Amerikan İstihbaratının Tepesinde Patlayan Biyolojik Bombalar
Amerikan istihbarat topluluğunun en tepe noktası olan Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) koltuğundan ayrılan Tulsi Gabbard, giderayak kamuoyuna ülkenin kirli biyolojik sırlarını ifşa etti.
Ortaya saçılan gizli belge ve yazışmalar, küresel sistemin nasıl devasa biyolojik saatli bombalar üzerinde oturduğunu tüm açıklığıyla gösterdi.
Yıllarca "komplo teorisi" ya da "yabancı dezenformasyonu" denilerek yalanlanan iddiaların gerçekliği, bizzat devletin resmi belgeleriyle kanıtlandı.
Karşımızda duran karanlık tablo, “bilimsel araştırma” adı altında oluşturulan küresel düzeydeki biyolojik tehdidin boyutlarını göstermesi bakımından son derece önemli.

COVID-19 VİRÜSÜYLE İLGİLİ GİZLENEN TEHLİKELİ SIRLARI
Eşinin rahatsızlığı nedeniyle istifa eden Gabbard’ın siyasi hesaplaşma amacıyla patlattığı en bomba ifşası, görevinin son günü olan 19 Haziran’da geldi.
ABD istihbaratının en tepesindeki Gabbard, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, toplumları evlere hapseden ve ekonomileri çökerten COVID-19 pandemisinin arkasındaki Amerikan parmağını tüm belgeleriyle açıkladı.
Skandal niteliğindeki belgeler, COVID-19 sızıntısının kaynağı olarak gösterilen Çin’deki Wuhan Viroloji Enstitüsünün, Dr. Anthony Fauci’nin direktörlüğü döneminde ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) tarafından milyonlarca dolar fonlandığını açıkça ortaya koyuyor.

Yani Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının, yarasalardaki koronavirüslerin insana bulaşma kabiliyetini artırmayı hedefleyen o ölümcül ve karanlık deneylere aktarıldığını gösteriyor.
Bu Amerikan fonlamasının merkezinde yer alan teknik terim ise adeta insanlığa karşı işlenmiş biyolojik suçun kod adı niteliğindeki “İşlev kazandırma” (Gain-of-Function) deneyleridir.
Bu ürkütücü araştırmalar, doğal virüslerin genetik kodlarına laboratuvar ortamında müdahale edilerek onların bulaşıcılık hızını, öldürücülük oranını ve insanların bağışıklık sistemini baypas etme kabiliyetini yapay olarak artırma işlemidir.
Yani ağır insani kayıplara neden olan o ölümcül virüs, doğal yollardan değil, bizzat Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla laboratuvarda "geliştirilmiş" bir mühendislik ürünüdür.

KİRLİ SKANDALIN DOKUNULAMAYAN AKTÖRÜ: FAUCİ
Açıklanan belgeler, bizzat Fauci’nin talimatları doğrultusunda istihbarat raporlarının manipüle edildiğini, bu konu üzerinde çalışan analistlerin kariyerlerinin bitirildiğini ve baskıyla susturulduğunu tescilliyor.
Ölümcül virüsün laboratuvar kökenli olabileceğine ilişkin bilgilerin karartıldığını ortaya koyan ifşa belgeleri, bilimin tarafsız bir rehber değil, jeopolitik bir kitle imha silahına nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyor.
Kongre’de yemin altında yalan söylediği belirtilen Fauci, Ocak 2025’te önceki ABD Başkanı Joe Biden tarafından jet hızıyla çıkarılan önleyici bir başkanlık affıyla yargıdan kaçırıldı.
Hukuki koruma sağlayan bu kirli af, suçun büyüklüğünün ve devlet kademelerindeki ortaklığın en açık itirafıdır.
Skandaldaki bir başka vahim boyut ise ABD’nin en stratejik araştırma merkezlerinden Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’nın henüz Mayıs 2020’de hazırladığı rapordur.

