Elif Çakır
Elif Çakır
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

''İmtiyazlı ortaklık''

GİRİŞ 12.05.2009 GÜNCELLEME 12.05.2009 YAZARLAR

Almanya Başbakanı Merkel de, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için sırtını dönmüş!..
Merkel, başkanlığını yaptığı Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin (CDU) gençlik kolu olan ''Genç Birlik'' tarafından düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Almanya ve Fransa'nın güçlü bir Avrupa için birlikte çalıştıklarına vurgu yaparak, ''Türkiye'yle imtiyazlı ortaklığa 'evet', AB üyeliğine 'hayır' diyoruz'' demiş.
Tıpkı Fransa gibi..
Hey gidi günler mi demek lazım…
Yoksa Erbakan Hoca’nın deyimiyle “hadi oradan” mı?
Bir zamanlar biz onlara “imtiyaz” tanırdık.
Kapitülasyonlar vardı hani.
Kaldırılsın diye kavgası sürerdi bir asır önce…
Şimdi de Avrupa bize kapitülasyon mu tanıyacak?
Üzerinden asır geçtikten sonra şimdi de Avrupa’da mı tartışma başlayacak, “Türkiye’nin imtiyazları kaldırılsın!” diye…
Bakarsınız üzerine bir de yeni Düyun-u Umumiye teşkil eder, Avrupa’dan alacaklarımızı tahsil filan da ederiz!..
Öyle ya, Osmanlı’nın bütün topraklarını elinden aldılar, üstüne bir de borçlu çıktık!..

*

Bu “imtiyazlı ortaklık” neyin nesidir, anlamadım gitti.
Eğer AB üyesi olamayacaksak, “imtiyazlı ortak” olacağız.
Peki, ne olacak bu durumda?
Gümrük birliği, serbest dolaşım falan konuşulur durur yıllardır.
Serbest dolaşım falan hikâye.
İmtiyazlı ortak bile olsak sanırım biz Türkleri öyle serbestçe dolaştırmazlar.
Hükümetlerden bu konuda hiçbir açıklama duymadık bugüne kadar.
Habire üyelik yolunda yeni başlıklar açılıp duruyor.
Yasalarımız AB uyumu çerçevesinde elden geçiriliyor.
Yapılan işler, Türkiye’nin herhangi bir iç meselesini çözmeye yarıyor mu?
Ben pek farkında değilim herhalde.
Bir de anlamadığım şey şu:
Biz zaten bütün yasalarımızı Avrupa’dan almamış mıydık?
Okullarda bize öğretilen şeyler hep bunlardı.
Medeni Kanun İsviçre’den, Ceza Kanunu bilmem nereden…
AB ile ilgili gelişmeleri nerde görsem okuyorum, okuyorum, hâlâ pek bir şey anlayabilmiş değilim.
Hele şu “imtiyazlı ortaklık” nedir, nasıldır, içinden çıkamıyorum bir türlü.
Egemen Bağış bu konularda bir aydınlatsa bizi… (Beni mi demeli, onu da bilmiyorum.)
“İmtiyazsız sınıfsız kaynamış bir kitle” olan yurdumun, ne türlü imtiyazlarla mücehhez bir ortaklık kuracağını merak etmekten uykularım harap oldu.
Bir de “reformlara ara verildi, tekrar hızlanması lazım” türünden yorumları duyunca hepten şaşırıyorum.
Ne değişti ki memlekette bu reformlarla.
MGK’ya sivil genel sekreter atandı, bakın onu biliyorum.
Bülent Arınç söylemese, ne işe yaradığını da anlamayacaktım.
Röportajında, sivil genel sekreterin kendisini ziyaret ettiğini anlattı da, oradan öğrendim.
Herhalde uyum yasalarının bizdeki anlamı şu: Nasıl olsa eskilerini de onlardan almıştık. Şimdi yenilerini alıp bir kenara atalım da, günün birinde belki uygulayanlar çıkar.

