İçimizdeki Bukalemun Hırsızlar
Bazı emniyet mensuplarımızın söylediklerine bakılırsa hırsızlık olayları diğer aylara göre, sonbahar aylarında artıyormuş, bunun sebebi şuymuş: hırsız nasıl olsa bahara hapisten çıkacağını bildiği için, kışı hapiste geçirip, yeme, içme ve barınma sorunlarından kurtuluyormuş.
Ama bizim hırsızlarımızın böyle bir derdi yoktur.
Bizim hırsızlarımız kene gibidirler; sırtımızda yer, sırtımızda, içer, sırtımızda barınır, sırtımızda beslenirler.
Bizim hırsızlar pişkindir, hainlikte level atlamıştır, fakir fukaradan çekinmezler, yüzleri kızarmaz onların.
Bizim hırsızlar; bütün ömrünü, gecesini, gündüzünü bu ümmet uğruna feda eden bir adamın gölgesine saklanıp görünmemeye, fark edilmemeye azami gayret gösterirler.
Bizim hırsızlar onun sayesinde makamlar, mevkiler edinir, bazıları isimlerini yaldızlı neonlara yazdırır, yedi sülalesini, evladu iyalini bu minval üzere yetim hakkı ile besler ve Karun gibi semirirler.
Gölgesinde isim yapıp unvan sahibi olduğu adamdan da asla utanmazlar.
Adam gölgesinde gizlenen hırsızları kovalayınca kuluçka tavukları gibi yığdıkları haram yumurtalarının üstüne titrerler.
Bizim hırsızlar arsız, edepsiz, ahlaksız ve bukalemun gibidirler, karda yürür izlerini belli etmemeye çalışırlar.
BİZİM BAZI HIRSIZLARIMIZ DA SERVETLERİNİ UMRE CİLASIYLA GİZLERLER
Bizim hırsızlar içimizde yuva yaptıkları için, yuvalarını kamufle edip sakladıkları için biz de onları görmekte zorluk çekeriz.
Bizim hırsızlar da diğer bütün hırsızlar gibi fakirden, fukaradan çaldıklarını düşünmez, hatta umursamazlar.
Bu utanmaz hırsızlar yoksulun hakkını, yetimin malını, emekçinin alın terini, milletin parasını çalarken bir parça olsun çekinmezler.
Bizim hırsızlardan bazıları servetlerini umre cilasıyla cilalayıp saklamışlar meğer.
Bu hırsızların yedikleri önlerindedir, yiyemeyip biriktirdikleri ansızın patlayınca ortalığı pis bir koku kaplıyor ve hepimiz birden şoklanıyoruz.
Bizim hırsızlardan bazıları mallarını, birkaç metrelik kumaşlara sarıp, sarmalayıp, dürüp, gizleyip başlarında taşımışlar meğer.
Bizim hırsızlarımız çok mahirmişler; setting spray, cıla, boya, pudra, vernik, maske ve macun kullanmışlar, çatlakları örtmüş, gerçek yüzlerini herkesten saklamış pek seslendirmemişler çalarken.
Maskelerini sağlam malzemelerden seçince, daha fazla çalmak için pervasızlaşarak yükseklere çıkmaya çalışmış, yukarılara cülus çakıp, yaltaklanmaya özen göstermişler, bizim hırsızlar.
İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, daha sonra Bursa gibi can damarlarımızdaki zafiyetlerden, özellikle 31 Mart 2019’dan beri ortaya çıkan kanama belirtilerinden anlamalıydık bazı hırsızların damarlarımıza girdiklerini, kanımızı zehirlediklerini..!
BİZİM HIRSIZLAR DÜŞÜNMEZLER Kİ YILLARCA MERDİVEN ALTLARINDA NAMAZ KILDIK
Bu hırsızlar çalmak için içimize sızdıklarında düşünmezler ki biz birkaç asırdan beri bugünleri bekledik.
Merdiven altlarında yıllarca amirlerimizden gizli gizli namaz kıldık.
Oruçlarımızı, pantolonlarımızın yıpranmış dizlerini patronlarımızdan gizlemek için nice taklalar attık.
Çay-kahve taşıdığımız zenginlerin, fabrikalarında ve iş yerlerinde asgari ücretle sigortasız çalışıp ömür tükettiğimiz varlıklıların mükellef sofralarına çocuklarımız imrenerek baktılar.
Asteğmen olarak askerlik yaparken Ordu Komutanının uzattığı kadehden alıp, kusarak ve ağlayarak lavaboya gittik.
Eşimiz başörtü taktı diye işten kovulduk.
Eşimiz başörtü taktı diye askerde sakıncalı olduk.
Kız çocuklarımız ikna odalarında kahrolup, acı içinde ağlaştılar.
Başörtülü ninelerimiz askerde torunlarının yemin törenlerini dikenli teller ardında izlediler, alayın, taburun yakınlarına dahi yaklaştırılmadılar.
Bizim hain hırsızlarımız düşünmüyorlar ki; başörtülü 14-15 yaşındaki kız çocuklarımız Üsküdar meydanında polis copuyla darmadağın edildiler.
Sızlayarak, perişan bir şekilde psikologlara taşıdığımız yavrularımızdan kurtardıklarımızı başörtülü okusunlar diye Moskova’da, Viyana’da, New York’da gavur rektörlerin elini öpüp, yalvarıp yakardık.
