Prof. Dr. Kemal Şamlıoğlu
Prof. Dr. Kemal Şamlıoğlu
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Josef K.’nın dünyasında hukuk

GİRİŞ 13.03.2026 GÜNCELLEME 13.03.2026 YAZARLAR

Modern edebiyatın en sarsıcı metinlerinden biri olan The Trial, görünüşte basit bir sahne ile başlar. Josef K. adlı bir banka memuru sabah vakti kapısının çalınmasıyla uyanır. Gelenler ona tutuklu olduğunu söyler. Lâkin ortada ne bir suç isnadı vardır ne de izah edilen bir kabahat. K. serbesttir fakat aynı zamanda muhakeme edilmektedir. Mahkeme vardır fakat nerede olduğu bilinmez. Kanun mevcuttur fakat hiçbir metinde sarahatle yazılı değildir. Kafka’nın kurduğu bu karanlık dünya, modern insanın hukuk karşısındaki yalnızlığını görünür kılan büyük bir istiareye dönüşür.

Roman ilerledikçe Josef K.’nın içine düştüğü vaziyet daha da tuhaf bir mahiyet kazanır. Herkes mahkemenin varlığından söz eder, fakat kimse onun hakikî suretini görmemiştir. Hüküm vardır fakat muhakeme yoktur. Suç ortadadır fakat suçun tarifi meçhuldür. Kafka burada bir ferdin hikâyesini anlatırken modern iktidarın nasıl işlediğini de gösterir. Josef K. roman boyunca suçunu öğrenmeye çalışır. Fakat metnin derininde saklı olan hakikat başkadır. Mesele suç değildir. Mesele suçun kim tarafından ve hangi kudretle tanımlandığıdır.

Modern siyaset düşüncesi bu meselenin farklı cephelerini uzun zamandır tartışır. Michel Foucault’nun dikkat çektiği üzere iktidar çoğu zaman kaba kuvvetten ziyade bilgi ve söylem aracılığıyla tesir gösterir. Kuralların varlığı tek başına bir düzen kurmaz. Asıl belirleyici olan o kuralların hangi anlam dünyası içinde karşılık bulduğudur. Böyle bir dünyada hukuk metinleri mevcuttur fakat o metinlerin manası çoğu zaman kudret sahiplerinin dilinde biçimlenir.

Edward Said’in düşüncesi bu noktada başka bir kapı aralar. Said, modern dünyanın toprakları yönetmekle yetinmeyip anlamları da tasarrufu altına aldığını dile getirir. Bir coğrafyanın hangi adla anılacağını, bir toplumun hangi kavramlarla tasvir edileceğini, bir hadisenin hangi kelimelerle açıklanacağını belirleyen çerçeve çoğu zaman güçlü olanın kurduğu dil içinde teşekkül eder. Böyle bir düzen içinde hakikat, siyasî tasarrufun alanına çekilerek yeniden tanımlanan bir nitelik edinir. Doğruyu tarif etme kudreti böylece modern çağın en etkili iktidar araçlarından biri hâline gelir.

Kafka’nın romanı işte bu noktada yeniden okunmayı hak eder. Josef K., görünmez bir mahkemenin sanığı olarak belirirken manasını kavrayamadığı bir nizamın içinde sıkışmış bir varoluş durumuna çekilir. Mahkeme, hüküm dağıtan sıradan bir müessese görüntüsü vermez. Hakikatin dilini kuran bir otoriteye dönüşerek bütün düzenin hudutlarını çizen bir kudret merkezine bürünür. Böyle bir düzen içinde K., ne kadar çırpınırsa çırpınsın mahkemenin kurduğu kavram dünyasının dışına çıkma imkânı bulamaz.

Uluslararası siyaset de zaman zaman benzer bir manzara arz eder. Immanuel Wallerstein’ın dünya sistemi teorisi, modern düzenin eşit aktörlerden müteşekkil nötr bir sahne olmadığını söyler. Bilakis bu sistem, merkezde toplanmış kudret odakları etrafında teşekkül eden hiyerarşik bir yapıdır. Kurallar mevcuttur fakat kuralların tatbiki çoğu zaman kuvvet dengeleri tarafından belirlenir. Hukuk metinleri bir nizam fikri telkin eder, lakin bu nizamın sınırları çoğu zaman siyasî kudret tarafından tayin edilir.

Max Weber, modern dünyanın bu düzenini başka bir zaviyeden yorumlar. Ona göre modern bürokrasi, görünüşte rasyonel ve düzenli bir sistem kurarken kudretin şahsî sorumluluktan sıyrılmasına da imkân tanır. Kararlar masa başlarında alınır, emirler zincir hâlinde aşağıya iner, haritalar üzerinde yeni sınırlar çizilir. Fakat bu büyük süreçlerin mesuliyeti çoğu zaman görünmez bir ağın içinde dağılır. Böyle bir düzen içinde iktidar, yüzünü göstermeden hareket edebilir. Ortaya çıkan şiddetin faili çoğu zaman tek bir kişi değil, işleyen bir düzenektir.

