Ertuğrul Cingil
Ertuğrul Cingil
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Trump’ın Sandık Kabusu

GİRİŞ 02.11.2026 GÜNCELLEME 02.11.2026 YAZARLAR

Dünya savaşlar ve ekonomik gerilimlerle sarsılırken gözler yarın Amerika’da gerçekleştirilecek ara seçimlere çevrilmiş durumda.

İsrail’deki seçimlerde soykırımcı Netanyahu siyasi çoğunluğunu kaybederek belirsizlikler döneminin kapısını araladı.

Şimdi aynı akıbet, yarın Temsilciler Meclisi’nin tamamının, Senato’nun ise 35 sandalyesinin yenileneceği ara seçimlerde ABD Başkanı Donald Trump’ı bekliyor.

Gazze’deki soykırıma verdiği destekle İsrail’in saldırgan politikalarının hamisi haline gelen, Netanyahu’nun ısrarıyla İran’la savaşa girerek dünya ve Amerikan ekonomisini ateşe atan Trump için ara seçimler kabusa dönüşebilir.

Trump’ın İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin arkasında güçlü siyasi ve finansal ağlar, AIPAC gibi İsrail yanlısı kuruluşlar, Evanjelist seçmen tabanı ve bağışlarını esirgemeyen milyarderler bulunuyor. Ancak bu destek, Amerikan toplumunda büyüyen savaş karşıtlığını ve ekonomik hoşnutsuzluğu örtmeye yetmiyor.

Üstelik Evanjelistlerin Trump’a desteğinin Ocak 2025’teki yüzde 77 seviyesinden ekimde yüzde 63’e gerilemesi, en güçlü tabanında bile aşınma yaşandığını gösteriyor.

ABD’de iki yılda bir yapılan ve başkanlar için güven oyu anlamına gelen seçimle ilgili son anketler, Demokratların Cumhuriyetçilerin 8 ila 10 puan önde olduğunu gösteriyor.

Temsilciler Meclisinde Demokratların 435 sandalyeden 220 ila 240’ını kazanarak üstünlüğü ele geçirmesine kesin gözüyle bakılırken Senato’da başa baş bir mücadele sürüyor.

Trump’ın başkanlık onayı yüzde 30’a kadar gerilerken Senato’da da Demokratların çoğunluğu ele geçirme ihtimali güçleniyor.

Pew Research Center’ın araştırmasına göre 3 Kasım öncesinde 49 milyondan fazla Amerikalının erken oy kullanması da seçimlere yönelik yoğun ilgiyi ortaya koyuyor.

Yani Trump, şu anda elinde tuttuğu Temsilciler Meclisi ve Senato’daki üstünlüğünü en az Kongrenin bir kanadında kaybederek en büyük kabusu olan “topal ördek” durumuna düşebilir.

TRUMP’IN SIRADIŞI SANDIK OYUNLARI

Oysa Trump’ın seçimleri kazanmak için yürüttüğü mücadele yalnızca mitingler, siyasi vaatler ve propaganda faaliyetleriyle sınırlı değildi.

Seçim bölgelerinin yeniden belirlenmesi, posta yoluyla oy kullanma kurallarının değiştirilmesi, seçmen kayıtlarına yönelik yeni şartlar ve federal yönetimin seçim süreçlerine müdahale girişimleri de Amerikan siyasetinin önemli tartışma başlıkları oldu.

Özellikle posta yoluyla oy kullanma ve seçmenlerin vatandaşlık bilgilerinin doğrulanması konusundaki girişimler, eyaletlerin seçim yetkileri ve anayasal yetki paylaşımı üzerinden ciddi hukuk mücadelelerine yol açtı.

Federal mahkemeler bu girişimlerin önemli bölümlerini durdurdu. Ağustos ayında bir federal mahkeme, Trump’ın posta yoluyla oy kullanmayı sınırlandıran 2026 tarihli kararnamesinin ilgili bölümünün uygulanmasını engelledi.

Seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi de Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında yoğun bir mücadeleye dönüştü.

Eyaletlerdeki yeniden bölgelendirme girişimleri, Kongre’deki sandalye dağılımını etkileme potansiyeli taşısa da Trump’ı seçim hezimetinden kurtarmaya yetecek gibi görünmüyor.

Trump’ın en iddialı hamlesi ise seçim rüşveti olarak değerlendirilen, Cumhuriyetçilerin Kongrenin iki kanadında da üstünlüğü koruması halinde her yetişkin Amerikalıya 5 bin dolar vaadi oldu.

