Küresel Güçlerin Biyolojik Karanlığı
Dünya, nükleer silahların gölgesinde yaşarken daha sessiz, daha görünmez ve sınır tanımayan başka bir tehditle karşı karşıya: biyolojik güç mücadelesi.
İnsanlık; tehlikeli patojenler, yüksek riskli araştırmalar, denetimsiz laboratuvarlar ve devletlerin sakladığı gizli bilgilerin oluşturduğu sinsi bir tehdide karşı çaresizce beklemektedir.
Bir tarafta küresel biyolojik faaliyetleri tartışılan ABD, diğer tarafta açıklama bekleyen Rusya ve COVID-19’un kökenine ilişkin soru işaretlerinin hâlâ giderilemediği Çin var.
Bu tabloda uluslararası sağlık sisteminin en güçlü aktörlerinden biri olması gereken Dünya Sağlık Örgütü ise büyük güçlerin siyasi hesaplarının arasında sıkışmış durumda.
Oysa tarih bize gerçeği defalarca acı tecrübelerle öğretti: Güç denetlenmediğinde suistimale, gizlilik sorgulanmadığında ise felakete dönüşür.
Bugün, Sibirya’nın buzlu coğrafyasından Washington’ın kirli biyolojik dehlizlerine, Wuhan’ın koridorlarından Ukrayna’nın çatışma bölgelerindeki gizli tesislerine kadar uzanan devasa bir hat, insanlığın kaderini rehin almış durumda.
Soru artık yeni bir pandeminin gelip gelmeyeceği değil; bu felaketin hangi laboratuvarın sızıntısıyla tetikleneceğidir.
İNSANLIKLA OYNANAN BİYOLOJİK RUS RULETİ
Rusya’da yaşanan son gelişme, sorunun ciddiyetini yeniden gündeme taşıdı. Sibirya’daki İrkutsk Veba ile Mücadele Enstitüsü’nde çalışan 28 yaşındaki laboratuvar teknisyeni Daria Shipilova, 2 Ekim’de ağır zatürre nedeniyle hayatını kaybetti.
Yerel basın, Shipilova'nın laboratuvarda canlı veba bakterisi (Yersinia pestis) içeren bir deney tüpünü kırdığı ve bu kazadan sonra enfekte olduğunu iddia etti. Ancak Rus biyogüvenlik komisyonu, laboratuvar kazası iddialarını reddederek hastanedeki müdahale yetersizliklerine işaret etti.
Gündeme gelen ikinci bir ölüm iddiası ise Rus makamları tarafından reddedilmekte 200 kişinin karantina altına alındığı belirtilmektedir.
Rus makamları yaklaşık 5 bin test yapıldığını, tehlikeli patojen tespit edilmediğini ve temaslılarda bağlantılı hastalık görülmediğini açıkladı. Ancak DSÖ, herhangi bir bulaşma kanıtına ulaşamasa da ölümün kesin nedeninin hâlâ bilinmediğini bildirdi.
Oysa şüphe edilen akciğer vebası (pnömonik veba), bilinen tüm bakteriyel hastalıklar arasında en ölümcül ve en hızlı yayılan enfeksiyonlardan biri olarak değerlendiriliyor. “Kara Ölüm” olarak tarihe geçen veba hastalığının akciğerleri hedef alan bu formu, tıp dünyasında adeta zamanla yarışılan acil bir durum olarak kabul ediliyor.
Hastalığı bir halk sağlığı kabusuna dönüştüren neden, ilk 24 saat içinde antibiyotik verilmezse ölüm oranının yüzde yüze yakın olmasıdır.
Solunum yoluyla insandan insana çok kolay bulaşabilen, doğrudan akciğerleri hedef alan hastalık; şiddetli, kanamalı zatürreye yol açarak hastayı nefessiz bırakabiliyor.
Üstelik çok agresif, kitlesel ve ölümcül olduğu için uluslararası düzeyde en yüksek riskli biyolojik silah ajanı (Kategori A) olarak da kabul ediliyor.
Yaşanan trajedinin yanı sıra asıl korkutucu olan, Rus makamlarının böylesine ölümcül risklere rağmen vakayla ilgili katı kapalılığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bu bilgi kısırlığı karşısında çaresiz kalışıdır.
Böylece devletlerin bilgi saklama eğilimi ve uluslararası koordinasyondaki zayıflık; ölümcül riskleri yalnızca bir virüsün veya bakterinin kendisinden ibaret olmaktan çıkarıyor.
Büyük güçlerin ortak sorunu, biyolojik güvenliği ulusal çıkarların gerisinde bırakabilmeleridir.
