İşsizlik Yüzyılı
Bunların sayısında ortaya çıkan artış, işsizliği sosyal bir sorun haline getirdi. Sanayi çağı ile birlikte kutsallaştırılan iş, günümüzde toplumların en temel sorunu oldu. Adeta çalışmak için yaşayan biz insanlar, şimdi çalışamamanın bunalımını yaşıyoruz. Bu bunalım gerekli tedbirler alınmaz ise azalmayıp, aratacak gibi duruyor.
İşsizliğin çözülebilir bir sorun olduğu, tam istihdamın ve işsizlikle mücadelenin mümkün olduğunun iddia edildiği yıllar geride kaldı. 21. Yüzyılla birlikte tam istihdam hedefi neredeyse hayal oldu. İşsizlik, bazı istisnai ülkeler için büyük sorun olarak görülmese de çoğunluk için temel sorunların başında gelmekte. Bu günkü çalışma süreleri ve şartlar dikkate alındığında işsizliği ortadan kaldırmanın hayal olduğu, işsizliğin çözümünden çok "makul işsizlik" oranlarını yakalamanın hedef haline geldiğini görüyoruz.
Uluslar arası Çalışma Örgütü'nün(ILO), " Global İstihdam Trendleri 2014" raporuna göre 2013 yılında işsizlik oranı 5 milyon artarak, 202 milyona yükseldi. Bu işsiz sayısının 2018 yılına kadar 18 milyon artarak 220 milyona çıkacağı beklentisi var. Rapora göre, 2013 yılında 15-24 yaş arası 74.5 milyon genç işsiz ve dünyada genç işsizlik oranı yüzde 13,1 olarak gerçekleşti.
İşsizlik, eskiden gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyük sorunu iken günümüzde tüm ülkelerin sorunu haline geldi. Mesela AB'de işsizlik oranının 2014 ve 2015'te % 11, 2016'da ise % 10,9 olarak gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Bu verilerden de anlaşılacağı gibi işsizlik trendi yükselişte ve gençler arasında işsizlik daha çok artıyor. Bu sonuçlardan ve tahminlerden de anlaşılacağı gibi önümüzde ki yıllarda işsizlik artacak.
Yeni İşler İşsizliği Azaltmıyor
Dünyadaki mevcut trendler değerlendirildiğinde 2018'e kadar 200 milyon yeni iş fırsatının oluşturulacağı tahmin edilmekte, iş piyasasına dahil olacaklar göz önüne alındığında yeni işlerin işsizliği azaltmayacağı ortaya çıkmaktadır. Çünkü iş arayanların sayısı yüksek ve dünyanın daha çok yeni iş yaratmaya ihtiyacı var.
Ekonomik gelişmeler de beklendiği gibi yeterince istihdam yaratamıyor ve işsizliğe çare olamıyor. Üretim süreçlerinde işgücünden tasarruf sağlayan yöntemlerin daha fazla kullanması, esnek üretim ve istihdam biçimlerinin giderek yaygınlaşması, büyümenin istihdam yaratma kapasitesini olumsuz etkiliyor. Teknolojik gelişmeye paralel olarak işgücü kullanımı azalmakta, verimlilik oranı artırmakta ve ekonomik büyüme gerçekleşirken, istihdam artışı beklenen düzeyde olmamaktadır.
Emeklilikte Yaş Sınırı, Çalışma Hayatında Uzun Süre Kalmayı Zorunlu Kılıyor
Hayat standartlarında ortaya çıkan gelişmeler, sağlık alanında yaşanan iyileşmeler ortalama yaşam süresinin uzamasına yol açtı. 40 OECD ülkesinde yaş ortalamasını belirlemek üzere yapılan araştırma sonuçlarına göre yaşam süresinin 1970 yılından bu yana 10 yıl uzayarak 80.1 yaşa ulaştığı tespit edildi.
İsviçre, 82.8 yıl ortalama yaşam süresi ile birinci sırada yer alırken, Türkiye 74.6 ortalama yaşam süresi ile bu ülkeler içinde sondan sekizinci oldu. Bu sonuçlardan da anlaşılacağı gibi hayatımızı idame ettirmek için daha uzun süre çalışmak zorunda kalacağız. Ortalama yaşam süresinin uzamazı sevindiriciyken, çalışma hayatında uzun süre kalma zorunluluğu yeni iş alanlarının açılmasını yavaşlatacak.