Yapılan hesaplamalar 240 milyon seçmen için böylesi bir ödemenin 1,2 trilyon dolarlık kaynak gerektirdiğini gösteriyor.

“Trump temettüsü” olarak adlandırılan bu kaynağın, toplam kamu borcu 40 trilyon doların üzerine çıkmış olan Amerikan ekonomisi üzerinde ciddi borç ve enflasyon baskısı oluşturacağı belirtiliyor.

Trump’ın 2025 yılında da benzer bir şekilde 2 bin dolar iddiasının karşılıksız kaldığını hatırlatan Demokratlar, gerçekçi bulmadıkları bu vaadi seçim rüşveti olarak değerlendiriyor.

İRAN SAVAŞININ FATURASI SANDIĞI SARSIYOR

Amerikan halkına yeni savaşlardan uzak durma, ekonomik refah ve ucuz enerji sözü veren Trump; soykırımcı Netanyahu’nun saldırgan politikalarının ve stratejik önceliklerinin esiri oldu.

Trump’ın ara seçimlerde karşı karşıya olduğu hezimet riskinin en önemli sebeplerinin başında ise soykırımcı Netanyahu’nun tuzağına düşerek girdiği İran savaşı geliyor.

Bölgeye ve dünyaya ağır bedeller ödeten karanlık savaşın maliyeti yalnızca insani kayıplar ve askeri harcamalardan ibaret değil.

Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, enerji piyasalarındaki belirsizlik, petrol ve akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş, küresel ticaret üzerindeki baskı ve enflasyon, Amerikan vatandaşlarının gündelik hayatına kadar uzanıyor.

Amerikan seçmeni için Orta Doğu’daki jeopolitik hesaplardan çok, benzin istasyonunda ödediği para, konut giderleri ve iş güvencesi belirleyici oluyor. Savaşın faturası pompaya ve mutfağa yansıyor.

Savaş öncesi galonu 3 dolar civarında olan benzin 4 doların üzerine çıkarak yüzde 40 artarken dizel 3,6 dolardan 6,5 doların üzerine çıkarak yüzde 73,5’lik bir tırmanış yaşadı. Enflasyon yıllık yüzde 3,7’ye yükselirken yüzde 4,2 ile iş arayan işsizlerin sayısı 7,11 milyona ulaştı.

Ekonomik ve toplumsal soruna işaret eden bu veriler, İran savaşının ekonomik etkilerinin artık soyut bir dış politika tartışması olmaktan çıktığını gösteriyor.

İRAN SAVAŞI OLMASAYDI SANDIKTA NE DEĞİŞİRDİ?

Belirsizlik politikalarıyla öne çıkan Trump, İran’la savaşa girmemiş olsaydı kendi vaatleriyle çelişen ağır bir siyasi yükü sırtlanmamış ve çok daha olumlu bir siyasi tabloyla karşı karşıya olabilirdi.

Ayrıca 3 Kasım seçimlerine en büyük siyasi avantajlarından biriyle, yani Amerikan halkına verdiği savaşlardan uzak durma sözüne sadık kalmış bir başkan olarak gidecekti.

Böylece enerji piyasalarındaki belirsizliğin ve savaş kaynaklı fiyat baskısından uzak kalabilir, askeri harcamalar ve yeni kayıplar üzerinden büyüyen eleştirilerin hedefi olmayabilirdi.

Çünkü yapılan hesaplamalara göre İran savaşının her Amerikan hanesine ortalama maliyeti 2 bin dolara ulaştı. Bunun 1.100 doları enerji fiyatlarındaki artıştan oluşuyor. Eğer

Trump savaşa girmeseydi küresel siyasette çok daha farklı bir konumda olabilirdi. Karşı karşıya geldiği Avrupalı müttefikleri ve güvenini kaybetmeye başladığı Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde de daha geniş bir diplomatik hareket alanını koruyabilirdi.

Bugün Amerikan seçmeni yalnızca Trump’ın ekonomi politikalarının yanı sıra ülkesinin neden yeni bir savaşın içine sürüklendiğini de sorguluyor.

SEÇİM YENİLGİSİ YENİ SALDIRININ FİTİLİNİ ATEŞLER Mİ?  

Seçimin bir başka kritik boyutu da Trump’ın sonrasında İran politikasında atabileceği yeni adımlar. Savaşın başında ortaya konulan hedeflerle gelinen nokta arasındaki mesafe büyüdükçe Trump yönetiminin siyasi baskısı da artıyor.

İran ise bu sıkışmışlığı müzakere masasında kendi lehine kullanmaya çalışıyor. Askeri baskı ile diplomatik temasların eş zamanlı yürütüldüğü bir süreçte taraflar birbirlerinin geri adım atmasını bekliyor.

