Ekrem Dumanlı
Ekrem Dumanlı
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Düğüm nasıl çözülecek?

GİRİŞ 09.09.2008 GÜNCELLEME 09.09.2008 YAZARLAR

TRT güzel bir iş yapmış, Kuruluş dizisinin 13 bölümünü bir film haline getirip tekrar yayınlamış. Bazı sahnelerini izleme fırsatı buldum çok beğendim.

Keşke her bölümünü yayınlasalardı. 1987'de çekilmesine rağmen iyi bir yapım olduğunu söylemek gerekiyor. Hele diyaloglar, hele diyaloglar... Bir gece yarısı Domaniç Tepesi'nde Osmancık, Şeyh Edebali'ye rastlar. Edebali kabına sığmayan ve daha yeterince kemâle ermemiş Osmancık'a sorar: "Hey Osmancık, ne düşünürsün?" Heyecanla konuşur Osmancık: "Dünya ne kadar büyük!" Edebali bilge kişiliği ve ermiş tecrübesiyle bam teline şöyle dokunur: "Dünyayı bize bu kadar büyük gösteren bizim küçüklüğümüz oğul! Hırsımız, sabırsızlığımız bencilliğimiz..." Osmancık ısrar eder: "Dünya çok büyük!" Edebali bir kez daha lafı gediğine koyar: "Anlamadın... Dünya senin sandığından da büyüktür. Ama bir ömür içindir, tek insan içindir bu büyüklük. Hey Osmancık! Bir soy için, bir soyun benimseyeceği bir ülkü, bir amaç için hiç de büyük değildir dünya..."

Diyebilirsiniz ki şu aktardığın cümleler bir senaryodan alınmış, yaldızlanmış, sinematografik ögelerle süslenmiş bir kurgudan ibarettir. Doğrudur. Tarık Buğra'nın elinin değdiği, Yücel Çakmaklı'nın emek verdiği yirmi yıl önceki şartlara göre büyük fedakârlıklarla hazırlanmış bir yapımdan söz ediyoruz. İşin aslı, gerçeğe paralel bir kurguya dayanıyor; ama metinler çok sağlam, cümlelerin ruhu var, kelimelerin nabzı atıyor hâlâ. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan ziyaretinin hemen akabinde rastladığım 'Kuruluş' beni farklı ufuklara aldı götürdü. Bir tarafta "hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimiz" sonucunda gözümüzde sürekli büyüyen ve dolayısıyla bizleri küçülten dünya; diğer tarafta "bir ülkü, bir amaç" uğruna küçülen küçüldükçe bizleri büyük haline getirecek bir dünya... Tam bir yol ayrımı. Türkiye ya kısır çekişmelerin gölge oyunlarına mahkûm olacak veya gözlerini ufka dikip bir üst medeniyete ulaşmak için daha bu milletin ruhuna yaraşır yollar bulacak kendine.

Ermenistan'daki havayı yerinde koklamak lazım; Azerbaycan'daki havayı unutmadan. Suriye'deki Türkiye sevgisini görmek lazım; Lübnan'daki, İsrail'deki, Afganistan'daki, Pakistan'daki vs. ağırlığı göz ardı etmeden. Bu ülkede birileri için Londra nasıl göz kamaştırıcı ise, birileri için Paris nasıl ışıl ışıl ise, birileri için nasıl Washington erişilmez ise, bölgemizde yaşayan kitleler için İstanbul da öylesine güzeldir, eşsizdir, dillere destandır. Bu hayranlık, bir şehre duyulan basit bir sevgiden ibaret değildir. Bu tutkunun özünde bir medeniyet terkibine duyulan sempati söz konusudur. Türkiye'nin muazzam bir cazibe noktası olması bu ülkenin sadece arkeolojik değerleriyle ilgili değil; hayat algımızın, tarihi perspektifle yoğrulmuş sentezimizin de payı büyüktür bize duyulan sevgi ve saygıda.

Türkiye, kendi ağırlığının farkında mı? Keşke olabilseydi! Keşke bu ülke iç boğuşmalardan yakasını kurtarabilseydi. Daha çok demokrasi, herkes için demokrasi, deyip rasyonel bir terkiple hayatın bütün alanlarını kuşatabilseydi. Dünya bizim için çok büyük; tıpkı kemal dönemine henüz ulaşamamış Osmancık'a büyük olduğu gibi. Oysa ufukları zorlayan bir nesil için dünya çok küçük olabilir. Onlar, dünyanın dört bir yanına sevgi taşıyabiliyorsa ve yürekleri din, dil, ırk, sınıf farkı gözetmeksizin bütün insanlığı kucaklayabilecek kadar genişse dünya onlara küçük gelecektir. Onlar eğitim seferberliği der kıtalar dolaşır, onlar ihracat der, ithalat der medeniyetler arası ilişkiyi rasyonel kaideler üzerine oturtur. Onlar her dilden insana seslenme yollarını bulur, okur, yazar, anlatır, dinletir...

Türkiye'deki en büyük düğüm "Ufku daraltmak mı ufka kanatlanmak mı?" sorusunun cevabıyla çözülecek. Bu ülke ya içine kapanıp daracık hücresini evrenlere eş tutarak kendine yeni bir zindan örecek veya Söğüt'ün bağrından kelebekler gibi dünyanın dört bir yanına kanatlanan atalarına özenip yeni bir sayfa açacak. "Dün dünde kaldı cancazım, bugün yeni şeyler söylemek lazım" diyor Mevlânâ. Çok doğru. Bugün ön şartsız demokrasi üzerine sivil toplum diliyle söylenecek sözlerin tam ifade edilme zamanıdır; kendi gölgemizle boğuşma zamanı değil!

EKREM DUMANLI - ZAMAN

e.dumanli@zaman.com.tr

YORUMLAR 2
  • Ali Haydar 17 yıl önce Şikayet Et
    Düğüm. Dünyanın küçük veya büyük algılanışı kişiden kişiye değişiyor.Osmanlı İmparatorluğunun yüzyıllar boyu koskoca dünyayı idare edişibizlerin kıymetini yeterince anlatıyor.Kendimize gereksiz paylar çıkaracak yerde yazıdaki bilgelere benzer düşünürlere ve onlardan beslenmiş kıymetli siyasetçilere ihtiyacımız var.Sen o zaman göreceksin kelebeklerin dünyaya dağılışını.Şimdiki öncüler ancak düşmanı çatlatmaya yarıyor.
    Cevapla
  • ŞAHİN YILDIZ 17 yıl önce Şikayet Et
    kurtuluş. OSMANCIK-tarık bugra nın romanından uyarlanmış.. cok güzel olmuş kitabıda akıcı
    Cevapla