Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Orta Doğu’da başlayan yeni süreç, sadece bir savaş değil; aynı zamanda bir düzen değişimidir.
Haritalar yeniden çizilirken, ittifaklar dağılırken ve güç dengeleri sarsılırken, Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat penceresi açılıyor.
Bu pencereden bakıldığında, Ankara’nın izlediği yol netleşiyor…
İlkeli, proaktif ve dengeli bir stratejiyle hareket ediliyor.
Ve bu strateji sayesinde Türkiye, çok uzun olmayan bir vadede ciddi kazançlar sağlayacak.
Türkiye’nin temel hedefi çok açık…
Savaşın bir an önce durmasını sağlamak ve yayılmasını önlemek.
Çünkü bu çatışma, sadece Gazze veya Lübnan’la sınırlı kalmıyor; tüm bölgeyi saran bir yangına dönüşme potansiyeli taşıyor.
İslam ülkeleri arasındaki çatışmaların devam etmesi, hepimizin ortak güç kaybına yol açıyor.
Mezhep ayrılıkları, etnik gerilimler, dini kutuplaşmalar…
Bunların hiçbirisi bölge halklarına fayda sağlamadığı gibi İsrail başta olmak üzere emperyal güçlerin işine yarıyor.
Bu nedenle Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ın toprak bütünlüğünü korumalarına güçlü bir destek vermeli…
Ki veriyor da…
Özellikle savaşın Arap-İran boyutuyla genişlememesini net bir biçimde Türkiye sağladı diyebiliriz…
Parçalanmış bir Arap Yarımadası ve Türkiye’nin komşuları, ne Türkiye’ye ne de bölge halklarına huzur getirir.
Aynı şekilde, Filistin Devleti’nin 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet olarak kurulması, artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldi.
Filistin topraklarının Filistinsizleştirilmesine, yani sistematik işgal ve yerinden etme politikalarına karşı kararlı bir duruş sergilemek sadece Türkiye açısından değil, bölgeleri ülkeleri adına hem ahlaki hem de stratejik bir zorunluluktur.
İsrail’in yayılmacı politikalarına ‘dur’ demek, sadece Filistin meselesi değil, tüm bölgenin geleceği açısından kritik önem taşıyor.
Bu yayılmacılığın tekerine çomak sokmak, Türkiye’nin bölgesel liderlik iddiasının da bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Burada Türkiye’nin yanında Amerika’nın kandırdığı Arap ülkeleri de sağlam durabilirse -ki artık başka çareleri kalmadı- bugüne kadar kınamalar ile ele aldıkları Filistin Devleti’nin 1967 sınırlarına göre kurulması meselesi daha ciddi bir boyuta geçebilir.
Bütün bunları yaparken Türkiye, ABD’yi reelpolitik davranmaya zorlayacak hamleler de yapıyor.
Washington’un duygusal veya ideolojik yaklaşımlarla değil, gerçekçi güç dengeleri üzerinden hareket etmesini sağlıyor…
Zaten bu durum diplomasinin en önemli görevlerinden biri haline geldi.
Yakın zamanda savunma sanayii, yazılım ve yapay zekâ alanında uluslararası yatırım haberlerine şahitlik edeceğiz.
Aynı zamanda İran’ı Rusya ve Çin’e, Körfez ülkelerini ise tamamen ABD-İsrail hattına itmemek için akıllıca bir denge politikası izleniyor.
Esas mesele ilişkileri sıkı tutarak, bölge ülkelerini birbirine karşı değil, ortak tehditlere karşı birleştirmekten geçiyor.
Yani parola belli: böldürme, birleştir!
İşte Türkiye’nin çok boyutlu bir satranç oyunu gibi bölgedeki gelişmeleri ele aldığı parola bu…
Bu noktada İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kâğıt üzerindeki varlığından öte, somut bir güvenlik ve savunma paktına dönüşmesi büyük önem taşıyor.
İslam ülkeleri arasında gerçek bir dayanışma mekanizması kurulmadan, dış müdahalelere karşı koymak zorlaşır.
Türkiye bu süreçte öncü rol üstlenecek.
Tabii ki bu vizyon sadece diplomasiyle sınırlı kalamaz.
Savunma, güvenlik, ekonomi, diplomasi ve teknoloji alanlarında Türkiye’nin çok daha güçlü bir güç odağı haline gelmesi gerekiyor.
Avrupa ile ilişkileri denge unsuru olarak güçlendirmek, Rusya ve Çin’le de sağlıklı ve pragmatik bağları geliştirmek, Türkiye’yi tek bir kutba mahkûm etmekten kurtaracaktır.
Bütün bunların temelinde ise iç cephenin tahkimi yatıyor.
Milli bilinç yüksek, ekonomik olarak rahatlamış, sosyal huzuru yakalamış bir Türkiye, dış politikada çok daha etkili olabilir.
Terörsüz Türkiye projesini başarıyla tamamlayıp, terörün bölge genelinde de kökünü kurutmak, en öncelikli hedeflerimiz arasında olmalıdır ve bölgedeki bunca hengameye rağmen titiz bir şekilde sürecin devamlılığı tesis ediliyor.
Bunların yanı sıra her türlü tehdide karşı hazırlıklı olmaktan da asla geri durulmuyor.
Çünkü yeni dönemde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Taşlar yerinden oynadı.
Bölgesel denklem yeniden kurulurken, Türkiye ilkeli ve proaktif denge politikasıyla en büyük kazancı elde edecek olan ülke konumundadır.
Peki Türkiye bu tarihi fırsatı değerlendirebilecek irade ve vizyona sahip mi?
Kesinlikle evet.
Çünkü coğrafya kaderdir ve bu coğrafyanın tam kalbinde yer alan Türkiye, artık pasif bir seyirci değil, oyunun belirleyici oyuncusu oldu bile...
İnşallah bu vizyonla hareket edildiğinde hem Türkiye hem de tüm bölge için daha adil, daha istikrarlı ve daha güçlü bir gelecek mümkün olacaktır.
Taşlar bir kere yerinden oynadı.
Artık geri dönüş yok.
Şimdi sıra, bu değişimi Türkiye lehine gelişmeleri izlemekte…
Keyifli seyirler…
Ferhat Murat / Haber7
-
Tuğrul 3 saat önce Şikayet EtÜmitvar olanlarla yol yürünür. Ümidini kaybedenlerden bir cacık olmaz. Gelecek Türkiye lehine güzel gelişiyor. Teşekkürler ferhat bey.Beğen Toplam 4 beğeni
-
Hüseyin Ahmetoğlu 7 saat önce Şikayet EtSevgili Ferhat Murat ağzına yüreğine sağlıkBeğen Toplam 3 beğeni
-
Recep 8 saat önce Şikayet EtHayal değil;umut dolu ,sevk veren bir makale yüreğinize , kaleminize sağlık. Türkiye Yüzyılı başlasınBeğen Toplam 2 beğeni
-
Vedat 12 saat önce Şikayet EtTemenni ve hayal yazısı gibi olmuş hocam Gerçek durum bölgede daha farklı gibi duruyorBeğen Toplam 11 beğeni
-
Vfhıç, 13 saat önce Şikayet EtKendi kendine gelin - güvey olmak suç deyil.Beğen Toplam 5 beğeni