Washington, Moskova veya Pekin fark etmiyor: Tehlikeli bir patojenin sınır aşması için vizeye, diplomatik izne ya da siyasi uzlaşmaya ihtiyacı yoktur.
Buna rağmen biyolojik araştırmaların ayrıntıları, laboratuvar güvenliği ve olası kazalar söz konusu olduğunda devletler çoğu zaman bilgiyi paylaşmak yerine kontrol etmeyi tercih ediyor. Biyolojik tehdit küresel, şeffaflık ise hâlâ ulusal bir tercih olmaya devam ediyor.
AMERİKA’NIN ORTALIĞA SAÇILAN KİRLİ SIRLARI
İnsanlığın karşı karşıya olduğu biyolojik tehlikelere ilişkin bilgiler, ABD Ulusal İstihbarat Teşkilatı’nın (DNI) son dönemde deşifre ettiği belgelerle de gün yüzüne çıkmıştı.
Üstelik ABD’nin insanlığı ölümcül tehdit altına sokan kirli sırlarını, bizzat Amerika istihbaratının en tepesindeki isim, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard haziran ayında istifa etmeden hemen önce açıkladı.
Yıllarca "komplo teorisi" damgasıyla gölgelenmeye çalışılan bu belgelerde, Amerika’nın 30’u aşkın ülkede 120’den fazla gizli biyolojik araştırma laboratuvarının nasıl faaliyet gösterdiği ortaya konuyor.
Ukrayna’dan Gürcistan’a, Asya’dan Afrika’nın kırılgan coğrafyalarına kadar çatışma bölgelerinde kurulan bu tesisler; şarbon, Ebola, Marburg, SARS ve veba gibi en yüksek riskli patojenleri barındırıyor.
Virüs ve mikroorganizmaların özelliklerini değiştiren tehlikeli işlev kazanımı “Gain-of-Function" araştırmalarının yapıldığı bu tesislerin üçte birinin Rusya ile aktif savaşın devam ettiği Ukrayna olması ise tehlikenin boyutunu daha da artırıyor.
Bu laboratuvarların varlığı ve finansmanıyla ilgili kanıtların bilerek Amerikan halkından gizlendiğini açıklayan Gabbard, denetimlerin yetersiz olduğu merkezlerdeki tehlikelere dikkat çekmişti.
Gabbard’ın yayımladığı yüzlerce gizli belge, Dr. Anthony Fauci’nin başında bulunduğu ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) aracılığıyla Wuhan’daki koronavirüs araştırmalarına fon aktarıldığını ortaya koydu.
Bu belgeler, Çin’i yıllarca ölümcül virüs yaymakla suçlayan Amerika’nın, yarasa koronavirüsleri üzerinde yürütülen araştırmalara nasıl milyonlarca dolar aktardığını açıkça gösteriyor.
Gabbard’ın açıklamaları, pandemi sürecinde tüm dünyaya söylenen yalanların, uygulanan sansür ve örtbas operasyonlarının en net itirafıdır.
Amerika, insanlığın canı pahasına yürütülen bu tehlikeli araştırmaları sağlık bakanlıklarının ya da DSÖ’nün bütçeleriyle değil, doğrudan Pentagon’un (Savaş Bakanlığı) örtülü ödenekleriyle fonluyor.
DSÖ’NÜN ACZİYETİ VE SAVUNMASIZ DÜNYA
Bugün gelinen noktada, küresel halk sağlığının koruyucusu olması gereken Dünya Sağlık Örgütü, süper güçlerin jeopolitik çıkarları ve bilgi saklama refleksleri karşısında tamamen işlevsizleşmiş durumdadır.
DSÖ, ne Rusya’nın laboratuvarlarında ne de Washington’ın küresel ölçekte finanse ettiği karanlık projelerde şeffaf bir denetim mekanizması kurabilmektedir.
Örgütün acziyeti ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin bu mekanizmalardan 22 Ocak itibarıyla çekilmesi, uluslararası toplumu korumasız ve savunmasız bir duruma mahkûm etmektedir.
Amerika’nın kendi ülkesinde yapmaya cesaret etmediği, biyogüvenlik açısından en tehlikeli deneyleri kilometrelerce uzaktaki coğrafyalarda, denetimden uzak bir şekilde yürütmesi karşısında hiçbir mekanizma devreye giremiyor.
Çin’in laboratuvar sızıntılarıyla suçlanırken benzer kirli çarkların Washington merkezli fonlarla döndüğünün anlaşılması, insanlığın nasıl ikiyüzlü ve ölümcül bir tehditle karşı karşıya olduğunu yansıtmaktadır.
