Ertuğrul Özkök
Ertuğrul Özkök
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Ertuğrul Özkök'ün Hz. İbrahim soruları

GİRİŞ 27.02.2011 GÜNCELLEME 27.02.2011 YAZARLAR

Tevrat'tan Hazreti İbrahim'in hikayesini aktaran Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, iç dünyasında yaşadığı din ile ilgili duyguları köşesine taşıdı.

Yazısında "Umre bana, "inanç" denen şeyin nasıl sonsuz bir labirent olduğunu anlattı." diyen Özkök, umrede yaptığı 'tavaf'ın iç dünyasındaki çelişkileri çözmeme yardımcı olmadığını ifade etti.

İnanç noktasında geldiği noktayı sorgulayan Özkök, bazı sorular da sordu. Özkök'ün yazısındaki muhasebesi...

Karınıza bu teklifi yapar mıydınız?

Kuran anlatmıyor.

Ama Tevrat, Hazreti İbrahim'in hikayesini, bir sitcom ruhuyla açık açık anlatıyor.

Kabe'yi kuran ve bütün İslam âleminin en kutsal mekânı haline getiren Peygamber'in çok renkli bir hikâyesi var.

Hazır Hürrem Sultan olayını yeniden tartışmaya başlamışken, Hazreti İbrahim'in hikâyesine de yeniden baktım.

Buyurun size en az Kanuni ve Hürrem Sultan olayı kadar ilgiyle okunacak bir hikâye. Hazreti İbrahim, henüz "Avram"ken, Mısır'a göç eder.

Mısır'a yaklaştıklarında karısı Sara'ya, "Sen güzel bir kadınsın. Olur ki Mısırlılar seni görüp 'Bu onun karısı' diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar. Lütfen 'Onun kız kardeşiyim' de ki, senin hatırın için bana iyi davransınlar."

Nitekim öyle olur, karısı, güzelliğinden dolayı Firavun'un sarayına alınır. Avram'ın hem hayatı kurtulur, hem de çok zengin olur.

Ancak Firavun, Sara'nın onun karısı olduğunu öğrenince, her ikisini de kovar. Hikâyenin bundan sonrası daha da ilginç hale geliyor. Avram'ın çocuğu olmamaktadır. Çünkü karısı Sara kısırdır. Bunun üzerine karısı, Avram'a şu teklifte bulunur:

"Rab çocuk sahibi olmamı engelledi. Lütfen cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim."

Böylece Sara, Mısırlı cariyesi Hacer'i kocası Avram'a karı olarak verdi. Avram, Hacer'le yattı, Hacer hamile kaldı.

Ancak Hacer hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye, Sara da hamile cariyesine kötü davranmaya başladı. Hacer onun yanından kaçtı.

Rabbin meleği, Hacer'i çölde bir pınarın başında buldu, ona "Hanımına dön ve ona boyun eğ" dedi ve devam etti:

"Bir oğlun olacak, adını İsmail koyacaksın. Oğlun yabaneşeğine benzer bir adam olacak. O herkese, herkes de ona karşı çıkacak."

Avram 99 yaşındayken Rab ona görünerek "Seninle yaptığım anlaşma şudur" dedi: "Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım. Anlaşmamız sonsuza kadar sürecek. Senin, senden sonra da soyunun tanrısı olacağım." Devam etti:

"Seninle ve soyunla yaptığım anlaşmanın koşulu şudur. 'Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet aramızdaki anlaşmanın belirtisi olacak."

Bitmedi:

"Karın Saray'a gelince, onun adı artık Sara olacak. Onu kutsayacak, ondan sana bir çocuk vereceğim."

İbrahim şaşırdı ve sordu:

"100 yaşındaki bir adamın çocuğu olabilir mi: 90 yaşındaki Sara doğurabilir mi?" Rab cevap verdi:

"Hayır ama, karın Sara sana bir çocuk verecek. Adını İshak koyacaksın." Tektanrılı üç din işte böyle doğdu.

***

Umre için Kâbe'ye gittiğim günden beri hep şunu merak ediyorum.

Tektanrılı üç dinin üçünün de başlangıcında Hazreti İbrahim var.

Yahudilere ve Müslümanlara "sünnet" olmayı getiren o. Kâbe'yi kuran o. Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın temellerini atan o. Put fikrini yıkıp, tektanrı fikrini insanlığın inanç dünyasına sokan o.

Yani üç kutsal kitap da gerçek anlamda onun hikâyesiyle başlıyor.

O zaman niye Hazreti İbrahim'in hikâyesini öteki peygamberler kadar iyi bilmiyoruz:

Fransa'nın ünlü tarih dergisi "Historia" son sayısını bu konuya ayırdı.

Çok güzel bir dosya hazırlamışlar. Sonuna kadar okudum.

