Emin Pazarcı
Emin Pazarcı
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

“Hayır”cı cephe kimliği

GİRİŞ 05.03.2017 GÜNCELLEME 05.03.2017 YAZARLAR

Yıl 1968… İstanbul Boğazı’nın henüz gerdanlığa kavuşmadığı bir dönem. Tek bir geçiş yok, sadece “Boğaz’a köprü yapılsın mı, yapılmasın mı?” tartışmaları var…

Malum çevrelar ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Büyük bir gürültü koparılıyor. İstanbul Boğazı’na yapılacak köprünün memleket ekonomisini çökerteceğinden tutun da, çevreye çok büyük zararlar vereceğine kadar her türlü argüman ortaya atılıyor. Ancak, kimse kalkıp da karşıdan karşıya geçmek için günlerce arabalı vapur sırası bekleyen, kuyruklarda sefil olan araç sahiplerine “Siz ne düşünüyorsunuz?” diye sormuyor.

“Olamaz, olmamalı, istemeyiz” tepkileri havada uçuşuyor…

Tam bu aşamada Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı konumundaki İlhan Selçuk, 3 Eylül 1968’de o unutulmaz yazıyı kaleme alıyor:

“Boğaz Köprüsü memleketin geleceği için zararlıdır.”

Geniş halk kitleleri adına atıp tutuyor. İşçi, köylü ve diğer sosyal kesimlerin sözde avukatlığına soyunup, Boğaz Köprüsü için söylemediğini bırakmıyor.

Nihayet, bütün tepkilere rağmen Boğaz Köprüsü yapılıyor.

Yetmiyor, yenileri inşa ediliyor. Yine yetmiyor, İstanbul Boğazı’na denizin dibinden geçişler yapılıyor.

Her seferinde de aynı tablo yaşanıyor. Artık tanıdığınız o malum çevreler, kendilerini “fren mekanizması” yerine koyup, başlıyorlar bağırmaya:

-Yapamazsınız, yaptırmayız…

Bugün da Anayasa Değişikliği için yapılacak Halk Oylamasını aynı çerçevede değerlendirebiliriz. Dikkat ediyorum, en fazla direnç gösterenler ve en çok bağıranlar, yine aynı çevreler. Geçmişte yapılan bütün yenilikler karşısında takoz işlevi gören zihniyetin bugünkü uzantıları!

***

Çok eski değil, 1980’li yıllarda, darbe yönetiminden sözde demokrasiye geçilirken seçim çalışmalarına katılırdık. Otobüse biner, siyasetçilerle birlikte Anadolu’yu turlardık. Her biri günler, bazen de haftalar sürerdi. Bugünkü gibi haberleşme imkanlarına sahip olmadığınız için ailelerimizle irtibatlarımız kesilirdi. Son derece ağır şartlarda bir kampanya çalışmasının sonunda tabir-i caizse insanlıktan çıkmış bir halde başladığımız yere geri dönerdik.

Bugün ise durum çok farklı…

Önceki gün Başbakan Binali Yıldırım ile Bartın ve Sinop mitingleri için öğle saatlerinde Ankara’dan yola çıktık. Dönüşü İstanbul üzerinden gerçekleştirmemize rağmen, her birimiz gece evlerimizdeydik.

Üstelik, hava muhalefeti yüzünden üç defa deneme yapmamıza rağmen Zonguldak Çaycuma Havalimanı’na inemememize rağmen. Durum bu olunca Sinop’a yöneldik ve oraya indik. Bartın’a gidemedik, ancak Başbakan Yıldırım, telekonferansla da olsa bekleyen kalabalığa ulaştı, mesajlarını verdi.

Nereden nereye…

Türkiye son yıllarda çok büyük bir değişim içine girdi. Çok değil, birkaç yıl öncesini düşündüğümüz zaman bile yaşanan bu büyük değişimi görebiliyoruz.

Kolay mı oldu bu?

Tabii ki hayır. Tıpkı Boğaz Köprüsü örneğinde olduğu gibi her seferinde setler oluşturuldu. Atılan her adım kesilmeye çalışıldı. Ülkenin geleceği için zemine her kazma vurulduğunda büyük feryatlar koparıldı.

Sonuç ise ortada:

Belki yavaşlatıldı, zaman zaman tökezlemeler yaşatıldı. Ancak, değişim ve dönüşüm devam etti. Bütün çabalara rağmen engellenemedi.

***

Bugün de 16 Nisan’daki halk oylaması öncesi bir klasik yaşıyoruz…

TBMM’de Türkiye’nin önünü açacak bir anayasal düzenleme yapıldı. Yıllardır ayağımıza pranga olan, idarenin hızlı karar almasını önleyen sistem değiştirildi. Yılların tecrübesinden yola çıkılarak ülkeyi rahatlatacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne doğru bir adım atıldı. Halk da “evet” derse ülke rahatlayacak.

Dün duble yollara, havalimanlarına, telekomünikasyondaki gelişmelere, kısacası her türlü yeniliğe karşı olan çevreler yine ayakta. İyice bakın, çoğunun dünkü “istemezük” cephesinin bugünkü uzantıları olduğunu göreceksiniz. Ancak, öyle görünüyor ki, tarih yine tekerrür edecek. Dün olduğu gibi bugün de geniş halk kitleleri değişimden yana tavır koyacak. Ne kadar engel olmaya çalışırlarsa çalışsınlar, ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar, Türkiye’nin ileriye doğru yaptığı hamleler ve yürüyüş devam edecek.

Sular tersine akmaz ki!..

Emin Pazarcı-AKŞAM

YORUMLAR 1
  • ömer koç 8 yıl önce Şikayet Et
    sayın pazarcı yazınızda belirttiğiniz gibi malum çevreler ve allahın yarattığı bu mahlukat yine istemezük deyecekler olsun onnar içün de evet ama gendileride bilirki erdoğan bu millettin iyiliğini istiyor TABİKİ EVET Ama genleri müsade etmez neden çünkü bunnarın genlerinde birisi herhagi bişeye ak derse bunnar gara demek zorunda bir memleket sevdalısı çıkıp uçalım dese bunnar ne der gafamızı guma gömek derler DURMAK YOK TAMYOL İLERİ MİLLETİN EVLADI ERDOĞAN YOLUN YOLUMUZ DAVAN DAVAMIZ SENNEYİ SEVERSEN ONU SEVİYOZ BİN TANE CANIM OLSA YEMİN OLSUNKİ GÖZÜMÜ KIRPARSAM YOLUNA BİNİ DE FEDA OLSUN
    Cevapla