Ertuğrul Cingil
Ertuğrul Cingil
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Trump’ın kaosu Şi’nin soğukkanlı satrancı

GİRİŞ 13.05.2026 GÜNCELLEME 13.05.2026 YAZARLAR

Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün başlayan kritik Çin ziyaretinden çıkabilecek sonuçlara odaklanmış durumda.

Trump’ın başkanlığa tekrar dönüşünün ardından Çin’e yaptığı bu ilk ziyarette iki tarafın masaya ne koyacağının yanı sıra, son yıllarda hangi liderin küresel dengeleri kendi lehine çevirdiği de tartışılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Çin’i durdurmak için çıktığı yolda, yaptığı hamlelerle rakibinin yükselişini hızlandıran en büyük jeopolitik katalizöre dönüşmüş durumda.

Amerika, uzun yıllar boyunca dünyaya “kurallar sistemi” sattı. Uluslararası hukuk, kurumlar, ittifaklar, diplomasi, serbest ticaret, küresel güvenlik mimarisi… Bunların tamamı Washington merkezli düzenin temel taşlarıydı.

Ama bugün ironik şekilde bu düzeni en sert şekilde sarsan aktör artık Çin değil, bizzat Amerika’nın kendisi.

Trump’ın saldırgan dış politikası, ülkesinin en büyük gücü olan “öngörülebilirlik” ve “güven” kavramlarını eriterek Amerika’yı küresel sistemin “risk kaynağına” dönüştürdü.

Trump Vurdukça Çin Güçleniyor

“Önce Amerika” yaklaşımıyla Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası mekanizmaları küçümseyen Trump, küresel sistemi kişisel pazarlık masasına dönüştüren bir çizgiye evrildi.

Çin ise Trump’ın “öngörülemez Amerikası”nın tam tersine sahneye farklı bir rolle çıkıyor.

Bir zamanlar “kapalı”, “sert” ve “agresif yükselen güç” olarak gösterilen Pekin yönetimi, bugün daha kontrollü, sabırlı ve hesaplı bir ülke görünümü veriyor.

Saldırgan hale gelen Amerika bağırırken, soğukkanlı adımlarla ilerleyen Çin sessizce stratejik alan kazanıyor.

Trump kriz üretirken Çin istikrar dili kullanıyor. Trump tehdit ederken Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, diplomasi masasında daha rasyonel, öngörülebilir ve “yapıcı” bir aktör olarak ağırlığını artırıyor.

Bu nedenle artık birçok ülke için Çin sadece ekonomik bir dev değil; aynı zamanda Amerika’nın oluşturduğu kaotik ortamda “denge merkezi” olarak görülmeye başlanıyor.

Çin’i hedefe koyan Trump, ticaret savaşlarından gümrük tarifelerini yüzde 145’lere yükseltmeye, ambargo uygulamalarından tedarik zincirlerini kırmaya kadar her yolu denedi.

Ancak sonuç, beklenenin aksine Çin’i dizginlemek yerine ona yeni savunma kasları kazandırdı.

Trump’ın baskıları Çin’i “ucuz üretim ekonomisi” olmaktan çıkarıp yüksek teknoloji merkezine dönüştüren süreci hızlandırdı.

Özellikle nadir elementler konusundaki Çin’in elindeki stratejik üstünlük, Amerikan sanayisinin yumuşak karnı haline geldi.

Yapay zekadan savunma sanayisine, elektrikli araçlardan batarya teknolojilerine kadar kritik sektörlerin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin önemli kısmı Çin’in kontrolünde bulunuyor.

Trump’ın heyetinde Tim Cook’tan Elon Musk’a kadar teknoloji devleri bulunsa da Washington, Çin’e karşı teknoloji savaşında net üstünlük sağlayabilmiş değil.

Trump’ın ticaret sopasıyla sıkıştırmaya çalıştığı Çin, bugün Amerikan teknoloji devlerinin (Apple, Tesla ve NVIDIA gibi şirketler) üretim ve pazar açısından bağımlı olduğu yaşamsal bir merkeze dönüştü.

ABD Başkanı Trump masaya yaptırım listeleriyle otururken, Şi Jinping’in elinde küresel tedarik zincirinin anahtarları duruyor.

Asya merkezli ticaret koridorları büyürken, yerel para birimleriyle ticaret arttı. Enerji, üretim ve lojistik alanlarında Çin merkezli yeni bloklar oluşmaya başladı.

Trump’ın Savaşı Çin’in Jeopolitik Laboratuvarı

Son İran krizi ise bu tabloyu daha da netleştirdi. Trump’ın, soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle başlattığı İran savaşı, aradığı hızlı zaferin çok uzağında tam bir kördüğüme dönüştü.

Özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim, dünya ekonomisini dev bir kaos girdabı gibi içine çekiyor. Ancak Çin bu krizden bile stratejik avantaj üretmeyi başardı.

