Ertuğrul Cingil
Ertuğrul Cingil
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

BM’nin İflası ve Erdoğan’ın Manifestosu

GİRİŞ 28.09.2026 GÜNCELLEME 28.09.2026 YAZARLAR

Her yıl olduğu gibi bu yıl da dünya liderleri Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu için New York’ta toplandı.

BM çatısı altında Gazze’deki soykırımdan İran savaşına, silahlanmadan ekonomik sarsıntıya, iklim krizinden yapay zekânın oluşturduğu risklere kadar birçok sorun konuşuldu.

Kürsüden her yıl olduğu gibi büyük nutuklar atıldı, diplomatik cümleler kuruldu ama insanlığın yakıcı sorunlarına karşı hiçbir çözüm üretilemedi.

Bu nedenle 150’den fazla ülkenin temsilcisinin katıldığı bu küresel zirve, BM’nin kendi geleceğinin ve iradesinin sorgulandığı uluslararası bir vicdan mahkemesine dönüştü.

“Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek” ana temasıyla toplanan BM’den yankılanan ses; küresel diplomasinin değil, iflas etme yolundaki bir sistemin çatırdama sesidir.

Çünkü küresel sorunların çözüm merkezi olarak pazarlanan BM, güç dengelerinin arasına sıkışmış hali ve içinde bulunduğu acziyetle artık finansal ve ilkesel çöküşün anıtına dönüşmüş durumda.

TRUMP’IN REHİN ALDIĞI BM

ABD’nin öncülüğünde İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen Birleşmiş Milletler (BM) düzeni, bugün ABD Başkanı Donald Trump’ın eliyle felç edilmiş durumda. Artık karşımızda, kendi koyduğu kuralları hiçe sayan bir ev sahibi ve onun şantajlarına teslim olmuş bir BM var.

Trump yönetiminin BM’yi "Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen verimsiz bir yük" ilan edip 66 uluslararası kuruluştan çekilme ve fonları kesme kararı; diplomatik bir manevra değil, doğrudan küresel sistemi sabote etme harekâtına dönüştü.

BM’nin en büyük finansörü durumundaki ABD’nin ana bütçeye yüzde 22, barış gücü misyonlarına ise yüzde 26 oranında verdiği milyarlarca dolarlık desteği kesmesiyle kurum finansal darboğaza itildi. Amerika’nın 1,3 milyarı BM işletme bütçesine, 2,9 milyarı barış misyonlarına olmak üzere toplam borcu 4,2 milyar dolar seviyesine ulaştı.

BM’ye en fazla borcu olan ülke hâline gelen Amerika’nın bu tutumu nedeniyle yaşanan sarsıntıyı aşmak için 7 bine yakın BM çalışanıyla ilgili işten çıkarma kararı alınırken birçok insani kriz bölgesinde operasyonel küçülmeye gidilmiştir.

Yani BM bugün kendi personelinin maaşını ödeyemez, saha operasyonlarını sürdüremez bir finansal krizin pençesinde kıvranmaktadır. Daha vahimi ise borç taksitlerini pazarlık malzemesi olarak kullanan Trump yönetiminin ev sahipliği statüsünü bir dış politika silahına çevirmesidir.

Diplomatik bir hak olmasına rağmen geçen yıl olduğu gibi bu sene de Amerika yönetimi Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a hukuksuz şekilde vize vermedi.

Abbas’ın New York’a gidemeyip toplantıya çevrim içi katılmak zorunda bırakılması, BM’nin artık uluslararası diplomasi merkezi değil, Washington’ın vize memurlarınca yönetilen bir Amerikan mülkü olduğunu tescilliyor.

DOĞU’NUN EJDERHASININ BM’DEKİ YÜKSELİŞİ

Görevi sona ermek üzere olan António Guterres’in ardından 10. BM Genel Sekreteri’nin kim olacağı tartışması da bu finansal krizin gölgesinde yürütülmektedir.

İnsan hakları ve kapsayıcılık vurgusu yapan isimleri veto edeceğini ilan eden Trump, BM’nin başına dünyayı değil, ABD’nin çıkarlarını temsil edecek “piyon” bir figür oturtma peşindedir.

ABD; küresel iklim anlaşmalarından yapay zekâ normlarına kadar her alandan "küreselci aldatmaca" bahanesiyle çekilip kendi kurduğu sistemi baltalarken arkada bıraktığı enkazı ise Çin agresif bir biçimde devralıyor.

2000’li yılların başında BM sistemine verdiği destek sadece yüzde 1’ler seviyesinde olan Çin, bugün yıllık 2,1 milyar dolarlık ödemesiyle BM bütçesine katkısını yüzde 20’nin üzerine çıkarmış durumda.

