Çetenin paralel askerleri
Devam edip bazı olayları değerlendirirken, "çetelerin savaşı" ifadesini kullanmıştım. Mesajı aldılar ve gereğini yaptılar…
Zaten beni pek sevmiyorlardı, bu defa düşman oldular.
Yukarıda Allah var, doğruları söylemek gerekir. Hep "abi, abi"deyip etrafımda dolaştılar. Yüz yüze geldiğimizde saygıda kusur etmediler. Ama arkamı döndüğümde yapmadıkları kalmadı. Sürekli olarak yollarıma diken döşediler.
Sinsi ve kaypak bir yapıları vardı!
Şimdi de o yapının kalıntıları devam ediyor. Bir yandan ret ve inkâr politikalarını sürdürüyorlar. Diğer taraftan ölümüne bir mücadele veriyorlar. Çünkü, artık deşifre oldular. Görmeyenler gördü, tanımayanlar tanıdı. Üzerlerine gidilmeye başlandı.
Öyle bir noktaya geldiler ki… Ya yok olacaklar, ya yok edecekler! O yüzden canlarını dişlerine takıp saldırıyorlar. İçinde bulunduğumuz süreçte yaşadıklarımız budur.
-
Kendi açıklamalarına bakılırsa, yıllarca aşüftelerin peşinden koştular. Onlardan bilgi ve belge temin etmeye çalıştılar.
Saunaları dikizlediler, görüntüler topladılar.
Yatak odalarına kadar girip kameralar ve dinleme cihazları yerleştirdiler. Her türlü mahremiyetin içine daldılar.
Yıllar boyunca tehdit ve şantaj için kullanmak üzere malzeme derlediler. Gizli ve son derece kirli bir arşiv oluşturdular.
Şimdi de yok olmamak için o kirli arşivden medet umuyorlar. Planlı ve sistemli bir şekilde ellerinde ne varsa ortalığa döküyorlar.
Tabii medyadaki uzantıları da boş durmuyor. İçine girdikleri savaşta onların görevi ise, açıktan saldırmak. Dikkat edin, düne kadar suret-i haktan görünenler, bir anda değiştiler. Karşısında secde etme konumuna kadar düştükleri insanlara kin kusuyorlar. Üsluplarını bozdular, işi küfür ve hakarete götürmeye başladılar.
Ama başka çareleri de yok. Mecburlar, hatta mahkûmlar. Yok olmanın korkusu ve paniği içinde saldırıyor, saldırıyor, saldırıyorlar…
Yazının devamı için tıklayın >>>