Ertuğrul Cingil
Ertuğrul Cingil
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Trump’a suikast ve kutuplaşmanın anatomisi

GİRİŞ 29.04.2026 GÜNCELLEME 29.04.2026 YAZARLAR

Dünya, İran savaşında müzakerelerin tıkanması ve belirsizliklerin artmasıyla ekonomik kaos yaşarken, Amerika suikast saldırısıyla sarsıldı.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) geleneksel yemeği, bir prestij gecesinden aksiyon filmlerini aratmayan tahliye operasyonuna dönüştü.

ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve yönetimin üst düzey isimlerinin burnunun dibinde patlayan o silah, ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi.

“Yalnız kurt” saldırısı olarak tanımlanan suikast girişiminde 31 yaşındaki saldırgan Cole Tomas Allen, bir güvenlik görevlisini yaraladıktan sonra etkisiz hale getirildi.

Oyun geliştiren makine mühendisi ve öğretmen olan saldırganın pompalı tüfek, tabanca ve birden fazla bıçakla böylesine önemli etkinliğe girmesi, ciddi bir güvenlik zafiyeti olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik güçleri saldırganı hızlı şekilde etkisiz hale getirse de uzmanlar güvenlik konusundaki eksikliklere dikkat çekiyor.

Üst düzey isimlerin katıldığı etkinlikte uygulanan güvenlik seviyesinin yetersiz kaldığı, tüm kaynakların seferber edilmediği ve ciddi açıkların oluştuğu eleştirileri yapılıyor.

Güvenlik önemleriyle dalga geçen saldırganın saldırı öncesinde aile üyelerine gönderdiği manifestosu ise Jeffrey Epstein skandalından İran savaşına çeşitli göndermeler içeriyor.

“Artık bir pedofilinin, tecavüzcünün ve hainin suçlarıyla ellerimi kirletmesine izin vermeye istekli değilim” diyen saldırgan Allen, “Bu yönetimin yaptığı her şeyi düşünerek öfke yaşıyorum” sözleriyle Trump yönetimine karşı tepkilerini dile getirdi.

Kendini “Dost Federal Suikastçı” olarak tanımlayan saldırganın eylemi ve kullandığı ifadeler, Amerikan toplumunun içine düştüğü derin kutuplaşmanın son göstergesi niteliği taşıyor.

AMERİKA’NIN KANLI SİYASİ HAFIZASI

ABD başkanlarına yönelik saldırılar, geçmişten beri ülkenin siyasi DNA’sına kazınmış durumda. 45 başkanın görev yaptığı Amerika’da, bugüne kadar 10’un üzerinde başkana yönelik bilinen 30’dan fazla suikast girişimi oldu.

Bu suikastler sonucunda Abraham Lincoln tiyatro locasında vurulurken, tren istasyonunda saldırıya uğrayarak yaralanan James A. Garfield yanlış müdahale sonucu hayatını kaybetti. Yani Garfield, doktorların steril olmayan elleriyle yaraya müdahaleleri sonucunda enfeksiyondan yavaş yavaş öldü.

William McKinley New York’ta bir fuarda öldürülürken, 25. Başkan John F. Kennedy Dallas’ta üstü açık bir araçta hedef alınarak hayatını kaybetti.

ABD başkanlarından Andrew Jackson, kendisine doğrultulan iki tabancanın da tutukluk yapması üzerine saldırganı bastonuyla etkisiz hale getirmişti.

Göğsünden vurulmasına rağmen cebindeki 50 sayfalık konuşma metni ve gözlük kabının etkisiyle hayatta kalan Theodore Roosevelt, “Bir geyik kadar güçlüyüm” diyerek konuşmasını bitirmişti.

Aktris Jodie Foster’a takıntılı saldırgan John W. Hinckley Jr.’ın onu etkilemek için düzenlediği suikast girişiminde Ronald Reagan ise ciddi şekilde yaralandı.

NETANYAHU’NUN TRUMP’A KURDUĞU İRAN TUZAĞI

Geçmişten beri başkanların yanı sıra başkan adaylarının da hedef alındığı kanlı suikast zincirinin son kurbanı ise Donald Trump oldu.

Son 2 yıl içerisinde 4 suikast girişiminde bulunulan Trump’a en ciddi saldırı, seçim kampanyası sırasında 2024 Pennsylvania’da yaşandı.

Trump’ın yaralanan kulağından sızan kanla yumruğunu havaya kaldırdığı o an, Amerikan siyasi tarihinin en etkili ikonik karelerinden biri olarak tarihe geçti. Dünya çapında yayılan görüntü, İkinci Dünya Savaşı’ndaki ünlü bayrak dikme fotoğrafıyla karşılaştırıldı.

