Dr. Oğuz Tan
Dr. Oğuz Tan
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Osmanlı mirasının tükenmediğinin ispatı

GİRİŞ 31.05.2011 GÜNCELLEME 31.05.2011 YAZARLAR

Ermeniler, Rumlar, Yahudiler 100 yıl önce İstanbul nüfusunun yarısından fazlasını oluşturuyordu. Bunların dışında İstanbul’da bir de Bulgar azınlık vardır. Bulgar prototipi, sütçüdür. Bolulunun aşçı, Anteplinin tatlıcı, Arnavut’un bahçıvan, Rizelinin fırıncı, Çorum ve Çankırılının leblebici oluşu gibi… Nitekim günümüzde Bulgar cemaatinin en meşhuru, Beşiktaş çarşısının Kaymakçı Pandosudur. 1895’ten kalma izbe bir dükkanda kaymaklı ballı nefis bir kahvaltı için mutlaka uğranmalıdır.

Fener’de, Haliç kenarında çok güzel bir Bulgar kilisesi vardır hatta: Sveti Stefan. Tamamı dökme demirden yapılmış, demiri de Viyana’da dökülmüş. On dokuzuncu asrın milliyetçilik rüzgarları deli deli eserken, Balkan milletleri Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlıklarını koparmaya çalışıp arada birbirleriyle de didişirlerken, Bulgarlar Ortodoks camiasından ayrılıp kendi kiliselerini kurmuşlar. İnsan İstanbul’a bir defa daha hayran oluyor: Neler barındırıyor bağrında bu imparatorluk başkenti!

***

Eski ev sahibim, bir Bulgar’dı: Jifka Teyze. Tam adıyla Jifka Anastasya Peterova Dinof. Seksenlik bir genç kadındı. Fatihte Halıcılar Caddesinde bir apartmanda, bana kiraladığı dairenin iki kat altında da kendi oturuyordu. Çocuk doktoru olan damadı Dimitri Liyakof, bu daireyi gündüzleri muayenehane olarak kullanıyordu.

Jifka Teyze, yıllar önce Kanada’ya göç etmiş olan ablasını ziyarete gitmişti 2001 yılında. Kanada’da yaşadığı en ilginç olayı anlatmıştı döndükten sonra:

***

Yaşı sekseni geçmiş Jifka Teyze’ye daha da yaşlı olan ablası, yaz başında, Amerika kıtasının ta kuzeyindeki bir evde otururlarken, sokakta büyük bir kalabalığın dehşetli bir gürültü çıkardıklarını duyarlar.

Kanada gibi sakin bir memlekette insanların yollarda patırtı çıkarmaları alışıldık bir durum değildir.

İşin tuhafı, kalabalıktan Türkçe sesler yükselmektedir.

Jifka Teyze camdan bakınca, bir coşku seli görür.

Ellerinde bayraklar vardır coşkun göstericilerin.

Bayraklar sarı laciverttir.

Fenerbahçe haykırışlarını iyice ayırt eder Jifka Teyze.

Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kutlanmaktadır.

Jifka Teyze biraz soruşturunca, Kanada’ya göçmüş Ermeniler olduğunu öğrenir bu ‘hasta Fenerlilerin…

***

Koca bir imparatorluğun varisi olduğumuzu, üstelik devraldığımızın mirasın hala tükenmediğini anlatmıştı bana bu olay…

Aynı zamanda tarihimizin, sosyal dokumuzun kendine mahsus taraflarını da anlatmıştı…

***

İskoçya’da Glasgow şehrinin iki büyük takımı vardır: Celtic ve Rangers. Celtic-Rangers maçlarının, Fener-Cimbom maçlarından bile ateşli geçtiği söylenir. Celtic Katoliklerin, Rangers Protestanların takımıdır.

Dünyanın çok büyük bir başka derbisi, Arjantin’de Buenos Aires şehrinin iki takımı Boca Juniors-River Plate arasında oynanır. Boca İtalyan göçmenlerin, River Plate kendini öz Arjantinli görenlerin takımıdır. Yani bir ‘ırk derbisi’dir. Sadece Bocalıların gömüldüğü mezarlık bile varmış.