Amerika Orta Doğu’nun maliyetli bataklığına saplanmışken, Çin kara bağlantıları, koridorlar ve bölgesel ortaklıklar sayesinde enerji krizlerini diplomatik nüfuz aracına dönüştürmeye başladı.

Bugün Amerika başta olmak üzere birçok ülke, Çin’in İran üzerindeki nüfuzunu kullanarak Hürmüz’de derinleşen krizin çözümü için devreye girmesini istiyor.

Dünya, Hürmüz’deki düğümü Trump’ın güç gösterisinin değil, Çin diplomasisinin çözmesini bekliyor. Bu ironik tablo, küresel güç dengesindeki jeopolitik kırılmanın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Daha çarpıcı olan ise askeri boyut. Amerika’nın İran savaşında kullandığı ileri teknoloji savunma ve saldırı sistemleri, Çin açısından adeta canlı laboratuvar işlevi gördü.

Amerikan savaş makinesinin en gelişmiş sistemlerini “canlı yayında” gerçek zamanlı analiz eden Pekin, gelecekteki olası bir Tayvan senaryosu için paha biçilemez stratejik veriler topladı.

Trump, Amerikan donanmasını ve savunma gücünü Orta Doğu’ya hapsederek Güney Çin Denizi’nde oluşturduğu güvenlik boşluğunu Pekin’e adeta altın tepside sundu.

Asya’daki müttefikler artık ABD’nin aynı anda hem İran krizini hem Çin’i yönetip yönetemeyeceğinden emin değil.

Trump, İran’daki karanlık savaş yüzünden en yakın müttefikleriyle arasındaki gerilimi büyütürken, Çin Amerikan sistemlerini analiz etme ve gelecekteki olası çatışmalara göre pozisyon alma fırsatı elde ediyor.

ABD Başkanı Trump, İsrail’in saldırgan politikalarının esiri olup İran savaşında bataklığa gömülürken, Şi Jinping Pasifik’teki hakimiyetini perçinliyor.

Tayvan ve Meşruiyet Krizi

Trump yönetiminin uluslararası normları aşındıran agresif dış politika dili, Çin’in gelecekte Tayvan konusunda atabileceği sert adımlara karşı küresel tepki zemininin de zayıflamasına yol açıyor.

Çünkü dünya artık şu soruyu soruyor: Amerika; Venezuela’dan İran’a, Küba’dan Grönland’a Kanada’dan başka bölgelere kadar tehditkar adımlar atarken, Çin’e hangi ahlaki üstünlükle “dur” diyebilir?

Amerika uluslararası sistemi kendi çıkarı için bypass ederken, Çin’i Tayvan konusunda hangi kural durdurabilir?

Trump’ın oluşturduğu hukuksuzluk ve belirsizlik çağında küresel düzenin kuralları bulanıklaşıyor. Ve bu bulanıklık en çok Çin’in işine yarıyor.

Böylece belki de tarihin en büyük jeopolitik ironilerinden biri yaşanıyor: Amerika, inşa ettiği küresel düzeni kendi elleriyle tahrip ederken; yıllarca “komünist tehdit” olarak sunulan Çin, dünyaya daha kontrollü ve dengeli bir güç görüntüsü veriyor.

Trump’ın amacı Çin’i çevrelemekti. Fakat bugün gelinen noktada, attığı adımlar bumerang gibi Çin’in ekonomik, diplomatik, askeri ve stratejik yükselişine hizmet ediyor.

Trump ile Şi Jinping masaya otururken dünya artık sadece iki liderin ne konuşacağını değil, hangi liderin geleceğin düzenini daha iyi okuduğunu da izliyor.

Zirve öncesi gerçek şu: Trump, Amerika’yı dev bir “öngörülemezlik fırtınasına” dönüştürürken, Şi Jinping o fırtınanın ortasındaki sakin ve güven veren kaptan rolünde.

Amerika kendi inşa ettiği düzeni yıkarken Çin ise o yıkıntıların üzerinde yeni, dengeli ve Pekin merkezli bir dünya kurma yolunda ilerliyor.

Trump, 2017’de Şi Jinping’i Mar-a-Lago’da ağırlarken kendisini dünyanın patronu olarak görüyordu.

Bugün ise ziyarette bulunduğu Pekin’de, agresif adımlarının Çin’e nasıl stratejik, askeri ve diplomatik kazanç olarak döndüğü gerçeğiyle yüzleşiyor.

Amerikan kapitalizmi kendi kurduğu küresel düzeni yerle bir ederken, Pekin “soğukkanlı satrancın” meyvelerini topluyor.

Ertuğrul Cingil / Haber7

YORUMLAR 1
  • Maho ağa 3 saat önce Şikayet Et
    Yahudi patronları değişiyor
    Cevapla