Umre bana, "inanç" denen şeyin nasıl sonsuz bir labirent olduğunu anlattı.

Kabe'ye karışık duygularla, kafamdaki bilinmezliklerle gittim.

Çok etkilendim.

Ama "tavaf" iç dünyamdaki çelişkileri çözmeme yardımcı olmadı. Umre'den, daha karmaşık, daha yalnızlaşmış, daha cevapsız duygularla döndüm. "Ortak bir ruh" içinde eriyemedim. Tam aksine, içimde hep "ben" diye konuşan "ego" daha da güçlendi.

"Enel Hak" diyen Hallac-ı Mansur'u çok daha güçlü hissettim.

"Ahlak" nedir, "dürüstlük" nasıl bir şeydir, "başkalarını yargılama" hakkımız var mıdır soruları çok daha fazla içime işledi. Geldiğim son nokta ise şu derin soru oldu: "Başkalarını anlayabilir miyiz?"

***

Aynı soruyu bu pazar günü size de soruyorum:

Hazreti İbrahim'in, yani kutsal kitaplı dinlerin kurucu babasının hikâyesini okuyunca, kendinizde hâlâ "başkalarını yargılama", "ahlaksızlıkla", "dinsizlikle" suçlama hakkını görüyor musunuz:

"Historia" Dergisi'nin son sayısı, önümüzdeki yıllarda Hazreti İbrahim'i daha çok konuşacağımızı gösteriyor.

Kesin inançlı olmayan ama Yaradan'a inanan; iman eden ama biat etmeyen insanların işi artık daha zor...

HÜRRİYET

YORUMLAR 92 TÜMÜ
  • ahmet kelem 14 yıl önce Şikayet Et
    Hahambaşı mısın?. İnsan kalbinin imanettiğine ve baktığı pencereden gördüğüne inanır. İslama göre değil de Muharref tevrata göre ahkam kestiğine göre senin tüm pencereler İsraile bakıyor. Orda dur Müslüman mahallesinde salyangoz sattığın yeter. Bu kadar islamdan nefret ediyorsan tutan yok git dostlarının (belkide dindaşların) yanına.Senin yahudi muhabbetinin binde birini müslümana gösterdiğini hiç görmedik. Siz kalbime bakın deme kalbe allah bakar İnsanlar sa senin laflarına.Netenyahu kadar islam düşmanısın.
    Cevapla
  • Mustafa Ulusoy 14 yıl önce Şikayet Et
    TEVRAT HEP MÜSLÜMANLARIN KAFASINI KARIŞTIRMADA KULLANILMIŞTIR.. Sayın Ertuğrul Özkök. Tevratın Hz. Musaya indirildiğine iman ederiz. Kuranda bahsedilmeyen konuların doğruluğuna inanmayız.Katma ve değiştirme olabilir. Müslümanlığı dejenere etmek için gerek bilinçli gerek bilinçsiz bu israiliyatlar kullanılmıştır. Bu hikayeler topluma özümsetilerek din ve inançlarımız bidatlaşmıştır. Hak olan islamın insanlığa sunumu zorlaştırlmıştır. islami olmayan birçok işi (sünet olmak vs.gibi) islami diye yaşıyoruz. Biz aydınlara düşen islamdan israiliyeti ayırdetmek.
    Cevapla
  • fatih kıraç 14 yıl önce Şikayet Et
    canın dedikodu istesedeseni destekliyorum !. dizi izleye izleye,hamırlaşmış bir kafa yapısı.hz ibrahimin insanlar için gerekli olan mücadelesi kuran da anlatılıyor ama beyimizin beyni gelişmesi magazin şekinde olmayanı anlamayan yapısı olduğundan illa dedikodu şeklinde olanı anladığından tevrat hoşuna gitmiş illa böyle dizi olsun diyor.magazinleşen dünyasının aydınlanması için beyimizin dediği gibi evet kuran da anlatılan insan hikayeleri derin şekilde incelenmeli ve filmleri çekilmelidir...
    Cevapla
  • yahya 14 yıl önce Şikayet Et
    ey eytuğrul efendi. bozulmuş kitaplardan öğreneceğine gel de hak kitap tan öğren.umre müslümanlara farzdır kurana inananlara farzdır.bozulmuş tevratı okuyanlara ve inananlara değil yahudi bozması herif
    Cevapla
  • mustafa yavuz 14 yıl önce Şikayet Et
    sayın özkök tevratın yazılı bulunduğu levhalar. israiloğulların esaret ve sürgünleri esnasında büyük kısmı kayboldu.daha sonra hahamlar kendi kafalarına göre tevrata ilaveler yaptılar.bu hikayede allah teala ile ilgili nitelemelerin bir kısmı yanlış.ayrıca kuran ayrıntıya girmez.kıssaların lüzumlu olanını,insan için lüzumlu olan kısmını alır.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle