Niyaz Duruşu kısa sürede 2. baskıyı yaptı
Bu yazımıza bir itirafta bulunarak başlamak isterim:
Bundan yaklaşık altı ay kadar önce Mustafa Çelik, Ketebe Yayınlarından, Hac’la ilgili, Niyaz Duruşu adında bir şiir kitabı yayımladı.
24 Aralık 2025 Çarşamba günü ben de kitapla ilgili bu köşede bir “değerlendirme” kaleme aldım.
Mustafa Çelik'ten Niyaz Duruşu
Bu kadar kısa sürede bir şiir kitabının ikinci baskı yapacağını düşünmemiştim.
Ben dahil, genel olarak birçoğumuz şiirin az okunduğunu düşünürüz, ne var ki Niyaz Duruşu altı ayda ikinci baskı yaparak bizi yanılttı.
Bu da çok güzel ve sevindirici bir gelişme.
Bu yanılgımı itiraf ettikten sonra bir de şu tespitimi yaparak izninizle konuya ondan sonra başlayayım..!
Bildiğim kadarıyla Hac’la ilgili bir şiir kitabı yok.
Hac’la ilgili çok sayıda şiir var, ama spesifik olarak bir şiir kitabı hatırlamıyorum.
Mesela Şair Nabi’nin, Şeyh Galib’in, Necip Fazıl’ın, Yunus Emre’nin, Sezai Karakoç’un, Arif Nihat Asya’nın, Nuri Pakdil’in, Mustafa Özçelik’in, Cengiz Numanoğlu’nun ve daha birçok şairin Hac konusunda şiirleri ve makaleleri var.
Bu bakımdan yaklaşık yüz sayfalık bir kitap olarak Mustafa Çelik’in Niyaz Duruşu bir ilk sayılabilir.
Yöneliş ve İlk Görüş şiirlerini de sayarsak kitap beş bölümden oluşuyor.
Önceki yazımızda söz konusu ettiğimiz bölümlerden mümkün mertebe örnek vermemeye çalışacağım, dolayısıyla bu iki yazıyı arka arkaya okuyanlar için bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

Mustafa Çelik Niyaz Duruşu’nda yeni bir üslup ve anlayış ortaya koyarken gelenekten kopmuyor.
Şiirlerinde biçim, kafiye ve vezin gibi alanlara kendini mecbur hissetmeden rahat ve anlaşılır mısralar kullanıyor.
Ayrıca sanırım bu rahatlığı sağlayan noktalama işaretlerinin “sınırlayıcı” yanından uzak durması da önemli.
Özellikle Şair’in dikkat çekici bir tarafı ayet, hadis manalarını suda erimiş şeker gibi mısralarında görüyoruz.
Burada, bir bakıma sembollere göre yaşanan bir hayatın, magazinselliğe teslim olmuş bir hayattan daha değerli olduğuna da bir atıf olduğunu görüyoruz.
HİÇ BİR IRK DİĞERİNDEN ÜSTÜN DEĞİLDİR
Çelik, dua eden insanların avuçlarının içini doldurup Yaratıcımıza sunmak istediğini söyledikten sonra şöyle diyor:
dur durak bilmeden
uçar gibi akıyor yanımdan yöremden
siyah beyaz bütün renkler
açılmış bahçende dua çiçekleri
üstlerinde beyaz örtüler
Bu mısralar Hac farizasını eda etmek üzere gelen insanların
renklerinin/kavimlerinin önem taşımadığını da vurgulamaktadır.
Bu aynı zamanda İslam’ın da “Hiç bir ırkın diğerinden üstün olmadığı” şeklindeki görüşünü ifade etmektedir.
Beyaz örtüleri olan bu insanlar büyük coşkuyla Kâbe’nin etrafında dönüyorlar ve Kâbe duvarına dokunup, başlarını değdirince o coşku ve heyecanla tavaf eden insanların sakinleştiği vurgulanıyor:
dönüyor atlar rüzgarın elinde yeleleri
siyahlara bürünmüş Evi’nin duvarlarına
başını yaslayınca
sakinleşecek bu fırtına
Ve yine bu fırtına sırasında Şair, etinin, kemiğinin gelecek ve geçmiş zamanlara, yağmur ve rüzgarlara, dağa, taşa, suya, ateşe dağıtarak:
gönlüm üstünden atıyor cesedini
gönlüm tövbeden gözyaşlarıyla
sığınıyor dünyalık acılar arasında
sessiz sedasız af makamına
sığınarak dönüşlerine/tavafına devam ediyor.
Fakat bu dönüşler onun aşkına yeni metafizik çağrışımlar, ruh yaralanmaları ve büyük acılar ekliyor.
içim dışım yaralı
bir bir ölüp gidiyor
eriyor kelimeler dilimin ucunda
ben de öleyim gül yapraklarının avucunda
bakışlarının tozu olayım
savrulayım kum tanelerinin ardından
susuzluktan kavrulmuş dallarıma
su vereyim emzireyim susuzluğumu
İsmail’inin ayak parmaklarından
Bu acılar ve yaralanmalar bir susuzluğu getiriyor, susuzluk ise metafizik bir çağrışımla Hz. İsmail’in parmak uçlarından çağıldayıp akan zemzem suyunu hatırlatıyor Şairimize.
Öte yandan bir başka dönüşte
dünyanın bütün ırmaklarından
damla damla süzüle süzüle
kavuştuk senin büyük denizine
derken Yunus Emre’nin “Çün denize gark oldun, boğazına geldi su;
Deli gibi tapınma, hey biçare battın tut” mısralarını hatırlatıyor.
Bu dönüşlerde Şair; içinde aşkın gür bir orman gibi büyüdüğünü, aşkla kendi arasındaki engelin kara bir örtüden ibaret olduğunu, günahkar olduğu halde Kudret ve Kuvvet Sahibi olan Maşukunun kendisini kovmadığını, Ev’inden dışarı atmadığını dile getirir.
Ayrıca bütün bu duyguları korku ile umut arasında yaşadığını, Maşukunun kapısında yüzüne bakılması için mahzun ve çaresiz bağışlanmayı beklediğini şu mısralarla dile getirir:
sığındım yüreğimdeki
son beyaz noktanın altına
sığındım lütfuna, affına, bağışlamana
Yedinci ve son dönüşte Mustafa Çelik edebiyatımızın ünlü yazar ve şairlerinin düşünce ve duygularının ötesinde, son derece dikkat çekici ve yukarıda söylemeye çalıştığımız gibi ayet ve hadisleri hatırlatan sembol satırlarla, Makam-ı İbrahim’i şahit tutarak ve aklına unutmamasını tembih ederek mahşeri dile getirir:
aklım başım ey bakışlarım
el açışlarım yalvarışlarım
şehadet parmağım gözyaşlarım
şahit olun ey ellerim ayaklarım
dört döndüğüme sizinle birlikte
Makam-ı İbrahim’de
şahit olun kara günümde
TANPINAR’DA ZAMAN ONU TERKETMEMİŞTİR
Mustafa Çelik’de şiir ve sanat fizikötesi bir anlayışın sonucu olarak ele alınıp dünyanın albenili, gösterişli ve geçici değerlerini hiçe saymaya dayanır.
Ondaki bu anlayış Sezai Karakoç’un Yunus Emre’nin sanatı için söylediklerinin aynısıdır.
Karakoç: “Yunus’da sanatla din, yüksek planda uyuşuyor.
Bu anlayış Tolstoy’dan da bir adım ötesidir.
Tolstoy Kierkegaard’ın estetik plan dediği sanattan din planına sıçramış ve o planda estetiği, sanatı red ve inkar etmiştir.
Yunus ise estetik planını bir haz planı olmaktan çıkarmış, o planı çekip din planına yerleştirmiştir…” diyor.
Çelik’in şu mısraları bu görüşle örtüşmektedir:
ölüm ile hayat arasına
sırtını yaslamış iyice ardına
zamanın gözü kör baltalarıyla
Kötü kötü bana bakıyor dünya
(….)
kimse inanmıyor
bir ağacın ağladığına
kimse inanmıyor
bir ağaç gibi yandığıma
Bu satırlar aynı zamanda onun ayet ve hadisleri su içinde erimiş şeker gibi mısralarına yansıttığının da somut göstergesidir.
Öte yandan Şairimiz, tüm korkularını topluyor, günahlarının utancından dolayı kızaran yüzünü de yanına alarak “huzura” vardığını ifade ederek hamdediyor.
toplandı bütün azalarım
ellerim ayaklarım
gözümün ışığı
beni terkeden zaman
toplandı korkularım
yüz kızarttım
huzura vardım
hamdolsun
Huzura varışta zaman, Şairi dışına atmıştır.
Bütün uzuvları bu eylemi yapmak için huzurda bir araya toplanmıştır, şükretme anında uzuvlarından hiç biri dışarıda bırakılmamış, hepsi birden şükür eylemine katılmışlardır.
Tanpınar’ın: “Ne içindeyim zamanın/ Ne de büsbütün dışında/ Yekpare, geniş bir anın/ Parçalanmaz akışında.
Dediğinin ötesindedir.
Tanpınar burada zamanı bir an gibi hissettirir bize, kendi ruhu ve rüyaları zamanın önüne geçer fakat, zamanın dışına çıkmaz.