Bu saldırının ardından Trump’a West Palm Beach’te golf oynadığı sırada elinde tüfekle tespit edilen bir saldırgan etkisiz hale getirildi.

Yine bu yıl şubat ayında gizli servis, Trump Washington’da iken Mar-a-Lago tesislerine elinde tüfek ve gaz tüpüyle gelen 21 yaşındaki bir kişiyi öldürdü.

Bu suikast girişimlerinin son halkasını ise cuma günkü Beyaz Saray Muhabirleri gecesindeki soru işaretleriyle dolu saldırı oluşturdu.

Bu arada ABD basını, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Trump’ı İran savaşına ikna etmede sadece jeopolitik dengeleri değil, gerçekliği tartışmalı İran kaynaklı suikast iddialarını da kullandığını yazdı.

Netanyahu, en büyük zaaflarını ve egosunu ustaca tahrik ettiği Trump’ı, Amerikan güvenlik mekanizmalarının tüm uyarılarına rağmen Orta Doğu’da oynadığı kanlı satranca çekmeyi başardı.

Trump şimdi, uydurma suikast iddialarının da etkisiyle girdiği karanlık savaş bataklığından çıkmanın yollarını arıyor.

KUTUPLAŞMANIN ANATOMİSİ VE “SOĞUK İÇ SAVAŞ”

ABD Başkanları tarihinde en fazla saldırıya muhatap olan isimlerin başında gelen Trump’a yönelik, geçmişten beri onlarca suikast girişiminin de önlendiği ifade ediliyor.

Tüm bu saldırıları kendi için siyasi sermayeye dönüştürmeyi başaran Trump’a, 2024 yılında Pensilvanya’daki saldırının 5 puan civarında oy sağladığı anketlere yansıdı.

Trump, son saldırıyı da “hedef alınan güçlü lider” algısını pekiştirerek sadık tabanını konsolide etmek için güçlü bir fırsat olarak kullanmaya başladı.

Smokini hala üzerindeyken basına konuşan Trump, “şov devam etsin” dediğini, salonda kalmak için canla başla savaştığını ama gizli servisin kuralına uyarak güvenli odaya “dimdik yürüdüğünü” söyledi. Oysa Trump’ın salondan çıkarılırken yüzüstü yere düştüğü anlar kameralara yansıdı.

“En büyük etki yaratan insanlar, üzerine en çok gidilen insanlardır” sözleriyle “korkusuz lider” imajı oluşturmaya çalışan Trump, Beyaz Saray’a güvenli balo salonu inşa etme planını savunmaktan da geri durmadı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt ise son yıllarda artan siyasi şiddetin arkasında “sistematik şeytanlaştırma” olduğunu savunarak Demokratlar ve liberal medya dilini hedef alarak siyasi stratejinin işaretlerini verdi.

Aslında bu son saldırı, yükselen kutuplaşmanın ve gerginlik sarmalının tehlikeli bir eşiğe geldiğini net şekilde ortaya koyuyor.

Komplo teorilerinin gerçekliğin yerini aldığı, siyasi rakiplerin düşmanlaştırıldığı, öfkenin örgütlü bir dile dönüştüğü ve toplumsal fay hatlarının derinleştiği ortamda şiddet kaçınılmaz hale gelebiliyor.

Trump’ın dışlayıcı siyasi dili ve tercih ettiği ötekileştirici söylem biçimi, “biz ve onlar” ayrımı, ülkeyi bir yankı odasına hapsetmişe benziyor.

Göçmen karşıtı sert çıkışlar, yabancı düşmanlığına yönelik mesajlar ve rakiplerini küçümseyen, zaman zaman aşağılayan üslup… Tüm bunlar Trump’ın siyasi mobilizasyon stratejisinin bir parçası.

Bu yaklaşım, eleştiri sınırlarını aşarak kimlikler üzerinden yürüyen bir çatışma dilini normalleştiriyor. Böyle bir atmosferde bireysel radikalleşmenin ve uç eylemlerin zemini de kaçınılmaz olarak genişliyor.

Amerikan siyasetinde uzun süredir biriken gerilim, artık karşı tarafı “yanlış” değil “tehdit” olarak görme noktasına evriliyor. Bu da siyaseti demokratik bir yarıştan çıkarıp varoluşsal bir çatışmaya dönüştürüyor.

Silah edinmenin bir çocuk oyuncağı olduğu bu ülkede, öfkenin namluya sürülmesi artık sürpriz olmaktan çıkıyor.

Donald Trump’ın siyaset tarzı, destekçileri için “sisteme karşı cesur bir meydan okuma”, karşıtları için ise “kurumsal düzeni yıkan bir tehdit” olarak okunuyor. Bu iki uç yorum arasında kalan geniş kitle ise giderek daha fazla geriliyor.