Kafka’nın mahkemesi tam da böyle bir yapıyı temsil eder. Yargıçların yüzü görünmez. Mahkemenin merkezi belirsizdir. Hüküm ise tartışmaya kapalıdır. Josef K. sonunda şunu kavrar: Hukuk vardır, fakat adalet ortada görünmez.

Modern dünyanın son yüzyıllık siyasî tecrübesi bu çelişkinin pek çok misalini göstermiştir. Uluslararası hukuk, insanlığın müşterek emniyetini sağlayacak bir çerçeve olarak uzun zamandır takdim edilmiştir. Fakat aynı düzenin kurucu kudretleri zaman zaman bu kuralları kendi siyasetlerinin dışında bırakmaktan çekinmedi. Müdahaleler güvenlik gerekçesiyle gerekçelendirildi. İşgaller istikrar tesis etme iddiasıyla meşrulaştırıldı. Sivil kayıplar çoğu zaman siyasî dilin içinde eriyerek istatistiklere dönüştü.

Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde süren savaşlar, modern dünyanın hukuk iddiası ile güç siyaseti arasındaki çatışmayı daha açık biçimde belirginleştiren sahneler sergiler. Gazze’de devam eden bombardıman ve kuşatma, siyonist şebekenin yürüttüğü askerî operasyonlar aracılığıyla uluslararası hukuk dili ile fiilî güç kullanımı arasındaki derin yarılmayı her geçen gün daha açık biçimde açığa çıkarır. Amerika ve İsrail’in uluslararası hukuku göz ardı ederek İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılar da aynı düzenin farklı bir yüzünü temsil eder. Metinlerde varlığını sürdüren kurallar küresel düzenin normatif çerçevesini hatırlatır. Buna karşılık siyasal kararların dili çoğu zaman kuvvetin mantığına yönelir ve hukuk söylemi fiilî güç ilişkilerinin gölgesinde anlamını yitirir.

Kafka’nın romanı bu yüzden bir edebiyat metni olarak okunmakla kalmayıp modern dünyanın ruh hâlini gösteren karanlık bir ayna hüviyeti kazanır. Josef K.’nın hikâyesi, hukuk ile kudret arasındaki kadim karşıtlığı edebî bir tasvir içinde açığa çıkarır. İnsan çoğu zaman bir nizam içinde yaşadığını zannederek gündelik hayatın akışı içinde yol alır. Fakat o nizamın gerçekte kimin için kurulduğunu çoğu zaman ancak kriz anlarında idrak eder.

Kafka romanını unutulmaz bir sahne ile bitirir. Josef K. suçunun ne olduğunu öğrenemeden hükme götürülür. O anda insan ister istemez şu suali sorar: Mahkeme, suçun ne olduğunu söylemiyorsa hüküm çoktan verilmiş olabilir mi?

Bugünün dünyasında bu sual hâlâ cevabını arıyor. Zira bazen kapıyı çalan sadece bir mahkeme değildir. Bazen kapıyı çalan, gücün kendisini hukuk gibi takdim eden sessiz ve soğuk gölgesidir. Ve o gölge büyüdükçe insanlık şu hakikati yeniden hatırlar: Bazı mahkemeler adaletin mekânı değildir; hükmün meşrulaştırıldığı birer sahnedir.

Prof. Dr. Kemal Şamlıoğlu

YORUMLAR 6 TÜMÜ
  • SAİD 3 saat önce Şikayet Et
    2025/9601 yargıtay 9 hukuktaki. yerel mah, istinaf, yargıtay görmüş bu işçi dosyası knunsuz karar verilmiş 6 yıldır devam ediyor işçi emeğinin karşılığını alamazsa verimli olmaz adalet adı altında işçi köleliği halka zulüm ediliyor bizde deriz YAA KAHHARR muhakkakki kahırlarını görecez
    Cevapla
  • Selahattin ALTAY 3 saat önce Şikayet Et
    Güncel bir konu hem akıcı hem de derinlemesine bu kadar güzel anlatılırmış. Çok beğendim ve etkilendim. Profesörlüğünüzü kutlarım. Sizi ekranlarda yorumcu olarak görmeyi çok isterim.
    Cevapla
  • Yüksel Aydemir 4 saat önce Şikayet Et
    Emeğinize sağlık. Prof. Ünvanı hayırlı olsun..
    Cevapla
  • Selçuk Ş 4 saat önce Şikayet Et
    Tebrik ederim hocam..Günümüzdeki duruma ışık tuttunuz..
    Cevapla
  • 53,5 4 saat önce Şikayet Et
    Kaleminize sağlık hocam, profesörlüğünüz hayırlı olsun bu arada.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle