Doç. Dr. Yüksel Okşak
Doç. Dr. Yüksel Okşak
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Yeni Gelmedik, Geri Geldik

GİRİŞ 22.07.2026 GÜNCELLEME 22.07.2026 YAZARLAR

Birkaç yıl aradan sonra yeniden köşe yazısına başlarken insan ister istemez memleketin iktisadi nabzına bakıyor. Ekranlarda altın yükseliyor, gümüş hareketleniyor, emtia yeniden konuşuluyor. Perşembe günü Merkez Bankası faiz kararını açıklayacak.

Piyasa yine bildiği ezberi mırıldanıyor: “Faiz ne olacak?”

Ben ise yıllardır aynı soruyu soruyorum: Türkiye’nin asıl meselesi gerçekten faiz mi, yoksa üretimden kopmuş bir iktisat aklının bizi getirdiği yer mi?

Öncelikle görüşlerimi sizlerle paylaşma fırsatını bizlere veren Kanal7 Medya Grubu Yönetim Kuruluna ve Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Sn. Osman Ateşli Beyefendiye çok teşekkür ediyorum.

Haftalık olarak ekonomik gelişmeleri analiz etme hususunda sizlere yeni fikirler verebilirsem, farklı bir perspektif sunabilirsem ne mutlu bana!

Haber7’de yeniden yazmaya başlarken okura önce nerede durduğumu sizlerle paylaşmam benim için çok önemli! Zira iktisat yazısı, yalnızca rakam dizmek değildir; insanın dünyaya nereden baktığını da gösterir.

Benim çizgilerim bellidir.

Ateşe oturtsalar faizi övmem, övdüremezler.

Yerli ve milli olan her unsur benim için değerlidir.

Vatanına, milletine kurşun sıkanlara, sıktıranlara, onların ekonomik veya siyasi kılıflarına af yoktur.

Ekonomi, benim nazarımda yalnızca piyasa göstergelerinden ibaret değildir; ekonomi aynı zamanda milli güvenlik meselesidir.

Bunu söylerken hamaset yapmıyorum. Tam tersine, dünyayı okuyarak söylüyorum.

Bugün dünya ekonomisi eski bildiğimiz dünya değil. Pandemi, tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Ukrayna savaşı, enerjinin bir maliyet kalemi olmaktan öte jeopolitik silah olduğunu hatırlattı. Orta Doğu’daki gerilim, Hürmüz’den geçen petrolün yalnızca petrol olmadığını; enflasyon, faiz, kur, gıda fiyatı ve sanayi maliyeti demek olduğunu yeniden önümüze koydu. 20. yüzyılın krizleri bize finansın reel ekonomiden koptuğunda nasıl felaket ürettiğini göstermişti. 21. yüzyıl ise buna bir de dijital para, yapay zekâ, enerji arzı ve jeopolitik bloklaşmayı ekledi.

Böyle bir dünyada Türkiye’ye “faizi artır, dış kaynak gelsin, kur sakinleşsin, enflasyon düşsün” demek iktisat değil, olsa olsa kolaycılıktır!

Üstelik bu kolaycılık yıllardır başka ülkelerde de deneniyor. Netice ortada. Borç artıyor, üretim zayıflıyor, gelir dağılımı bozuluyor, orta sınıf eriyor, gençler gelecek hayalini başka ülkelerin vizesine bağlıyor.

Benim kırmızı çizgim tam da burada başlıyor.

Ortodoks iktisat diye sunulan reçeteyi tek ve tartışılmaz hakikat kabul etmiyorum.

Türkiye’ye pranga olarak dayatılacak hiçbir ekonomik unsuru, modernite yahut küreselleşme etiketiyle sempatik görmem, gösteremem.

Elbette dünya ile bağ kuracağız. Elbette veri okuyacağız. Elbette merkez bankalarının, finans piyasalarının ve uluslararası sermaye akımlarının ne söylediğine bakacağız.

Ama sonunda kendi ülkemizin üretim yapısına, genç nüfusuna, sanayi kapasitesine, tasarruf alışkanlığına ve milli menfaatine göre konuşacağız.

Gelelim gündeme…

Altın iki gündür kaydadeğer bir yükseliş sergiliyor. Yazıyı kaleme aldığım dakikalarda ons fiyatı 4080 dolar civarında.

Bu yükseliş hareketinin arkasında ABD-İran hattında diplomatik yumuşama ihtimali, petrol rallisinin durabileceği beklentisi ve emtia genelindeki toparlanma var.

Fakat yüksek faiz beklentilerinin altındaki yükselişi sınırladığını da tam burada hemen hatırlatalım.

Yani piyasa aynı anda hem rahatlamak istiyor hem de rahatlamaktan korkuyor.

Bu çok şey anlatıyor.

Normal şartlarda Orta Doğu’da gerilim varsa altın yükselir der geçeriz.