*

The İmam

Eşref Ziya’nın sorunlu imam tiplemesinin aksine, Mazıdağı’nın Bilge köyündeki İmam Kazım’ın hikâyesi, yüreğime su serpti. O artık yok ama, maneviyatının mutlaka bir işlevi olacağına eminim.
Bir defa merhum İmam Kazım adına o bölgede güzel bir cami yaptırılıp ismi verilmeli.
Oraya da mutlaka onun gibi imamlar atanmalı. (Sadece o bölgeye değil, yurdun her yerine.)
Şimdi hemen tepki mesajları gelecek bir sürü, biliyorum ancak imam sıfatını hakkıyla icra eden çok az insan gördüm.
İmam Hatip mezunuyum.
Ne kadar dine duyarsız insan varsa, çocukluğunda bir cami macerası ve imam sopası vardır. Birçok kişiyle konuşmalarımda buna şahit oldum.
Bizim çocukluğumuzda imamlar hep sopalıydı!..
Haydi sadece imamlarla yetinmeyelim, ilkokul öğretmenlerimiz de öyle.
Cetvelle vuruş teknikleri geliştiren öğretmenlerin hikâyeleriyle okulları bitirdik.

*

Mardin’deki bambaşka bir olay.
İşin katliam boyutunda yeterince şey söylendi. Büyük bir kısmı faydasız yorumlardan ibaretti.
Hatta manipüle kıvamında.
Bu olay, sosyoloji biliminin bütün verilerini alt üst eden bir şey.
Hatta dindarlık kavramını da.
Köyün tamamı dindar.
Namazında niyazında.
Ama içlerinden bir kısmı, diğerlerini, her ne sebeple olsun, çoluk çocuk kadın erkek öldürüyor.
Hem de namaz esnasında.
“Bir insanı namaz esnasında öldüren kimse Müslüman olamaz” desek de, işin içinden sıyrılamayız.
Bu insanların içlerinde biriken öfkeyi en verimli kullanan şeytan olsa da, bu vahşeti açıklamaya yetmez.
Töre diye saldırsanız, töreyi yerden yere vursanız ne olur.
Toprak gaspı yönünden değerlendirseniz ne olur.
Koruculuk sistemini tartışsanız ne olur.
İşin içine komployu dahil ederek, PKK’nın üzerine atılmak üzere hazırlanmış bir olay mı diye baksanız ne olur…
Bu konu bir yazı değil, bir kitaba zor sığar…

*

Şimdi bunu yapanları, insan diye yaşatmak kime ne fayda sağlar. Bu mahlûkların, hangi topluma, hangi inanca, hangi ideolojiye, hangi ırka ne gibi bir faydası vardır?
Kan davalarını körüklemekten başka.

Elif Çakır - Taraf
elif.cakir@yahoo.com

YORUMLAR 3
  • yakupguney 16 yıl önce Şikayet Et
    bırakalım. bırakalım şu avrupayı ,avrupa birliğine girmeyi bırakalım,avrupa birliğine girince biizm çıkarımız ne olacak kürtürel değerlerimiz sıfıra inecek sadece akla gelen ya gelmeyenler bizde onlara misilleme yapalım kuralım türkidevletler birliğimizi
    Cevapla
  • mehmet tokat 16 yıl önce Şikayet Et
    avrupa türkiyeyi çok arayacak. tam içine kapanıyor avrupa. yakında türkiye türk islam birliğini kurunca avrupa yarı yolda kalacak. üretim kalmayacak. genç nüfus kalmayacak. ahlak zaten çöküyor avrupada. avrupa olayı bitmiştir. süper güç türkiye geliyor artık. egemen bağış türkiyeyi çok iyi anlatsın. yakında oluşacak oluşumda avrupayı biz kollarız merak etmesinler. güzel bağlar kurarız onlarla. ekonomilerine yardım ederiz. doğal gaz veririz onlara. petrol veririz. işçi göndeririz ama bizim istediğimiz kadar. çok değil.
    Cevapla
  • abdulkadir erenci 16 yıl önce Şikayet Et
    nidem. eski evin merteği ben istemem ortağı ortak bene ne ider dış kapının direği abulkadir erenci saygılarımla
    Cevapla