Bu rapor, Wuhan’da laboratuvar kaynaklı bir sızıntı için gerekli tüm teknik ve lojistik koşulların mevcut olduğunu net bir şekilde vurguluyor.
ÖLÜMCÜL BİYOLOJİK GÜCÜN KARANLIK ANATOMİSİ
Gabbard’ın ifşa ettiği yüzlerce gizli yazışma ve belge arasında ikinci büyük biyolojik bomba ise Amerika’nın 30 ülkede 120’den fazla ölümcül patojen üzerinde araştırma yapan gizli laboratuvar ağına sahip olduğu gerçeğidir.
Pentagon’un Savunma Tehditlerini Azaltma Ajansı (DTRA) kontrolünde, dünyanın riskli bölgelerinde konumlandırılmış bu gizli tesislerin sıradan birer sağlık merkezi olmadığının en net kanıtı, içlerinde barındırılan patojenlerin listesidir.
Şarbondan Ebolaya, Marburgton Vebaya ve Tularemiden yapay mutasyona uğratılarak ölüm oranları yükseltilen SARS ve MERS varyantlarına kadar ölümcül virüsler, bu laboratuvarlarda depolanıyor.

Üstelik üçte birinin Ukrayna gibi aktif savaşın devam ettiği riskli coğrafyada yer aldığı bu laboratuvarlar; Özbekistan’dan Kazakistan’a, Gürcistan’dan Moldova’ya, Ermenistan’dan Azerbaycan’a kadar eski Sovyet coğrafyasında yer alıyor.
Ayrıca tam listesi açıklanmayan ölümcül laboratuvarların, Afrika ve Asya’nın risk taşıyan bölgelerinde de yer aldığı belirtiliyor.
Aktif bir savaş bölgesinde yaklaşık 40 laboratuvarda bu tehlikeli patojenlerin yapay evrim süreçlerine tabi tutulması, her an bir laboratuvar kazasıyla tüm insanlığın yeni ve çok daha ölümcül bir pandemiyle karşılaşmasına açık davetiyedir.
Kendi ülkesinde yasal ve toplumsal bariyerlere takılmamak için bu denli yüksek riskli biyolojik deneyleri yapmayan Amerika, hedef ülkelerin egemenlik haklarını ve toplumların can güvenliğini hiçe sayarak sınır ötesinde adeta karanlık bir biyolojik getto ağı kurmuştur.
Bu durum, yıllardır çıkardığı kirli savaşlarla dünyanın kaynaklarını sömüren Amerikan emperyalizminin en sofistike, acımasız ve insanlık dışı yüzünü yansıtmaktadır.
İstihbaratın tepesinden resmi belgelerle yapılan ifşalara rağmen panikle savunmaya geçen Pentagon ise hâlâ söz konusu ağın amacının "salgınları erken tespit etmek ve biyolojik tehditleri azaltmak" olduğunu iddia etmeye devam ediyor.