1999 yılında İzmit, Yalova ve Sakarya depreminden getirdiğimiz on yaşlarındaki başörtülü çocuklarımızı İstanbul’da okullara almadılar.
Bu çocukları verdiğimiz özel okulları da kapatmakla tehdit ettikleri için Esralarımız, Zeyneplerimiz göz yaşları içinde eğitimlerini bırakıp gittiler.
Bayezit meydanı, Üsküdar meydanı, Türkiye’nin üniversite kampüsleri dile gelip anlatsalar, ey bizim hırsızlar siz anlar mısınız ki, o meydanlar bizim kız çocuklarımızın ve analarımızın göz yaşlarıyla sulandı yıllarca?
Zerre kadar bu ülkenin Müslüman yoksullarından ar etmediniz mi?
Mütedeyyin insanların çile dolu yıllarından, üç-beş alnı secdeli genç yetişsin diye hayatlarını ve varlıklarını adamış olanlardan utanmadınız mı?
Günde birkaç saatlik uyku ile bunca zamandır ayakta durup, ırkçılık yüzünden paramparça edilmiş bu çileli ümmete hizmet etmeye çalışan adamın yüzüne nasıl bakıyorsunuz?
Bir şiir okudu diye hapislerden, kutlu bir dava için 15 temmuzlardan ve nice kanlı tuzaklardan gelip geçerek sizi o görevlere getiren insandan hiç mi arlanıp, haya etmediniz?
İÇİMİZDE GİZLENİP ÇALANLARA AHLAKSIZLARA ARSIZLARA SESLENİYORUM
İçimizdeki hırsızlara, arsızlara, yetim malı yiyenlere, hayatını davası için geçiren, gölgesine yapıştığınız adamdan utanmayanlara sesleniyorum defolun, çıkın aramızdan.
Eğer aramızdan defolup gitmezseniz bu büyük dava uğruna baskılara, zulümlere, işkencelere ömürlerini veren, “Tanrı Uludur” diyerek ezanı okumadığı için sakallarından tutularak sürüklenen İlyas dedeme, diğer dedelerimize ve başındaki sarığı çıkarıp fötr örtmedi diye jandarma dipçiği ile yaralanan babalarımıza hesap veremezsiniz.
Eğer aramızda saklanıp çalmaya devam ederseniz Endülüs’e, Miyammara, Filistin’e, Gazze’ye, Doğu Türkistan’a, bu medeniyete, bu tarihe hesap veremezsiniz.
Eğer defolup aramızdan çıkmazsanız Sidnaye Hapishanesinde
aç-susuz can veren mazlumlara, Siyonistlerin Megiddo, Ketziot, Ofer zindanlarında işkence gören Filistinli mücahitlere, Irak’ın Ebu Gureyp mahpesinde namusları kirletilen kadınlara, Stebrenitsa’nın şehitlerine hesap veremezsiniz..!
Gazze’de susuzluktan ve açlıktan dolayı şehit olan yetimlere, cesedi Akdeniz kıyılarına vuran Aylan Kürdi bebeğe hesap veremezsiniz..!
Haydi diyelim ki sizin hiç utanmanız, insafınız, merhametiniz kalmadı ölümden de mi bir parça ibret almıyorsunuz?
Ölümden ibret alın, Allah’tan korkun, çıkın gidin içimizden, biz asırlardır bu günler için kan verdik, can verdik, gök ekinler gibi nice yiğitler verdik, evlatlar verdik, ömürler verdik.
Daha dün, Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde; on altı Temmuz 1995 yılında okuldaki ahlakından, terbiyesinden, derslerindeki başarısından dolayı kürsüde ağzı kapatılıp, konuşması engellenen, dayak yiyen başörtülü okul birincisi kızımız sizlere hakkını haram edecektir.
Biz, nesilden nesile büyük büyük acılar ve çileler içinde bugünlere geldik, sizin gibi bazı hırsızlar sebebiyle yeniden ağır acılar ve çileler içine düşüp, o acılarla yüzleşmek istemiyoruz,
Siz çalasınız, siz semiresiniz, içimize sızıp bizden görünüp hasapsızca yiyip, zıkkımlanasınız, savurasınız diye size makamlar, mevkiler, koltuklar, lüks villalar, garibanların imrendiği arabalar verilmedi..!
Sizin gibi obur hırsızlar sebebiyle kaybetmeyi hak etmiyoruz.
Nerede; hangi makamda, mevkide, ortamda gizleniyorsanız defolun, çıkın gidin içimizden, içimizi de kendiniz gibi lekelemeyin.
Son cümle olarak şunu da ekleyeyim;
ilgili ve yetkililerden hırsızlara karşı korumacı davranılmayacağından eminim, bunu biliyor ve onlara güveniyorum.
Ayrıca hepimiz şunun farkındayız; bu konuda verilecek en küçük bir taviz, fırsat kollayan yeni hırsızları cesaretlendirecek ve daha büyük sorunlarla karşılaşacağız.
Ferman Karaçam / Haber 7
-
Hayrettin Kocaoğlu 4 saat önce Şikayet EtDeğerli Üstadım, Kalemine yüreğine sağlık. Allah cc razı olsun. Eskiden bu millete yapılanları, bu balık hafızalılara arada bir hatırlatmak lazım. Ama bunlar anlamazlar.!Beğen Toplam 3 beğeni
-
Meliha 4 saat önce Şikayet Et28 Şubat mağduru olarak gözyaşları içinde okudum. Biz bunlar için çile cekmemistik...Beğen Toplam 3 beğeni