Ne Netanyahu’ya kulak vereceğiz ne de Tarrant’a!
Büyük bir şoktayız. Dünyanın en barışsever toplumunda, bir katil eline aldığı silahla kutsal bir mabede giriyor. Önüne geleni öldürüyor. İçimizi yakıyor ve bizi öfkelendiriyor. Katil sanki kutsal mabette insan öldürmüyor. Bunun yerine oyun oynuyor gibi. Üzerindeki semboller, silahlarındaki yazılar , ağızındaki sözler, youtube’deki söylemler başka bir dünyayı haber veriyor. Faşizm, tarihsel travmalardan üretilen öçler, haçlı savaşlarını arkaik ruhu, islamfobiya ve göçmenler düşmanlığı taşıyor. Tarih ve bugün bütün nefret ruhuyla bir şahısta tecessüm etmiş. Sonunda da masum Müslümanların camideki ibadetleri üzerine kusmuş!
IŞİD'in ve diğer isyancı hareketlerin İslam adına yaptıklarını batıda da bir şahıs İslam’a karşı yapıyor. Bu katil “beyaz güç”, faşizm ve tarihsel öç duygularını birleştirerek şiddet işliyor. Bir açıdan El-Kaide ve IŞİD'in istediği de zaten Hristiyan ve Müslümanlar arasındaki modern eşitsizlik ve hegemonik ilişkiden doğan çelişkileri derinleştirmek ve bunun sonucunda dünyayı iki cepheye dönüştürmek. Gün geçtikçe Batıda yükselen aşırı sağcılık, faşizm ve İslam düşmanlığı da buna karşılık verecek hale geliyor. Sanki El-Kaide ve DEAŞ stratejileri tutuyor. Dünyada teröristler ve isyancıların geliştirdiği stratejiler gün geçtikçe tutmaya başlaması bir felakettir. Bunda bu teröristler kadar kendi ülkelerini ve dünya toplumlarını daha adil yaşamalarına imkan vermeyen siyasi hegemonyanın da büyük katkısı var. Ortadoğu diktatörlerini destekleyen Batı siyasetlerinin göçmenlerden şikayet etmeye hakları yok. Çünkü insanlar bu dikta rejimlerinin işkencehanelerinden, attıkları kimyasal silahlarından ve ürettikleri yoksulluklardan ölüyorlar zaten.
Daha birkaç gün önce dünyaya önemli bir “barış ve ittifak konsepti” alternatifi oluşturan AB, Sisi ve diğer bölge diktatörleriyle bir araya geldi. Hem de onlarca kişi idam edilirken. Netanyahu “ İsrail sadece Yahudilerindir” diyerek Gazze’ye bombalar yağdırırken, dünyaya hükmeden güçler ve Batı demokratik kamuoyunda ses çıkmıyorsa göçmenlerden şikayet etme hakları da yoktur.
Yeni Zelanda’daki vahşet, bütün dünyanın namuslu aydınlarına, siyasetçilerine ve aklı başında olan herkese şunu hatırlatmalı. Artık sulh ve saadet bölgesel olmaktan çıktı. Ya bütün dünya kıyamet kadar teröre boğulacak ya da dünya daha adil bir düzene geçmek zorunda. Ortadoğu’yu İsrail’e teslim etmek, Müslümanlara terörist demek, darbelere rejimlerine mahkum etmek ve yersiz yurtsuzlaştırmak gibi stratejilerden huzur yok dünyaya. Huzur herkesin hakkı. Ne bir bölgenin ne bir sınıfın ne de bir medeniyetin. Küreselleşme bizi tek dünya haline getirdi. Hep beraber bu bombalar, isyanlar, katiller ve vahşetlerden kurtulmak istiyorsak “evet , dünya beşten büyüktür” diyerek oturup yeni bir Dünya Sözleşmesi yapmak zorundayız.
Ne daha fazla milliyetçilik, ne daha fazla tarihçilik ne de daha fazla İslamcılıkla bu sorunlardan çıkmamızı sağlayabilir. Dünyamıza gerekli olan daha fazla adalet, daha fazla ekonomik paylaşım ve daha fazla eşit katılım. Bütün insanlık tarihi boyunca ilk defa bu kadar fazla ortaklaşa hale gelen küremizde, artık daha fazla beraber düşünmek ve beraber insani olmak zorundayız. Batı, demokrasiyi sadece kendisi için değil, Ortadoğu için de kabul etmek ve hatta bunu desteklemek zorunda. Çin ve Rusya, otoriter hegemonyaları ile ne Kafkaslardaki Müslümanları ne de Türkistandaki Müslümanları yönetebilir. Daha güçlü silahları ile daha fazla terör üretimine katkı sağlıyorlar.
Biz Müslümanlar için asıl olan inancımızın esasları. Tarihte yaşadığımız işgaller ve travmaları her zaman unutarak bu esaslar üzerine yeni bir ruhla yeni bir dünya kurmaya yöneliriz. Osmanlı Söğütte haçlıların tarihsel şiddetlerinden ilham alarak etrafındaki Hristiyanlarla ilişki kurmadı. İslam’ın asil ruhundan ilham aldı. Yeni bir bilinçle adaleti Hristiyanlar için de temsile etmek istediler. Bu nedenle Yeni Zelanda’da Tarrant katilinin Viyana Kuşatması, İstanbul Fethi ve I. Murat karşıtlığı üzerine ürettiği öfkenin ruhunda kendimizi seyretmekten uzak durmalıyız. Biz tarihimizin travmalarından değil zaferlerinden, imar ve ümranından ilham alan bir meşrebiz.( Ehli Sünnet ruhu budur). Bu meşrebi vehhabilik selefiliğinden de İran Şiiliğinden de farklı kılan budur. Yine bu kucaklayıcı ruhla dünyayı imara, ümrana ve adalete çağırmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin yeri de budur. Ne faşizm, ne ırkçılık ne de tarihsel kin ve öfke!
YENİ ŞAFAK