Trump yönetimi dış politikada saldırgan hamlelerle dünyayı belirsizliklerle dolu bir kasırganın içine sürüklerken, içeride kutuplaşma ve gerilim tırmanıyor.

ABD Başkanı Trump’ın agresif, ayrıştırıcı ve kurumları hiçe sayan kutuplaştırıcı siyaset tarzı, Amerika’da bir “soğuk iç savaş” iklimi oluşturuyor.

SEÇİME GİDEN YOLDA GERİLİM SİYASETİ

Bu kaotik atmosferde Trump, 3 Kasım’da Temsilciler Meclisi’nin tamamının ve Senato’nun üçte birinin yenileneceği oldukça kritik seçimlere hazırlanıyor.

Seçim öncesi yaşanan her saldırı, Trump’ın “tehdit altındaki lider” imajını pekiştiriyor. Kararsız seçmende “güçlü lider” ihtiyacını tetiklerken, kendi tabanının sadakatini artırarak konsolide edebilir.

Demokratlar “demokrasi elden gidiyor” derken, Trump’ın kitlesi “liderimizi öldürmeye çalışıyorlar” diyerek safları sıklaştırıyor.

Hayatını pragmatizm üzerine inşa etmiş olan Donald Trump’ın son suikast girişimini, öncekilerde olduğu gibi siyasi sermayeye dönüştürerek seçimlerde kullanması kaçınılmaz.

Çünkü son anketler, İran savaşı, Papa ile girilen sert tartışma ve ekonomide yaşanan sıkıntılar nedeniyle Trump’ın oylarının eridiğini gösteriyor. Trump bu kritik seçimlerde başarısız olursa “topal ördek” durumuna düşerek ciddi güç kaybedebilir.

“Kaybedersek beni azlederler” diyerek tabanını konsolide etmeye çalışan Trump için son suikast saldırısı, bu kırılgan tabloda yeni bir destek dalgası oluşturma fırsatı olarak görülüyor.

Bu arada sandık kurallarıyla da oynayan Trump, seçim haritalarının değiştirilmesinden seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi zorunlu hale getirilmesine ve postayla oy kullanılmasının kaldırılmasına kadar kendisi için işleyecek çeşitli formüllerin peşinde.

Tüm bu çabalar, Trump’ın sandıktan istediği sonucu alamaması halinde hile iddialarını devreye sokabilmesi için sağlam birer gerekçeye dönüşebilir.

Çünkü yenilgiyi kabullenemeyen Trump için kaybedilen her seçim “çalınmış seçim”dir.

Hatta böylesi bir durumda Trump’ın, İsyan Yasası kapsamında silahlı kuvvetleri devreye sokması bile gündeme gelebilir.

Amerika yalnızca bir suikast girişiminin şokunu yaşamıyor; kendi içinde büyüttüğü öfkenin, beslediği ayrışmanın, bölünmenin ve normalleştirdiği nefret dilinin sonuçlarıyla yüzleşiyor.

Dünyaya demokrasi dersi vermeye kalkışan bir ülke, artık kendi demokrasisinin dayanıklılığını test eden bir laboratuvara dönüşmüş durumda. Sandık ile mermi arasındaki çizgi her geçen gün biraz daha inceliyor.

Eğer sandıktan çıkan sonuçla ilgili hile iddiaları yükselir ve “İsyan Yasası”nın gölgesi sokağa düşerse, Washington koridorlarında patlayan silahlar bir son değil, çok daha büyük bir fırtınanın yalnızca ilk rüzgarı olarak tarihe geçebilir.

YORUMLAR 3
  • Kırgızlılar 2 saat önce Şikayet Et
    Pis güvenlik görevlileri Trapı kurtaracaz diye az kaldı Trampın namusunu paymal ediyordular
    Cevapla
  • Mehmet 4 saat önce Şikayet Et
    Bu suikastı iki şekilde okumak lazım; birincisi siyonistlerin epstein gibi Tramp'a bir uyarısıdır, yani ey Tramp emrimizde ol yoksa sonun iyi olmaz mesajıdır. İkincisi danışıklı bir suikasttır, yani Tramp kendini bununla aklamaya çalışıyor denilebilir. Her zaman büyük ülkelerin büyük oyunları olur.
    Cevapla
  • Bir Fani 4 saat önce Şikayet Et
    Özgür Özel de kendince chp de yeni bir açılım yapmayı planladı ama EKO sistem ona AKM önünde bir tokat atarak Emrimizde bir nefersin sen kimsin dedi. Oda emir eri moduna geri döndü... O misal
    Cevapla