Türkiye'de İşsizlik
TÜİK'e göre Türkiye genelinde işsiz sayısı 2013 yılı Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 154 bin kişi artarak, 2 milyon 784 bin kişiye yükseldi. İşsizlik oranı ise 0,5 puanlık artış ile % 9,9 seviyesinde gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı ise 0,3 puanlık artış ile %12, 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı ise 0,5 puanlık artış ile %19,3 oldu. Bu verilerden anlaşılacağı gibi hem genel işsizlik oranı artış eğiliminde hem de genç işsizliği.
ILO'nun hazırladığı raporu göre Türkiye'nin işsizlik oranı 2014'te yüzde 10'a çıkacak, 2015'te yüzde 9,7'ye ve 2016'da ise yüzde 9,6'ı olacak. Bu tahminleri değerlendirdiğimizde bu yıl biraz yükselme eğiliminde olan işsizlik oranı diğer yıllarda neredeyse sabit kalacak. İşsizlik oranının yükselmemiş olması nispeten olumlu bir sonuç iken, işsizliğin %10'lar civarında kalıcı olması da rahatsız edici. Çünkü yapısal işsizliğin etkisini artıyor.
Türkiye'de Eğitimlilerin İşsizliği Artıyor
Ülkemizde işsizlik sorunu sadece okur- yazar olmayanlar arasında değil, eğitimliler arasında da yaygın. Eğitim seviyesi ile işsizlik oranı arasında olması gereken ters yönlü ilişki ortaya çıkmıyor. Yani eğitim seviyesi yükseldikçe işsizlikteki azalma olması gereken düzeyde değil, eğitim seviyesi yükseldikçe işsizlik oranları da yükseliyor.
Eğitimde piyasa ihtiyaçlarının esas alınarak planlanma yapılmaması ve üniversitelerden mezun olanların askerlik hizmetine kadar iş bulmada güçlük çekmeleri genç işsizlik oranındaki artışın başlıca sebepleri.
İş piyasasının değişen şartları dikkate alınarak, mesleki eğitim sistemi ile yüksek öğretim sisteminin yeniden yapılandırılması gerekiyor. Aksi taktirde diplomalı işsizler ordusu artacak, bu da hem kaynak hem de emek israfına yol açıyor.
Çalışma Süresi Azaltılmalı
Dünyada işsizlikle mücadele için çalışma sürelerinin azaltılacağı ve iş paylaşımının en etkili yöntem olacağı dile getiriliyor. Etkili bir çözüm yöntemi olarak görülen bu öneride temel sorun işi paylaşan işçilerin ücreti de paylaşacakları gerçeğidir. Buna rağmen işsizliğin ortaya çıkaracağı sosyal sorunlar dikkate alındığında çalışma sürelerinin azalacağı, ücrete dayalı çalışma ilişkisinin zayıflayacağı, aile içi üretimin artacağı, işin kutsallığının gevşetileceği, sosyal işlerin artacağı tahminin de bulunmak mümkündür.
Çalışma süreleri açısında ülkemiz ilginç bir örnek. Fazla çalıma süreleri işsizliğin önemli nedenleri arasında yer alıyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de öncelikle fazla çalışma sürelerini yasal sınırlara çekme ihtiyacı var, sonra da yasal çalışma sürelerini azaltmak gerekiyor. Mesela ülkemizde haftalık yasal çalışma süresi 45 saat olmasına karşın, fiili haftalık çalışma süresi yapılan araştırmalara göre 52 saate yükseliyor. Böylesine uzun çalışma süreleri çalışanların verimliliğini ve sağlığını olumsuz etkilediği gibi yeni istihdam yaratılmasını da engellemektedir.
Yasadışı uzun çalışma sürelerinin yasal sınırlara çekilmesi halinde 2 milyona yakın yeni istihdam yaratma imkanının doğacağı tahmin edilmekte. Bu tahminlere bir de yabancı kaçak işçiliğin azaltılması ilave edildiğin de ülkemizde işsizlik sorunun kronikleşmesi önlenebilir görünüyor. Bu tedbirlerin işsizliği azaltacağını, ancak çözemeyeceğinin de bilincinde olmak gerekiyor. Ayrıca Türkiye'de, ulusal istihdam stratejine dayalı planlama olmadan ve eğitim sistemi ile irtibatı kurulmadan işsizlik sorununa çözüm üretmek adeta imkansız.
21. yüzyılın "işsizlik yüzyılı" olacağı gerçeğini görüp, kısa ve uzun vadeli yeni istihdam planlarını devreye sokmaya ihtiyaç var.