Lanet olsun size
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in dediği gibi her ramazanda aynı klasik yaşanıyor. İftar ve sahurlarda alabildiğine vahşileşiyor. Hedefine kadın ve çocukları da yerleştiriyor. Genellikle de kurbanlarının evini enkaz haline getiriyor… Bu, kimliği belirsiz bir sapık ya da cani değil. Bu, adı “İsrail” olan bir devlet! O devletin vatandaşlarının bir kısmı, akşamları masa ve sandalyelerini alıp yüksek tepelere çıkıyorlar. Büyük bir zevkle naklen katliam izliyorlar. Her eve düşen bombada “zafer çığlıkları” atıyorlar. Her patlama ve çevreye saçılan ışığı çılgınca alkışlıyorlar.
O devletin parlamentosundaki Ayalet Shaked isimli kadın milletvekili bombalar altında can veren çocuklar için bakın neler söylüyor:
-Hepsi düşmanımız. Kanları başlarında olmalı. Buna öldürülenlerin anneleri de dahil. Onlar da oğullarının peşinden gitmeli. Evleri de yakılmalı ki, orada yılan yetiştiremesinler.
İsrail Ordusu da öyle yapıyor zaten…
Kadın ve çocukları katletmekle kalmıyor. Gazze’de taş üstünde taş bırakmamaya gayret sarf ediyor.
Bu katliam şebekesi kılıklı devletin dünyanın her yerinde destekçileri var...
Aslında bir insanlık suçu işleniyor. Olmayan bir “savaştan” bahsediliyor ama savaşın kuralları bile ayaklar altına alınıyor.
Destekçiler ise karartma yapmakla meşgul!
NBA oyuncusu Dwight Howard, Twitter’da “Özgür Filistin” etiketine destek veriyor. Üzerine öyle bir saldırıyorlar ki, geri adım atmak zorunda kalıyor. Yetmiyor, üstüne bir de özür diletiyorlar.
Rinanna, Twitter’da insanlık adına bir çıkış yapıyor; Gazze’de yaşanan insanlık dramına isyan ediyor. Dünyasını karartıyorlar. “Pardon, yanlışlık oldu” açıklaması yapmak zorunda bırakılıyor.
Türkiye’de bile oldukça etkililer. Sosyal medyada kendi yaptıklarının bir benzerini savunan Yıldız Tilbe’ye nasıl saldırdıklarını gördük.
Vahşeti savunuyorlar…
El kadar çocukların kanları üzerinde geziniyorlar.
Şimdi soruyorum:
-Bugün sergiledikleri zihniyet ve vahşetin geçmişte Hitler’in kendilerine yaptıklarından ne farkı var?
Neymiş, kendilerini savunuyorlarmış! İsrail’e atılan roketlere karşılık veriyorlarmış! Ülkelerini korumak amacıyla hareket ediyorlarmış!..
Tabii ki tamamı hikâye…
İsrail’e kaç tane roket atıldı? Bu roketler nerelere isabet etti? Ettiyse kaç ölü ve ne kadar yaralı var? Bu roketlerin tahrip gücü ne?
Bunların hiçbirinin cevabı yok!
Üstelik, yıllardır aynı terane devam edip gidiyor. “Medeni” dediğimiz dünyada kimse bu soruları sormuyor. Kimse paramparça olmuş çocuk cesetlerine bakıp “Bu nasıl vahşet?” demiyor. Kimse kılını kıpırdatmıyor.
Durum bu olunca, İsrail denilen saldırgan da pervasızca ramazan klasiklerine devam ediyor. Vuruyor, öldürüyor, yakıyor, yıkıyor…