Bir derby (yani aynı şehrin iki takımı arasındaki maç) olmasa da, müthiş Barcelona-Real Madrid rekabeti de spora yansıyan bir etnik çatışmadır. Barcelona sürekli merkezden özerkleşmeye çalışan Katalanların, Real ise İspanyolların takımıdır. Hatta Real’i çok büyük bir takım yapanın faşist diktatör Franco olduğu söylenir.

İtalya’ya gelince: Lazio faşist İtalyanların, Roma demokratların takımıdır. Milan aristokratların, İnter garibanların takımıdır.

Romanya’da Steau Bükreş askerin, Dinamo Bükreş polisin takımıdır.

***

Kurthan Fişek Hoca yıllar önce ‘Galatasaray batılılaşmış aristokrasinin, Fenerbahçe burjuvazinin, Beşiktaş işçi sınıfının takımıdır’ demişti ama…

Bu yoruma katılan pek olmadı.

Türk-Kürt, Sünni-Alevi, zengin-fakir, sağcı-solcu, laik-İslamcı kavgalarını çok gördük…

Ama İstanbul’un bu üç semt takımı hepimizi birleştirir.

Tarihimizi bir de ‘futbol sosyolojisi’ üzerinden okumak gerek:

Tarihimizde aristokrat ve burjuva yoktur. Avrupa’da statlara bulaşan (hatta belki de en açık biçimde kendisini statlarda ifade eden) ırkçılık, pek de iliklerimize işlememiştir. Türk-Kürt, Sünni-Alevi çatışmaları tabana kök salmamıştır.

***

Şampiyonluk Fener’e kutlu olsun!

 *Bu yazı, Fenerbahçe'nin 2007 yılındaki şampiyonluğundan sonra yazılmıştır.

Dr. Oğuz Tan - Haber 7
oguztan@mcaturk.com

YORUMLAR 4
  • mansur yiğit 14 yıl önce Şikayet Et
    osmanlı mirası o değil efendi. asıl osmanlı mirası o kanada üniversitelerinin sahip çıktığı ülkemizde ise hainlerin yaktığı tarumar ettiği kitaplardır,600 yıllık bir imaratorluktan geriye kalan kitaplar sadece tarihi cevdet,koçibey risalesi ve divan şiirleri mi?
    Cevapla
  • Mehmet Emre 14 yıl önce Şikayet Et
    azınlık mısın?. rumlar, ermeniler,yahudiler,bulgarlar.. Tek derdimiz bumu? Sanki en iyi insanlar azınlıklar ,yerliler kötü .
    Cevapla
  • İbrahim Dursun 14 yıl önce Şikayet Et
    IŞIĞINI/GÜCÜNÜ/EJERJİSİNİ İSLAMDAN ALAN OSMANLININ MİRASI MI?!-1. Osmanlı yüzyıllar İslamın sancağını taşımış.islam kardeşliği inancıyla içindeki kavimleri adeta yoğurup,islam adaletiyle onları yönetmeye çalışmıştır.Bu bağlamda:İSLAMIN mirası tükendimi ki!!!!Osmanlının mirasıda tükenir mi ?!Bugün kapitalist Dünya hegomanlarının işgali altında inim inim inleyen ve karğaşa/kaos içindeki Osmanlı mirası sınırları içindeki ülkelerin,Osmanlıyı aradığını çok duyar olduk!Bu yadırganmamalıdır..Osmanlının bıraktığı boşluk henüz doldurulmuş değildir.Boşluk ihmal götürmediğinden, birilerinin o boşluğu doldurma gayretinde olduğuda unutulmamalıdır..VesSELAM
    Cevapla
  • noter tasdikli yorumcu 14 yıl önce Şikayet Et
    dünya çook küçücük. dediğiniz evin bahçesinde havuz vardır. Dimitri yi hanımını çocuklarını tanımıştım. gayri müslim olduklarını söylerken israrla biz türküz derlerdi. dimitri, küçük bir çocukken okul arkadaşlarının toplanıp gaavur gaavur diye tempo tuttuklarını anlatırmış.
    Cevapla