Trump’ın bitmeyen tasfiye siyaseti
Bir taraftan İsrail’in kışkırtmalarıyla süren karanlık İran savaşının ağır maliyetleri, diğer taraftan kritik ara seçimlerin kıskacındaki ABD Başkanı Donald Trump’ın ekibindeki yaprak dökümü devam ediyor.
Trump, siyasi şov ve güç gösterisi için bir enstrüman olarak kullanmaktan çekinmediği "kovma performansını" ikinci döneminde de yönetim biçimi olarak sürdürüyor.
ABD Başkanının ekibindeki son ayrılık Beyaz Saray Sözcülüğü koltuğunda sadece 5 gün kalabilen Katie Zacharia oldu.
Trump’ın ekranlarda "avukatlığını" övdüğü Zacharia'nın baro sınavını bile geçemediği ve hukuki yetkinliğiyle ilgili sahtekârlık yaptığı ortaya çıktı.
Baro kaydı bulunmayan Zacharia’nın ilk basın sınavındaki Trump için “Başkanım yani kocam” gafı ise hafızalara kazındı.
ABD’de hiçbir eyalette avukatlık ruhsatı bulunmadığı anlaşılan Zacharia, hakkındaki tartışmalar büyüyünce Trump’ın yönlendirmesiyle 16 Ekim’de görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
Trump’ın kamuoyu önünde desteklediği ismin birkaç gün içinde böylesine tartışmalı bir figüre dönüşmesi, Beyaz Saray’ın iletişim yönetimindeki kırılganlığı gözler önüne serdi.
Donald Trump’ın ilk dönemindeki iletişim direktörlerinden Anthony Scaramucci de aynı anlayışın sembollerinden biriydi. Temmuz 2017’de göreve gelen Scaramucci, yalnızca 11 gün sonra koltuğunu kaybetmişti.
Dünyanın en güçlü devletinin başkanlık makamı adına konuşacak kişilerin seçilme sürecinde yaşananlar, Trump yönetiminde liyakatin yerini sadakatin nasıl aldığının en çarpıcı örnekleri oldu.
SKANDAL BÜYÜKELÇİ VE DİPLOMATİK FİYASKO
Görev süresinin kısalığıyla Amerikan tarihine geçen Zacharia’nın ayrılığı, aslında Trump’ın ilk döneminden beri sürdürdüğü ekip değişimi üzerinden sergilenen güç gösterisinin son halkası.
Üstelik kovmalarla beslenen bu yönetim tarzı sadece Washington’la sınırlı değil. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları ve çıkar ilişkileri nedeniyle ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle da Trump’ın baskısıyla görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
Trump’ın büyük oğlu Donald Trump Jr.’ın eski nişanlısı ve MAGA hareketinin en popüler ekran yüzlerinden biri olan Guilfoyle, göreve geldiği günden beri peş peşe skandallara imza attı.
Wall Street Journal’ın belgeleriyle patlayan skandallar dalgasına göre; Guilfoyle, bir Trump bağışçısından 100 bin dolarlık şahsi kredi kartı borcunu ödemesini istemiş, bunun karşılığında Beyaz Saray’a doğrudan erişim vaat etmişti.
Pahalı tatilleri ve lüks tutkusuyla öne çıkan Guilfoyle’un, resmi toplantılara inşaat lobicilerini sokması ve ABD nüfuzunu Yunan hükümetine karşı tehdit unsuru olarak kullanmaya kalkışması bardağı taşıran son damla oldu.
Trump, olayın patlak vermesinin ardından kameralar karşısına geçip "Zaten oğlumla uzun zaman önce çıkmıştı, ailemden biri değil" diyerek Guilfoyle’u tek kalemde sildi.
TRUMP’IN KOVMA MAKİNESİ
Donald Trump için "kovmak", hiçbir zaman sıradan bir idari tasarruf ya da bürokratik bir zorunluluk olmadı.
Trump’ın yönetim tarzındaki sürekliliği görmek için yıllarca NBC ekranlarında sunduğu Çırak (The Apprentice) programını hatırlamak yeterli.
Programın bütün dramatik gücü, patronun karşısında bekleyen yarışmacının kaderini tek cümleyle belirlemesine dayanıyordu. Reyting rekorları kıran bu programda Trump’ın finalde söylediği “Kovuldun!” (You're fired!) repliği, kontrolün kimde olduğunu dünyaya haykıran bir parolaya dönüştü.
Trump’ın marka değeri de bu otorite figürüyle, başkalarının kariyerlerini bir anda bitirebilen patron imajıyla büyüdü. Fakat Trump’ın hikâyesi televizyon stüdyosunda bitmedi; patron rolünü ABD başkanlık göreviyle Beyaz Saray’a taşıdı.
Trump, ilk döneminde ekibinde yer alan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’dan FBI Direktörü James Comey’ye, Savunma Bakanı James Mattis’ten Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’a kadar ağırlığı olan isimleri kovarak güç gösterisi yaptı.
Adalet Bakanı Jeff Sessions’tan Özel Kalem Müdürü Reince Priebus’a kadar kendi atadığı bakanları, danışmanları ve sözcülerini itibarlarını hedef alarak görevden aldı.
Bu isimlerden kimi Trump’la politika anlaşmazlıkları yaşadı, kimi kamuoyu önünde hedef alındı, kimi de yönetim içindeki çatışmaların ardından koltuğunu kaybetti.
Brookings Enstitüsünün verileri, Trump’ın ilk döneminde, en etkili üst düzey ekibinde 65 pozisyonun 60’ında görev değişimi yaşandığını gösteriyor. Yani yönetimdeki değişim oranı yüzde 92 gibi rekor bir seviyede gerçekleşti.