Ayrıca buna ek olarak eylül ayı içinde tek seferde 641 milyon dolar ödeme yapan Doğu’nun ejderhası, küresel diplomasi masasındaki etki alanını hızla artırma yolunda.

Yaşanan durumu fırsata çevirmeye çalışan Çin, BM içerisindeki birçok kritik yönetici koltuğunu da kazanarak küçük ve orta gelirli ülkelerle kalkınma projeleri üzerinden güçlü ittifaklar kurmaya çalışıyor.

Yani BM bugün yalnızca mali bir krizle değil, aynı zamanda büyük güçlerin “finansal satranç tahtası”nda meşruiyet ve güç mücadelesiyle de yüzleşiyor.

SOYKIRIMCI NETANYAHU’NUN BM’DEKİ KARANLIK TİYATROSU

İnsanlığın barış ideallerini korumak üzere kurulduğu ileri sürülen BM, yaşadığı finansal sarsıntıların yanı sıra artık ilkesel olarak da iflas etme yolunda bir uluslararası kurumdur.

Gazze’de yaşanan soykırımdan İran’da devam eden karanlık savaşa kadar insanlığın en hayati sorunlarına bile çözüm üretemeyen BM, sadece süreçleri izleyen pasif bir seyirci konumundadır.

Gazze’de kadın çocuk demeden 74 bine yakın masum Filistinlinin soykırıma uğraması, şehirlerin enkaza çevrilmesi ve insani yardımların engellenmesi karşısında etkisiz kalan BM hangi insanlık idealinin taşıyıcısı olabilir?

Saldırganlıkta sınır tanımayan İsrail’in BM kurumlarını defalarca hedef almasına, 400’e yakın BM çalışanının öldürülmesine rağmen acziyet içinde kıvranan bir kurumdan hangi tavır beklenebilir?

Tahrikleriyle İran’la karanlık bir savaş çıkararak Amerika ile birlikte bölgeyi ve tüm dünya ekonomisini ateşe atan İsrail’in saldırganlıklarına karşı çaresizlik sarmalı içindeki BM’den hangi barış girişimi beklenebilir?

Tüm bunların yanı sıra Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma ve hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesinin verdiği yakalama kararına rağmen Netanyahu, BM’de elinde bomba olarak kullanılan çağrı cihazı ve Starlink uydu kitiyle katliam propagandası yapabiliyor.

İsrail’in BM Temsilcisi Danny Danon da Netanyahu’nun bu kirli provokasyonunu Starlink uydusunu İran temsilcisine götürerek sürdürebiliyor.

Filistin lideri Abbas’a ABD’nin koyduğu vize yasağını kaldıramadığı hâlde kendi çalışanlarının katiline, mahkemede yargılanması gereken soykırım suçlusuna kürsüsünü açan ve şov yapmasına izin veren BM’den hangi vicdani duruş beklenebilir?

NETANYAHU’YA TARİHİ TOKAT

BM dışında vicdanlı insanların tepkileri yükselirken Netanyahu’nun katliam propagandası ve Türkiye’ye yönelik iftiraları için BM’nin tarihi kürsüsünü kullanabilmesi, ilkesel iflasın en çarpıcı göstergesidir.

Bu noktada soykırımcı Netanyahu’ya karşı bina dışındaki tepkilerin yanı sıra Türkiye’nin başını çektiği 77 ülke delegasyonunun Genel Kurul salonunu terk ederek gösterdiği onurlu duruş insanlık adına umut oluşturdu.

BM tarihinde nadir görülen yuhalama ve sözlü tepkilerle gerçekleştirilen bu güçlü diplomatik protesto, aslında soykırımcı İsrail’in dünya kamuoyunda yalnızlaşmasının da göstergesi oldu.

Ancak başta ABD olmak üzere Batı bloku ve Arjantin gibi İsrail’in müttefikleri ile diplomatik nezaket maskesi arkasına sığınanlar, koltuklarını terk etmeyerek tarihi bir utancın ortağı oldu.

En acısı ise Gazze ve Lübnan’da katledilen mazlumların feryatları arşa ulaşırken Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Fas ve Bahreyn gibi bazı Müslüman ülkelerin delegasyonlarının da salonda kalmasıydı.Siyasi çıkarlarını ve diplomatik hesaplarını vicdanın, inancın ve kardeşlik hukukunun önüne koyan bu yönetimler, kendi halklarının onurunu o boş salonda feda etti.