Dünyayı biyolojik tehditlere karşı korumak, yalnızca başka devletleri suçlamakla değil; bilgi paylaşmak, denetime açık olmak ve ortak kurumları güçlendirmekle mümkündür.
Küresel sağlık güvenliği, siyasi açıklamalarla değil; doğrulanabilir bilgi ve işleyen denetim mekanizmalarıyla sağlanabilir.
BİYOLOJİK GÜÇ SARHOŞLUĞU VE İNSANLIĞIN KABUSU
Sibirya’daki ölümün nedeni henüz açıklığa kavuşmadı. ABD’nin finanse ettiği 120’den fazla laboratuvara ilişkin sarsıcı açıklamalara rağmen bu kirli faaliyetlerin detayları hâlâ tam olarak aydınlatılabilmiş ve sorumlulardan hesap sorulabilmiş değil.
Hatta milyonlarca insanı hayattan kopartan, tüm insanlığı derinden etkileyen COVID-19’un kökenine ilişkin tartışmalar bile hâlâ kesin bir sonuca ulaşmış değil.
Bu olaylar, biyolojik güvenlik alanında şeffaflık, denetim ve uluslararası iş birliğinin ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunun en açık göstergesidir.
Bugün insanlığın önündeki en büyük tehdit, virüslerin mutasyona uğramasından ziyade o virüsleri birer cephaneliğe, jeopolitik birer silaha dönüştürenlerin bitmek bilmeyen güç hırsıdır.
Biyolojik Silahlar Sözleşmesi, biyolojik ve toksin silahlarının geliştirilmesini, üretilmesini ve stoklanmasını yasaklıyor. Ancak sözleşmenin kapsamlı ve bağlayıcı bir doğrulama-denetim mekanizmasına sahip olmaması, uygulamanın izlenmesi bakımından önemli bir boşluk doğuruyor.
Bu boşluklar kapatılmadıkça ülkeler birbirlerini suçlayabilir, istihbarat raporları açıklayabilir ve diplomatik restleşmeler yaşanabilir.
Oysa bilim, emperyalist hedeflerin kitle imha silahı değil, insanlığın ortak mirasıdır. Pentagon’un veya Moskova’nın yeraltı sığınaklarında rehin tutulacak bir kitle imha aracı olamaz.
Çıkar ve tahakküm hırsıyla hareket eden Amerika, Rusya ve Çin gibi küresel aktörler; laboratuvar fonları, bilimsel araştırma maskeleri ve genetik veri bankaları ardına gizlenerek virüs genomlarını birer cephaneliğe çevirmektedir.
Tulsi Gabbard’ın ifşa ettiği belgeler, küresel sistemin sinsi fay hatlarını gözler önüne sermiştir. İnsanlığın sonunu getirebilecek en tehlikeli biyolojik altyapı, şeffaflıktan uzak gizli laboratuvarları elinde tutan güç sarhoşlarının kontrolündedir.
Pentagon’un sınır ötesindeki denetimsiz dehlizlerinde rehin tutulan bu biyolojik gizemlerin hesabı sorulmadıkça; yarın yaşanacak her felaketin laboratuvar siparişi birer katil virüs olup olmadığını asla bilemeyeceğiz.
Dünya halkları, canlarıyla ödediği bedellere karşı hesap verebilir, şeffaf ve küresel bir denetim düzenini acilen kurmak zorundadır.
Çünkü tehlikeli bir patojen sınırları geçtiğinde, laboratuvarın hangi ülkeye ait olduğu veya araştırmanın hangi siyasi gerekçeyle yürütüldüğü önemini kaybeder.
Virüsler ve bakteriler devletlerin sınırlarını tanımadığı gibi bilimsel belirsizlikler de siyasi propagandayla ortadan kalkmaz.
Gerçek bir küresel biyolojik güvenlik düzeni kurulamazsa, tıpkı bundan önceki felaketlerde olduğu gibi bütün insanlık acı sonuçlarla yüzleşmek ve yeni kabuslar görmek zorunda kalabilir.
-
kerim 8 saat önce Şikayet Et3-4 biyolojik saldırı bizi bitirirBeğen Toplam 1 beğeni
-
ezel ve ebed 10 saat önce Şikayet Etçok kazanma hırsı dünya nimetlerinden çok fazla yararlanma isteği aç gözlülükleri dünyanın sonunun başlanığıcı yani kıyamet gelmesidir ekolojik denge bozuldu kuraklık arttı gıdaya ulaşım azaldı açlık yokluk kıtlık hastalık yok olmanın ilk basamaklarıdır sonu kıyamet yani hesap verme vakti tüm insanlar için..Beğen Toplam 1 beğeni