Oysa Mustafa Çelik’de zaman onu tamamen terk etmiştir, zamanla hiçbir irtibatı kalmamıştır. Diğer taraftan Necip Fazıl Kısakürek’in:
“Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu”. Diyerek zindanda sarıldığı dualara Mustafa Çelik “öğrendim nasıl olurmuş/ bir kulun mahşeri dediği Hac’da yaşamış, dualara sarılmış ve şöyle demiştir:
adımlarım dua
dua ellerim
varım yokum dua
dua aklım fikrim
geçmişim geleceğim
her şeyim
içinde yitip gittiğim dua
hamdolsun
BİR ŞAİRİN UZUN YILLAR SUSMASI ONUN TAMAMEN SUSTUĞU ANLAMINA GELMİYORMUŞ
Mustafa Çelik, Niyaz Duruşu kitabının sonuna eklediği taşlamalar bölümünde; Bayraklar gibi dalgalanan tekbirlerden, kalbi küt küt atan meydanlardan, Kur’an-ı Kerim’in: “Kovulup atılırlar ve onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da delici ve parlak bir alev (kıvılcım) takip eder." Şeklindeki Cin suresi 10. ayetinde kastedilen manaya atıf yaparak:
Aydınlık günler dolsun rüyalarımıza
Taşlayalım şeytan kovalayan yıldızlarla
Göklere hırsızlığa çıkan iblisleri
Dua niyetine her şafakta
Demektedir.
Öte yandan bu bölümdeki en önemli dörtlüklerden biri de şudur:
Sekizinci taşı gören cümle taşlar
Bir anda inlemeye başladılar
Bir anda Efendimizin aç karnına
Bağladığı taşları hatırladılar
Şair taşlamalar bölümünde ayrıca, dünyada yaşanan baskı, işkence ve hukuksuzlukları, eziyetleri mısralarına yansıtır:
Çünkü gözlerimden çocuklar geçiyor
İncecik ellerinde minicik taşlar geçiyor
Namluları nefret dolu silahlara doğrultulmuş
Diyerek Filistin’deki taş atan çocukları, günlük hayatımızdaki haksızlıkları, toplama kamplarındaki aç, susuz yetim çocukları, şahit olduğu zulümleri attığı taşlarla birlikte dile getirir.
Bütün bunları Niyaz Duruşu’nda bulabilir ve “müstefid” olursunuz ancak benim çok etkilendiğim aşağıdaki mısralardan sizin ne kadar etkileneceğinizi bilemiyorum.
Şairimizin Safa-Merve arasındaki koşuşturmalarında Hacer Annemize yazdığı satırların bir kısmını buraya alıyorum fakat, bu kitapta yayınlananların tamamı eminim ki; Türk Edebiyatının en önemli eserleri arasına girecektir.
Bu şiirleri okuyunca düşündüm ki; “Bir şairin uzun yıllar susması onun tamamen sustuğu anlamına gelmiyor” diyenler haklıymış.
Tersine her geçen gün onun heybesini daha fazla doldurması anlamına geliyormuş.
Beni derinden etkileyen satırların birkaçı ile bitiriyor, Şairimiz Mustafa Çelik’e uzun ve daha bereketli bir ömür diliyorum.
telaşımız büyük anne küt küt atıyor kalbimiz
“Rabbim zayi etmez” dediğin o iki dağ arasında
korku ve umut arasında kanat çırpan ırmaklara
başımızı çarpa çarpa ayağa kalkıyor kalbimiz anne
bilirim aklın burada kaldı aç susuz İsmail’lerinde
Sular seller gibi aktığın tepelerde anne
çağın birinde izini kaybedersek eğer anne
yeniden bulabilelim diye
koşarken telaşını düşürmüşsün
onu bulmaya geldiğimiz doğrudur anne
doğrudur bir damla su arayan bakışlarını
gözyaşlarını toplamaya geldiğimiz
döküldüğü yerlerden anne
korkularını ve ümitlerini düşürmüşsün bir de
onları bulmaya geldiğimiz de doğrudur anne
doğrudur payımıza düşen gurbeti aradığımız
çünkü bir tek yalnızlığın miras kalmış bize anne
Ferman Karaçam / Haber 7
www.fermankaracam.com
-
Akb 8 saat önce Şikayet EtMaşallah hayırlı olsun inşallahBeğen Toplam 2 beğeni
-
Emine Önder 9 saat önce Şikayet EtÇok güzel .Emeğine, yüreğine, kelemine sağlık Ferman Hocam.Mustafa Çelik in de aynı şekilde emeğine, yüreğine, kalemine sağlık.Beğen Toplam 3 beğeni
-
Kervan 10 saat önce Şikayet EtŞiirde duyguların yükü vardır yazarımızın ellerine yüreğine sağlıkBeğen Toplam 3 beğeni
-
F. Bayındır 10 saat önce Şikayet EtŞok güzel bir değerlendirme Böylece kitaptan da haberimiz oldu alır oluruz inşsllahBeğen Toplam 4 beğeni