Bombalanan hastanelerin, enkaza dönen şehirlerin ve on binlerce katledilen çocuğun çığlığı BM koridorlarında yankılanırken salonu terk etmeyerek katliamın failini sessizce dinleyenler sadece bir katili değil, uluslararası hukukun katledilmesini selamladı.

Türkiye ise Netanyahu’nun karanlık propanganda ve iftiralarını üst düzeyde muhatap almayarak üçüncü katibi İhsan Taylan Özver’le olgun bir devlete yakışan en güçlü diplomatik cevabı verdi. 

KÜRESEL VİCDANIN SESİ ERDOĞAN’IN REFORM ÇAĞRISI

BM’nin bu acziyetten ve iflastan kurtulabilmesinin yolu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişten beri “Dünya beşten büyüktür.” söylemiyle haykırdığı reform çalışmalarını hızla gerçekleştirmesiyle mümkündür.

Orta Doğu’dan Afrika’ya küresel vicdanın sesi olan Erdoğan, bu yılki konuşmasının büyük bölümünü yine İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma ayırdı.

Erdoğan geçmişten beri İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği katliamları ve hukuksuz adımları yeri geldi haritalarla, yeri geldi bölgede görev yapan fedakâr AA fotomuhabirlerinin en çarpıcı fotoğraflarını göstererek yıllarca dünyaya haykırdı.

Her zaman barışın ve mazlumların yanında duruş sergileyen Erdoğan’ın manifesto niteliğindeki konuşması, soykırımcı Netanyahu’nun protesto edildiği BM kürsüsünde ayakta alkışlandı. Erdoğan, iflasın eşiğine gelmiş BM’nin bu durumdan çıkış formülünü hem Genel Kurul konuşmasında hem de Bloomberg için kaleme aldığı makalede güçlü şekilde dile getirdi.

Daha kapsayıcı, adil ve etkili bir küresel sisteme olan ihtiyacı vurgulayan Erdoğan; bunun için 5 daimi üyenin elinde tuttuğu hakkaniyetsiz veto yetkisinin kaldırılarak bütün üyeleri kuşatan bir sistemin kurulması gerektiğini vurguladı.

BM Genel Kurulunun güçlendirilmesinin gereğine işaret eden Erdoğan, sadece daimi üyelerin değil, eşit ve adil bir seçim modeliyle seçilen üyelerden oluşan bir karar mekanizmasının küresel sorunlara çözüm üretebileceğini ifade etti.

Artık mesele yalnızca Türkiye’nin ve Erdoğan’ın talebi değil, 1945’in güç dengeleriyle kurulmuş bir uluslararası sistemin 2026 dünyasının sorunlarına çözüm üretemez hâle gelmesidir.

Uluslararası adaletsizliğin, çatışmaların, küresel kaynakların acımasızca sömürülmesinin ve yaşanan sorunların kaynağı hâline gelen ülkelerin insani çözümleri engellemesidir.

Zaten Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” sözü tam da bu tarihsel çelişkiye işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişten beri ısrarla dile getirdiği çözüm önerileri dikkate alınır ve kapsamlı bir BM reformu hayata geçirilebilirse felç olan sistem yeniden insanlık için umut olabilir.

Aksi takdirde BM, dün olduğu gibi bugün de büyük güçlerin çıkarlarının sahnelendiği ve hamasi nutukların atıldığı dünyanın en büyük tiyatro sahnesi olmaya devam eder.

Hem de Netanyahu gibi eli kanlı figüranların pervasızca iftira ve provokasyonlarını sergileyebileceği karanlık bir sahneye dönüşerek

YORUMLAR 4
  • müsafir 12 saat önce Şikayet Et
    ben 5 ülkeden oluşlan güvenlik konseyine 5 li KATİLLER KONSEYİ diyorum.
    Cevapla
  • Ahmet 13 saat önce Şikayet Et
    Hakkında yakalama kararı çıkmış eli katili BM kürsüye çağırarak konuşturuyorsa bu BM nasıl mazlumun haksızlığa uğrayan bir devletin milletin yanında nasıl olacak meşrutiyetini tamam yitirmiş bir birleşmiş millet var karşımızda
    Cevapla
  • Kamil 13 saat önce Şikayet Et
    Zaten Amerika BM'yi kendine hizmet etsin diye kurdu , Önayak oldu . İstemediği Liderlere Vize vermiyor . BM Hukuku göstermekiktir .
    Cevapla
  • Adil 14 saat önce Şikayet Et
    Birleşmiş Milletler'in kanunları orta Çağ haçlı kanunları
    Cevapla