İçimizdeki katiller (!)
Nereye savrulduklarının farkında bile değiller...
Konuşmaların içeriği “içimizdeki katiller” boyutuna geldiğinden, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” fehvasınca bunlar hakkında birkaç kelam etmezsek, şuursuzluklarının farkına varamayacaklar diye düşünüyorum.
İnsani bir hatırlatmayı görev addediyorum kendime...
Ben şaşırma, hayrete düşme duygularını kaybetmemiş birisiyim, hiçbir şeye şaşırmayanların, herkesten her şeyi bekleyenlerin aksine.
Ne söylendiğinden ziyade kimin ne söylediğidir önemli olan...
Benim için Ahmet Altan’ın ne söylediği önemlidir, iki kez okurum dört kez düşünürüm üzerinde...
Beni ikinci kez şaşırttığını söylemem gerekiyor. İlki, “bugüne kadar yaptığınız hizmetler için teşekkür ederim sayın Başbakan ancak oyumu size vermeyeceğim” seslenişiydi; ikincisi de, 800 aktivistiyle birlikte Gazze’ye uygulanan ambargoyu bir daha gündemlerinden çıkmamak üzere tüm dünyanın gözüne sokan Mavi Marmara hakkındaki sözleri...
Tam tamına on beş ay geçti Mavi Marmara gemisinin uluslararası sularda maruz kaldığı vahşet üzerinden. Mavi Marmara gemisinde dokuz şehit verildi ancak dokuzyüzlerce can hayat buldu o dokuz şehidin kanı üzerinden... Şehitlerin kanı söylemini “edebiyat” olarak görenlere inat, evet, şehitlerin kanının bereketine inanırız. Bu kana susamışlık demek değildir, kan dökmekten çok kanımızı vermeyi düşünürüz. Fakat bütün insanlık ile münasebetlerimizde Habil’in tavrını seçmişizdir. Hani Kabil onu öldürmeye geldiğinde “Andolsun ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, beni seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Alemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım” demişti. İşte Mavi Marmara’dakiler de birer Habil’di, Kabil’e (İsrail) karşı...
Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
Elif Çakır - Star Gazetesi