ABD Başkanı Trump’ın ikinci döneminde yaşananlar ise "kovma rüzgârının" artık kurumsallaşmış bir güç tiyatrosuna evrildiğini gösteriyor. Göreve başlar başlamaz yarım kalmış hesaplaşmasını sürdüren Trump, otuza yakın üst düzey istihbaratçıyı tasfiye etti.
Yeni dönemin ilk dikkat çeken örneklerinden biri, Hükümet Verimliliği Departmanı’nın (DOGE) başına geçen teknoloji devi Elon Musk’la yaşandı. Cumhuriyetçilerin en büyük bağışçılarından biri haline gelen Musk, federal harcamaları ve bürokrasiyi küçültme konusunda ters düştüğü Trump’la çok sert bir tartışma yaşayarak görevinden ayrıldı.
Musk’ın ayrılışını avukatı ve en yakın siyasi müttefiklerinden Adalet Bakanı Pam Bondi’nin kovulması takip etti.
Trump’ın başlattığı İran savaşına yönelik en çarpıcı itirazı yapan Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in İsrail’i eleştirerek istifası da Washington’da siyasi bir deprem oluşturdu.
Trump’ın en sert göç politikalarının vitrinindeki isim olan İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem de koltuğunu koruyamadı.
Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRemer’den Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’a çok sayıda isim bu tasfiye rüzgârından nasibini aldı. Böylece Trump’ın kabinesindeki değişim oranı yüzde 20 olurken, üst düzey ekibindeki değişim oranı yüzde 56’ya ulaştı.
Trump döneminde aralıksız çalışan kovma makinası Beyaz Sarayı devlet yönetimi merkezi olmanın yanı sıra reytingi yüksek, kurbanı bol bir reality şov stüdyosuna dönüştü.
PENTAGONUN TEOLOJİK AKIL TUTULMASI
Trump’ın bu acımasız refleksleri yalnızca kabineyle sınırlı kalmadı; devletin omurgasını oluşturan Pentagon’a kadar uzandı.
Kendisinin yolundan yürüyen Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran’la yürütülen ve maliyeti her geçen gün ağırlaşan savaşın kaotik atmosferinde, Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George dâhil üst düzey üç generali gece yarısı operasyonuyla görevden aldı.
Liyakatten çok sadakati ve ideolojik yakınlığı esas alan Hegseth, Deniz Kuvvetleri Komutanı Lisa Franchetti’ye ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Randy George’ye kadar tecrübesiyle öne çıkan 20’den fazla ismi ya kovdu ya da pasif görevlere çekti.
Ayrıca kabinenin en şahin ismi Hegseth, general ve amiral kadrolarının yüzde 20 azaltılmasını hedefleyen planı da yürürlüğe koydu.
İsrail’in soykırım politikalarına en güçlü desteği veren ve teolojik saplantılarıyla bilinen aşırı sağcı Pete Hegseth, ordunun içerisinde "Haçlı" zihniyetiyle ideolojik bir temizlik yürütüyor.
İran sahasındaki asimetrik riskleri ve kara harekâtının riskli senaryolarını dile getiren askerî aklı tasfiye eden Hegseth, ordunun çeşitliliğini tırpanlayarak Pentagon’u Evanjelik saplantılara ve Hristiyan milliyetçiliğine hapsediyor.
Bugün Hürmüz Boğazı’nda enerji krizi tırmanırken, artan askerî zayiat Washington’un bölgedeki caydırıcılığını yerle bir ediyor.
Pentagon’da akıl tutulması yaşanmasına neden olan Hegseth de tıpkı Trump gibi bu derin jeopolitik bataklığın ve askerî zafiyetlerin üstünü örtmek için tasfiyelerle güç gösterisi yapmaya devam ediyor.
GÜÇ GÖSTERİSİNİN SINIRI SANDIKTA ÇİZİLECEK
Trump, yıllardır siyaseti bir reality şov, devleti şirket, çalışma arkadaşlarını da istediği an gözden çıkarabileceği figüranlar gibi yönetiyor.
Trump’ın siyasi iletişimi, güçlü lider imajı oluşturmaya dayanıyor. Görevden almalar da bu imajın ayrılmaz bir parçası. Trump kararsızlığa yer vermeyen, kimseye boyun eğmeyen ve gerektiğinde en yakınındakileri bile gözden çıkarabilen bir başkan portresi çizmeye çalışıyor.
Oysa Trump’ın geçmişten beri kullandığı tasfiye dalgası, ilk bakışta mutlak otoritenin işareti gibi pazarlansa da aslında tam aksine yönetimdeki kırılganlıkları ve zafiyetleri artırıyor.
Trump’ın bu öngörülemez tasfiye mekanizması, kurumsal hafızayı yok ederken ABD devlet mekanizmasını sadakat tiyatrosuna çeviriyor.
Ancak ABD’de erken oy verme süreci devam eden ara seçimlerle ilgili son anketler, Trump’ın kovma şovlarının liderlik gücünü korumasına yetmeyeceğini gösteriyor.
İran savaşının ağır faturası, Pentagon’daki tasfiyeler ve skandallara bulaşan yakın çevresi, Trump’ın güçlü lider imajının ardındaki çatlakları büyütüyor.
Siyasette en büyük güç gösterisi, herkesi kovabilmekten öte hesap verme zamanı geldiğinde koltuğunu koruyabilmektir.
Amerika’da 3 Kasım’da sandıkta verilecek hüküm, bir sonraki tasfiye kurbanının kim olacağından çok daha önemli bir soruya cevap vererek Trump’ın topal ördek olup olmayacağını belirleyecek.
Ve görünen o ki; sadakati liyakatin, güç gösterisini devlet aklının önüne koyan Trump’ın tasfiye siyaseti, yaklaşan seçim hezimetinin üzerini örtmeye yetmeyecek.