Trump’ın seçimlerde ağır bir yenilgi alması halinde İran karşısında daha sert bir tutum benimsemesi ihtimali de ortada.

Seçim sonrasında ise Kongredeki olası güç kaybını telafi etmek, siyasi inisiyatifi yeniden ele geçirmek veya savaşın sonucuna ilişkin bir zafer görüntüsü oluşturmak amacıyla daha saldırgan bir çizgiye yönelmesi ihtimali bulunuyor.

Trump’ın öngörülemezliklerle örülü siyasi davranış biçimi, son yaptığı açıklamalar ve bölgedeki mevcut gerilim dikkate alındığında ciddiye alınması gereken önemli bir risk. Böyle bir tırmanışın bedeli yalnızca İran’a veya bölge ülkelerine değil, küresel enerji piyasalarına, ticarete ve Amerikan ekonomisine de daha ağır biçimde yansıyabilir.

SANDIKTA YENİLGİ SOKAKTA KAOS 

Kaybedilen her seçimi “çalınmış” olarak gören Trump’ın pragmatik siyasi karakteri ve geçmişteki söylemleri dikkate alındığında, yenilgi ihtimalini kabul etmek yerine hile ve usulsüzlük iddialarını gündeme getirerek seçimi tartışmaya açması şaşırtıcı olmayacak.

Trump’ın “sokak ordusu” olarak görülen aşırı sağcı MAGA hareketi üzerinden oluşturduğu siyasi taban da bu süreçte önemli bir faktör.

Kritik eyaletlerde gerilimi tırmandırmak, sandık başlarında kaos yaratmak ve ülkeyi bir kutuplaşma girdabına sürüklemek, Trump gibi öngörülemez bir siyasetçinin elindeki son koz haline gelebilir.

Bu nedenle Demokratlar ve seçim güvenliği kuruluşları, olası müdahalelere, seçmenlerin sindirilmesine ve seçim sonuçlarının tartışmalı hale getirilmesine karşı ülke çapında geniş kapsamlı bir gözlem hazırlığı yürütüyor.

Demokrat eyalet örgütlerinin bu amaçla yaklaşık 10 bin, Common Cause kuruluşunun ise 16 bin gönüllüyü eğittiği biliniyor.

Buna karşın Trump seçimde hileyi ortaya çıkaracaklar için 1 milyon dolarlık ödül vaat ederken Cumhuriyetçi Parti de yaklaşık 22 bin sandık görevlisini harekete geçiriyor. Hatta Trump’ın seçimlerde olası hile ve karmaşa iddialarını bahane ederek ulusal güvenlik güçlerini de sahaya sürmesinin sürpriz olmayacağı belirtiliyor.

Bu tablo, Amerika’da seçim güvenliğinin artık yalnızca teknik bir mesele olmadığını, doğrudan siyasi kamplaşmanın konusu haline geldiğini gösteriyor. Çünkü Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanması halinde Trump’ı çok daha zorlu iki yıl bekliyor.

Bütçe ve yasama süreçleri kilitlenebilir, yönetim üzerindeki Kongre denetimi sertleşebilir, Trump ve çevresindeki isimlere yönelik soruşturmalar ve azil girişimleri gündeme gelebilir. Senatonun da Demokratların kontrolüne geçmesi halinde Beyaz Saray’ın hareket alanı daha da daralabilir.

Netanyahu’nun ısrarıyla girdiği savaş, şimdi Trump’ın Kongre çoğunluğunu kaybetmesine, siyasi denetim altına girmesine ve ikinci başkanlık döneminin geri kalanını krizlerle geçirmesine neden olabilir.

Üstelik bu seçim hezimeti Trump’la birlikte İsrail için çalışan Siyonist kuruluşların, teolojik saplantılarıyla öne çıkan Evanjelist yapıların ve Cumhuriyetçilere bonkör bağışlar yapan milyarderlerin de kaybı anlamına geliyor.

YORUMLAR 1
  • HIDIR BUDUR 30 dakika önce Şikayet Et
    Savaş öncesi MOSSAD tarafından Trump'a verilen brifingte ; "-- HÜRMÜZÜN KAPATILMASININ İMKANSIZ OLDUĞU, Hamaney sonrası İran'da iç savaş çıkacağı ve savaşın çok kolay olacağı" bilgilerine CIA VE ABD ORDUSUNDAN İNANAN KİMSE OLMAMASINA RAĞMEN TEK İNANAN TRUMP'TI. VE TRUMP SAVAŞA GİRDİ. vee enkazın altnda kaldı.
    Cevapla