HAVANA SENDROMU YALANLARI
Gündemi sarsan Gabbard’ın üçüncü bombası ise yıllardır tartışılan Havana Sendromu dosyası oldu.
“ABD istihbaratı yıllarca bazı bilgileri görmezden geldi veya yeterince incelemedi” diyen Gabbard, bir kısım istihbarat raporunun belirli delilleri dışladığını açıkladı.
Tulsi Gabbard; Biden döneminde sendromla ilgili hazırlanan istihbarat raporlarında alternatif değerlendirmelerin bilinçli olarak geri plana itildiğini ve kamuoyuna eksik bir tablo yansıtıldığını ortaya koydu.
Bu kritik dosyaya göre; 2016’dan bu yana yüzlerce Amerikan diplomatı, istihbarat görevlisi ve asker; ani baş ağrıları, denge kaybı, işitme sorunları ve nörolojik rahatsızlıklar yaşadıklarını vurgulanıyor.
Yıllarca bu olayların Rusya başta olmak üzere yabancı bir güç tarafından gerçekleştirilen gizli bir saldırı olup olmadığı tartışıldı.
Gabbard’ın ifşaları; Washington’da perde arkasında çok daha büyük bir hesaplaşmanın yaşandığı görülüyor.
Bu durum; Havana Sendromu ve biyolaboratuvar vakalarını yalnızca birer sağlık veya güvenlik meselesi olmaktan çıkarıyor.
Bir dönem “gerçek” denilen şey, başka bir yönetim geldiğinde “çarpıtılmış bilgi” olarak tanımlanıyor. Dün “komplo teorisi” olarak damgalanan konunun gerçekliği, bugün resmi açıklamalarla net bir şekilde açıklanıyor.
MASKELİ BİLİM VE GÜÇ SARHOŞLUĞU
Bilim, küresel insan sağlığı ve aşı geliştirmeleri gibi maskelerin arkasına gizlenen Washington merkezli tehlikeli ağ ve biyolojik kuşatma, Gabbard’ın ifşalarıyla suçüstü yakalanmıştır.
Tulsi Gabbard’ın patlattığı bu biyolojik bombalar, küresel sistemin “bilimsellik” makyajını bütünüyle eritmiş, geriye insan hayatını hiçe sayan küresel hegemonya hırsları kalmıştır.
Bugün insanlık için en büyük tehdit virüslerin mutasyon kabiliyeti değil; o virüsleri laboratuvarlarda modifiye edip cephaneliğe dönüştürenlerin sınır tanımayan güç sarhoşluğudur.
Bilimi şifa dağıtan bir rehber olmaktan çıkarıp jeopolitik bir kitle imha enstrümanına dönüştüren bu güç sarhoşluğu, insanlık tarihinin gördüğü en kirli ve karanlık organizasyondur.
Uluslararası Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’ni (BWC) kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak denetim mekanizmalarını işlevsizleştiren ABD, dünyayı bir biyolojik kumar masasına sürmüştür.
Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehdit, patojenlerin kendisinden ziyade virüs genomlarını cephaneliğe, dünyayı ise biyolojik test alanına dönüştüren sorumsuzluktur.
Dünya halkları, “bilim” maskesi altında hazırlanan ve bedelini hayatlarıyla ödedikleri bu "laboratuvar siparişi" felaketlere mahkum değildir.
Önümüze serilen kozmik belgeler, tıp biliminin insanlığı korumak için değil, Pentagon’un asimetrik savaş doktrinlerine hizmet etmek üzere nasıl bir kitle imha aracına dönüştürüldüğünü kanıtlıyor.
Unutulmamalıdır ki belki virüslerin mutasyonu durdurulabilir; ancak insan hayatını ve egemenliğini hiçe sayanların kontrolsüz güç mutasyonu engellenmezse insanlık ağır yaralar almaya devam edecektir.
Bilim, Pentagon’un sınır ötesi karanlık ve kontrolsüz laboratuvarlarında rehin tutulmaktan kurtarılarak şeffaf ve hesap verebilir yeni bir küresel biyogüvenlik düzeni derhal inşa edilmelidir.
Dünya halkları, bir sonraki pandeminin hangi gizli laboratuvardan sipariş edileceğini korkuyla beklemek istemiyorsa bu biyolojik getto ağının hesabını güçlü şekilde sormalıdır.
Maskeli balo bitmiştir.
“Bilim” kisvesi altında yürütülen bu biyolojik kumara karşı küresel vicdanın ayağa kalkması, artık bir tercih değil, insanlık adına varoluş mücadelesidir
-
Affan 8 saat önce Şikayet EtYemin altında yalan söylediği ortaya çıktığına göre Biden’ın affının hükmü kalmış mıdır?Beğen
-
selim 8 saat önce Şikayet EtABD bu işin nde olmasaydı görün siz açtığı tazminatlara çinin mal varlığına çökerdiBeğen
-
Vatandas 9 saat önce Şikayet EtO zaman diğer ülkeler de aynısını Amerika'ya yapar. Kimse armut toplanıyor.Beğen
-
Misafir 10 saat önce Şikayet EtDünya nüfusunu ilaçlarla aşılarla genetiği değiştirilmiş gıdalarla sulara karıştırılan kimyasallarla savaşlarla uçaklardan atılan kimyasallar böcek ve kenelerle her şekilde azaltma peşindelerBeğen Toplam 2 beğeni
-
emo 10 saat önce Şikayet Ettazminat gerektirir hemde dolarBeğen Toplam 2 beğeni