Duamız sizinle Aydın Bey
Tamam, sağın akil adamı olmaya çalıştı ancak olamadı.
Varsa bir potansiyeli, babasının isminden dolayı o yeteneğin üzeri örtüldü, yeteneği yoksa da babasının ismine hürmeten eleştirilmedi...
Velhasılı kelam, iz bırakacak bir siyasi yaşamı da olmadı, babasının gölgesinden de bir türlü kurtulamadı, isminin altını dolduramadı.
Evet, kimi zaman özgürlükçü kimi zaman ise devletçi refleksler gösterdi.
Menderes isminden dolayı çok şey beklendi, fakat o beklentileri hakkıyla karşılayamadı...
Peki ama söyler misiniz, bu ülkede, “sallandırma” denilince kimin babası gelir akla?
Hangi oğul, yıllarca babasının idamını gördükten başka, bir de yaşadığı yıllar boyunca bunun ironik bir siyaset malzemesi olarak kullanılmasından etkilenmez.
Aydın Menderes babasına buradan selamla gidip, “Seni idam edenlerle hesaplaşıp geldim” diyebilir mi acaba?
Aydın Menderes siyaseten başarılı olabilmiş birisi değildi.
Zira bu konuda hep çekingen, hep ürkekti. Zikzakları, gelgitleri oldu. Evet, “Pazara kadar değil, mezara kadar” sözünün ardından, kapatma davasının açılmasından bir gün önce partiden istifa eden isimdi Aydın Menderes. Evet, Meclise başörtüsüyle gelen Merve Kavakçı’ya öfkeyle parmak sallanıp “O kadın dışarı” denilirken, Demirel’in sözlerine kanıp “O içeri girerse ben çekilirim” diyebilecek kadar tedirgin bir isimdi aynı zamanda...
Ancak, şunu söyleyebilirim ki ben bu tavrından dolayı Aydın Menderes’e gönül koysam da öfkelenemedim, kızamadım, onu sorgulamak “ama neden” demek içimden geçmedi.
Onu anlamaya çalıştım, on dört yaşındaki bir çocuğun yaşadığı acıları, yaşatılan travmaların etkilerini çözmeye çalıştım.
Ben, siyasette başarılı olamamasının ardında da, gelgitlerinin arkasında da, hep, idolü elinden alınan bir çocuğun hayatındaki travmanın izlerini bulmaya çalıştım.