Ama bugünün dünyasında denklem bu kadar düz değil. Savaş petrolü yukarı iterse enflasyon korkusu büyüyor. Enflasyon korkusu büyürse Amerikan Merkez Bankası’nın eli rahatlamıyor. Fed şahin kaldıkça dolar güçleniyor, tahvil faizleri yükseliyor, altın üzerindeki baskı artıyor. Yani jeopolitik risk altını bir yandan beslerken, enerji ve faiz kanalı üzerinden diğer yandan sıkıştırıyor.

Birkaç gün önce bunun tersini de gördük. 20 Temmuz’da altının ABD-İran gerilimiyle petrolün yükselmesi ve faiz artışı seslerinin güçlenmesi nedeniyle gerilediğini; spot altının 4.007 dolar civarında seyrettiğini yazdı. Aynı piyasada bir gün düşüş, ertesi gün toparlanma görüyorsak, mesele sadece grafik değildir. Mesele güven, beklenti ve yön arayışıdır.

Fakat burada asıl soru şu: Türk insanı altına niçin bakıyor?

Bana göre bunun cevabı yalnızca “para kazanmak” değildir.

Bu millet, kâğıt paranın erimesini, emeğin değer kaybetmesini, birikimin bir gecede buharlaşmasını defalarca gördü. Altın bizde grafik üstündeki sarı çizgi değildir. Evlenme çağına gelen evladın düğünüdür. Alınacak evin peşinatıdır. Zor günün emaneti, babadan kalan öğüt, annenin bileziğidir. Bu yüzden Türkiye’de altın meselesi finansal olduğu kadar sosyolojiktir.

Şimdi gelelim perşembe günkü faiz kararına.

Piyasa şimdi Merkez Bankası’nın ne yapacağını tartışıyor. Faizi sabit mi bırakacak? Sınırlı bir indirim sinyali mi verecek? Likidite tarafında örtülü bir gevşeme mi başlayacak? Yoksa enerji ve jeopolitik riskleri gerekçe göstererek bekle-gör tavrını mı sürdürecek?

Benim kanaatim şu: Merkez Bankası’nın işi kolay değil. Bunu görmezden gelerek konuşmak doğru olmaz. Bir yanda enflasyon hâlâ yüksek. Türkiye’de Haziran TÜFE’si aylık %0,99, yıllık %32,11 geldi. Bu, manşet açısından görece olumlu görünse de hayatın içindeki maliyet baskısının tamamen ortadan kalktığını söylemez.

Diğer yanda reel sektörün finansmana erişim sorunu var. Sanayici yüksek finansman maliyetinden şikâyet ediyor. Esnaf nefes almak istiyor. Genç girişimci bankaya değil üretime ulaşmak istiyor.

İşte benim itirazım burada başlıyor. Faizi artırarak ekonomiyi terbiye etmeyi maharet sananlar, üreticinin omzuna yüklenen maliyeti çoğu zaman görmezden geliyor. Bankada parası olan için yüksek faiz cazip olabilir. Ama fabrika kuracak, makine alacak, istihdam sağlayacak, ihracata hazırlanacak insan için yüksek faiz çoğu zaman kapıya asılmış “bekle” levhasıdır.

Üretim beklemez. Gençlik beklemez. Sanayi beklemez.

YORUMLAR 13 TÜMÜ
  • Zekeriya Bayrak 6 saat önce Şikayet Et
    Kaleminize sağlık, oldukça kapsamlı ve dengeli bir değerlendirme olmuş. Belki ilave edilebilecek tek nokta, altın fiyatlarını artık yalnızca jeopolitik gelişmeler ve faiz beklentileriyle değil; merkez bankalarının altın alımları ve doların küresel rezerv para konumundaki değişim süreciyle birlikte de okumak gerektiği. Bu perspektif, uzun vadeli resmi biraz daha tamamlayabilir.
    Cevapla
  • osmanlı torunu 10 saat önce Şikayet Et
    üretimin ihracatın ve istihdamın artması için gereken çalışma ve destekler yapılmalı ayrıca ülkemizdeki ürün ve hizmet fiyatlarının yurt dışındaki fiyatlarla arasındaki uçurumunda incelenip çare aranması gerektiği kanaatindeyim.. (örnek : aynı otelin aynı konseptte ülkemizdeki 4 gecelik fiyatı yurt dışında 1/4 _ 1/5 cıvarında vb.......
    Cevapla
  • Sefa 10 saat önce Şikayet Et
    Büyük holdingler şirketler finanse edileceğine üreticiler tek başına iş yapanlar desteklensin bir firmaya 50 milyon destek verileceğine 50 haneli köye evleri yapılsa desteklense hem göç olmaz hem daha fazla verim alınır ve devlet verdiği desteğide iyi denetleyecek ...
    Cevapla
  • Sinasi 10 saat önce Şikayet Et
    Finansal sistemlerden yada kiralar uzerinden emek harcamadan 10 yillardir para kazanmaya alismis insanlara ne vaad edersin ki uretime yatirim yapsin..
    Cevapla
  • cendere 11 saat önce Şikayet Et
    üretim olmadan asla başarı gelmez ülke bir adım ileri gidemez boş hayalden öte olmaz baltalamak yerine tam ve hep destek vermek gerekir
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle