Trump’ın İran kumarının ağır faturası
Washington koridorlarında savaşla barış gidip gelirken ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemez politikaları tüm hızıyla devam ediyor.
Her hafta başka bir senaryonun gündeme geldiği İran savaşında ibre, Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin de katkısıyla ateşkesten yana dönmüş görünüyor.
Soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle başlayan karanlık savaşın sona ermesiyle ilgili olumlu bir hava hakim olsa da soru işaretleri de devam ediyor.
Bu belirsizlikler ortamında Trump’ın bir türlü ulaşamadığı "büyük zafer" retoriğinin arkasında, Pentagon’un derinliklerinde askeri tarihin en büyük krizlerinden biri yaşanıyor.
Dünyanın “süper gücü” girdiği karanlık savaş nedeniyle mühimmat depolarının dibini sıyırıyor.
PENTAGON’DA LOJİSTİK SARSINTI
Amerikan’ın son 20 yıldaki en hızlı stok eritmesi olarak değerlendirilen bu durum Pentagon lojistik ve finansal bir sarsıntının eşiğine getirdi. Özellikle hava savunma ve uzun menzilli hassas vuruş sistemlerinde ciddi baskı oluşmuş durumda.
En yoğun kullanılan mühimmatlar Tomahawk seyir füzesinden Patriot PAC-3 ve THAAD önleyicilere, SM-3 ve SM-6 denizden havaya füzelerden JASSM hassas saldırı silahlarına ve JDAM kitlerine kadar geniş bir yelpaze de sıralanıyor.
Patriot stokları başta olmak üzere bir çok silah da stokların yüzde 50’si şimdiden kullanılmış durumda. Yine toplam THAAD envanterinin yaklaşık dörtte birinin harcandığı belirtiliyor.
New York Times’a göre kullanılan 1000’den fazla Tomahawk ABD’nin yıllık satın alma miktarlarının yaklaşık 10 katı. Savaş süresince özellikle İran dron ve balistik füzelerinin durdurmak için 2 bine yakın önleme füzesi kullanılmış durumda.
İran ile tırmanan asimetrik ve hırpalayıcı çatışmaların ABD bütçesine getirdiği doğrudan yük ise resmi olarak 29 milyar dolar açıklandı.
Ancak Forbes’a göre bu dar maliyetler stoklarının doldurulmasından bakım ve onarım giderlerine, petrol maliyetlerinden sigorta giderlerine kadar farklı kalemlerde eklendiğinde toplamda 100 milyar doları aşıyor.
Tabi Amerikan kamuoyunu en çok etkileyen maliyet petrol fiyatlarının 2.90 dolar seviyelerinden 4.5 doların üzerine çıkması.
Amerika’nın petrol firmaları Hürmüz’deki kriz nedeniyle yüksek fiyatlardan yaptıkları satışlardan büyük karlar elde ederken halk akaryakıta bağlı kalemlerdeki yükselişler nedeniyle savaşın maliyetini ödüyor.
Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Kongre’den talep ettiği 1.5 trilyon dolarlık tarihi ve agresif "savaş bütçesi", aslında sahada yaşanan devasa lojistik sıkıntı nedeniyle basılan panik butonu gibi.
Bu rakamın kongrede kabul edilmesi halinde bir önceki dönem 850 milyar dolarlık savunma bütçesine göre yüzde 76’lık rekor bir artış anlamına geliyor.
Ancak sorun artık sadece para değil; zaman ve üretim kapasitesidir. Bu krizin en çarpıcı yönü ise askeri harcamalardaki dehşet verici asimetride yatıyor.
ASİMETRİK SAVAŞIN AĞIR MATEMATİĞİ
İran ve vekilleri savaş sürecinde füzelerinin yanı sıra on binlerce dolarlık ucuz, seri üretim kamikaze dronları kullanıyor.
Amerika bu silahları havada imha edebilmek için tanesi tam 4 milyon dolar bulan Patriot ve 1 milyon dolarlık AIM-120 hava savunma füzelerini ardı ardına harcamak zorunda kalıyor.
Bu asimetrik akıl dışı matematik, Pentagon’un stratejik stoklarını sahada adeta eritti.
Askeri raporlar özellikle hava savunma önleyicileri ve Tomahawk seyir füzelerinin stokları kritik ve tehlikeli seviyelerin altına gerilediğini gösteriyor.
TIME dergisine göre, gelişmiş bir Tomahawk füzesini üretip teslim etmek tam 47 ay, bir JASSM füzesini üretmek ise 48 ay sürmektedir. Bazı kritik stokların tamamen yenilenmesi için 3 ila 4 yıl gibi uzun bir süre gerekiyor.
ABD askeri endüstriyel altyapısının İkinci Dünya Savaşı modeline dayandığı ve modern, yüksek yoğunluklu, asimetrik bir "İran Savaşı" temposunu kaldıramadığı görüşü ağılıkta.
Yani savaşta harcanan mühimmat sayısı Amerikan savunma sanayinin üretim hızının çok üstünde.
Ayrıca ABD’nin mühimmat üretebilmesi için ihtiyaç duyduğu nadir elementler başta olmak üzere bazı birleşenlerin Çin’in kontrolünde olması da ciddi bir sorun oluşturuyor.
Çin elindeki bu hammadde gücünü Amerikan savunma sanayisine karşı adeta gizli bir ambargo silahı durumunda.
Küresel sermayenin zirvesindeki savunma devleri Lockheed Martin, Boeing ve RTX gibi şirketler her gün hisse değerlerini katlamak için yeni siparişler alıyor ancak üretim hatları kilitlenmiş durumda.
Savaş Bakanı Hegseth, “mühimmat krizinin abartıldığını” ileri sürse de Pentagon bu şirketlere üretim hızlarını artırmaları için yoğun baskı uyguluyor.
Ancak fabrikaların fiziksel kapasitesi, tedarik zinciri, uzman personel ve yüklenici eksikliği gibi sebeplerle bu hız istenilen seviyelere çıkarılamıyor.
ALTIN FİLO’DAN ÇELİK ENKAZA
Amerikan ordusunda yaşanan sorunlar sadece mühimmat kriziyle sınırlı değil. Trump ve Hegseth “Altın Filo” hayalleri kurarken, Pentagon’un milyarlarca dolarlık uçak gemileri bugün İran ve Husilerin tehdidinden kaçan dev çelik enkazlarına dönüşmüş durumda.
Kızıldeniz’den geçemeyen USS George H.W. Bush’un Afrika’yı dolaşmak zorunda kalması, Amerikan deniz gücünün içine düştüğü stratejik korkunun simgesi haline geldi.
13 milyar dolarlık USS Gerald R. Ford ise düşmanla değil; arızalı tuvaletler, çöken altyapı ve lojistik sefaletle savaşıyor. Askerlerin önüne “grileşmiş et ve tek tortilla” konulan gemilerde artık teknolojiden değil, çürümeden söz ediliyor.
Krizin boyutu bununlarla da sınırlı değil. USS Ford ve USS Eisenhower’da çıkan, saatlerce söndürülemeyen yangınlar; bakımsızlığın, metal yorgunluğunun ve operasyonel çöküşün açık göstergesi. Normalde 6-7 ay görev yapması gereken uçak gemileri artık 9-11 ay denizde kalıyor.
USS John C. Stennis tersaneden çıkamazken, USS Harry S. Truman bakım krizine sürüklendi. Yeni nesil Ford sınıfı gemilerdeki gecikmeler nedeniyle ABD Donanması, yarım asırlık USS Nimitz ve USS Eisenhower gibi gemileri zorla görevde tutuyor.
ABD Hükümeti Hesap Verilebilirlik Ofisi (GAO) raporlarına göre uçak gemisi bakım süreçlerinin zamanında tamamlanma oranı sadece yüzde 20 ila 40 seviyelerinde. ABD’nin elinde bu nükleer devleri onarabilecek tersane ve kalifiye iş gücü sayısı da sınırlı durumda.
Liman yüzü görmeden aylarca görevde kalan bu dev gemiler, artık “yüzen kale” değil, adeta barut fıçıları haline geldi.
Dünyanın en pahalı donanması, artık rakiplerinden çok kendi ihmalleri, lojistik çöküşü ve siyasi şovlarının yükü altında eziliyor. Trump’ın “yenilmez filosu”, düşman füzelerinden önce kendi sisteminin içten çöküşüyle mücadele ediyor.
Orta Doğu’daki kontrolsüz mühimmat tüketimi, Pasifik ve Avrupa komutanlıklarındaki depoları da kurutuyor.
Trump, İran’a karşı yeni bir askeri tırmanış içerisine girmesi halinde Çin’in Pasifik’teki olası Tayvan kuşatmasında ya da Rusya’ya karşı Ukrayna’ya silah desteğinde ciddi mühimmat sıkıntısıyla karşılaşması kaçınılmaz görülüyor.
Ukrayna'ya giden Patriot ve HIMARS sevkiyatları şimdiden kesintiye uğrarken, Çin’in olası Tayvan saldırısına hazırlanan Japonya'ya vaat edilen 400 adet Tomahawk füzesinin teslimatı askıya alındı.
SÜPER GÜÇ İLLÜZYONUN SONU
Amerikan dış politikası, rotası meçhul bir şekilde öngörülemezlik fırtınasında ilerlerken kendi ülkesine ve dünyaya büyük maliyetler çıkarıyor. Ancak dünyayı tehditlerle hizaya getirebileceğini sanan Trump yönetiminin “süper güç” illüzyonu sahada yaşanan mühimmat kriziyle sarsılıyor.
Amerika, İran ile yaşanan savaş ve bölgedeki müttefiklerinin gördüğü ciddi zararlar nedeniyle tarihinin en büyük lojistik ve operasyonel krizlerinden biriyle karşı karşıya.
Mühimmat kıtlığı ve uçak gemisi krizine rağmen İran'a yönelik yeni bir saldırı dalgasını gündemde tutması Trump’a siyasi olarak da büyük maliyetler çıkarıyor.
Reuters/Ipsosdan YouGov’a Pew Research’ten PBS/NPR/Marist’e çeşitli anketler savaşa destek verenlerin oranı sürekli düşerek en son yüzde 30-35 bandında olduğunu gösteriyor.
Anketler, Amerikan halkının çoğunluğunun yeni bir askeri tırmanış yerine diplomatik çözümden yana olduğu açık.
Yani Kasım ayında ara seçimlere hazırlanan Trump yönetimi için İran savaşı giderek taşınamaz bir hal alıyor.
Tahran'ı askeri imha ile tehdit ederek müzakere masasında maksimum tavizi koparmayı amaçlayan Trump’ın İran’ın direnişi karşısında bu stratejisinin de işe yaramadığı ortada.
Hem yaşanan mühimmat krizinin hem de Amerikan halkından yükselen tepkilerin Trump’ı barışa daha fazla yaklaştırdığı görülüyor.
Amerika, dünyanın en büyük askeri gücü olmasına rağmen İran savaşında yalnızca rakipleriyle değil; tükenen mühimmat stokları, çöken lojistik sistemi, yıpranan donanması ve büyüyen iç siyasi baskıyla da savaşıyor.
Trump’ın “güç gösterisi” olarak başlayan süreç, bugün Washington için ekonomik, askeri ve diplomatik bir yıpranma savaşına dönüşmüş durumda.
Şimdi asıl soru şu: Trump, bu karanlık savaşta yeni bir saldırı dalgasıyla daha büyük bir kaosu mu göze alacak, yoksa mühimmat krizinin ve Amerikan halkından yükselen tepkinin baskısıyla “zafer” söylemiyle geri çekilmeyi mi tercih edecek?
Şimdi kördüğüme dönmüş ve tüm dünyayı küresel bir krizin içine çeken İran savaşında barış gerçekleşebilecek mi bunu zaman gösterecek.
-
Yusuf yıldız 10 saat önce Şikayet EtTeşekkürler.Beğen Toplam 2 beğeni
-
lafonte 11 saat önce Şikayet Etçöküş kaçınılmaz ..kazanan çin .peşinden Rusya gelir .. Hala kontrol bende diyebilen bir devlet güçlüdürBeğen Toplam 2 beğeni