değerdir. Şimdi o güveni yeniden inşa etme fırsatı var.

Bu iradeyi ortaya koyan, hiçbir suçun cezasız, hiçbir cinayetin faili meçhul kalmaması yönünde adım atan Adalet Bakanı Akın Gürlek'e ve bu kararlılığın sahibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, adalet talebini sahiplendikleri için teşekkür ediyorum.

Cihad İslam YILMAZ

YORUMLAR 4
  • ŞAMİL 10 saat önce Şikayet Et
    Katılıyorum teşekkürler
    Cevapla
  • murti 14 saat önce Şikayet Et
    Foncuların tamamına, parti ayırımı yapmadan ADLİ olarak dokunulduğunda o zaman bir teşekkür de biz ederiz!
    Cevapla