Ferman Karaçam
Ferman Karaçam
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Asrın Lideri Erbakan ve Bir MSP Hatırası

GİRİŞ 04.11.2026 GÜNCELLEME 04.11.2026 YAZARLAR

29 Ekim 1926 yılında bu fani dünyaya gelmiş olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan birkaç gün önce yüz yaşına girdi.

15 yıl evvel bir 27 şubatta toprağa verdiğimiz Milli Görüşün ve asrımızın lideri: "hayat iman ve cihattan ibarettir, cihat ise beşikten mezara kadar iyinin, doğrunun, güzelin ve Hak'kın hâkimiyeti için ceht ve mücadele etmektir" diyen bir mukaddesat önderidir Erbakan.

Necmettin Erbakan ismi bizim kuşağın, yaşayan en büyük kahramanlarından biri hatta en büyüğüdür. Anadolu'nun en ücra köşelerinden çıkıp üniversite okumak için büyük şehirlere gelen yoksul gençlerin, siyah beyaz televizyon ekranına haber bültenlerinde çıkan emsalsiz lideriydi o.

Erbakan hakkında, belki bugüne kadar yazılanlardan daha fazlası bundan sonra yazılacaktır, tezler hazırlanacaktır hakkında.

Bendeniz kırk yıllık izlenimlerimden bir kısmını, bir çırpıda hatırlayıp aşağıda sıralayacağım.

Bir de MSP ile ilgili hatıramı paylaşacağım.

ERBAKAN MUHALİFTİR MANEVİYATÇIDIR BİLİM ADAMIDIR

"Önce Ahlak ve Maneviyat" diyordu; materyalist temeller üzerine oturtulmuş bir sistemin sürekli insanımızı yozlaştırıp, içini boşalttığını çok iyi biliyordu. Manevi boşluk içindeki insanın imdadına koşuyor önce ahlak ve maneviyat diyordu Necmettin Erbakan.

Bilim Adamı Erbakan; ender bulunan üstün bir zekâ, çok başarılı bir eğitim hayatı ve büyük bir bilim adamı. Erbakan Almanya'da tankların geliştirilmesinde de, Türkiye'de Gümüş Motor'un planlanıp üretilmesinde de o üstün zekânın ve çok çalışkan bir bilim insanının eserlerini somut olarak ortaya koymuştur.

Hoca Erbakan; kim, hangi sebeple söylerse söylesin. Herkes onun "Hoca" olduğunu kabul etmektedir. Evet, o bir hocadır. Televizyon ekranlarında grafiklerle ilk kez bütün bir millete birçok konuda "dersler"veren bir Hoca'dır Erbakan.

Lider Erbakan; olaylar mı lideri ortaya çıkarır yoksa lider gerçekten lider mi doğar? Bunu bilemem. Ama Necmettin Erbakan gerçekten karizmatik bir liderdi. Kimse, ama hiç kimse o'nun olduğu ortamda lider olmayı aklından bile geçirememiştir.

Muhalif Erbakan; Kemalist rejime, kapitalist ekonomik sisteme, oligarşik yapılanmaya, uluslararası sermayenin hakim kurumlarına, birtakım localara, mahfillere hiç çekinmeden karşı koymuş ve bunlara karşı ölünceye kadar savaşmıştır.

Devrimci Erbakan; 1970'lerin en büyük çatı örgütü CHP'dir.

İrili ufaklı bütün sol grup ve fraksiyonları o temsil ediyor.

Sosyal Demokrat'ların, Sosyalist'lerin, Marksist'lerin, Leninistlerin, Enver Hoca'cıların ve Maoist'lerin tüm solcuların son tahlilde oy verdikleri

bir parti CHP. Erbakan Hoca 1974'te hiç kimsenin aklından bile geçiremeyeceği bir şey yapıyor ve gidip bu partiyle, CHP ile koalisyon ortağı olup hükümeti kuruyor. Sistemin kurallarına, dokunulamayan, tabu sayılan yanlarına ilk ciddi eleştirileri yapıyor ve kanırtıcı neşteri Erbakan Hoca bu sayede vuruyor.

Sonradan onun ne kadar haklı olduğunu herkes teslim etti ve ediyor.

BARIŞ YANLISIDIR VEFALIDIR BAĞIMSIZLIK TARAFTARIDIR

Demokrasi Taraftarı; belki Necmettin Erbakan hiçbir zaman vurgu yapmamıştır ama o'nun Türkiye demokratik hayatına katkısı büyük olmuştur. Çünkü potansiyel radikalizmin en büyük vatanı olabilecek bir ülkeyi yani Türkiye'yi bu tehlikeden kurtarmış o damarı demokratik mücadeleye kanalize etmiştir.

Radikal Erbakan; mücadelesini demokrasinin içinde sürdürürken diğer yandan düşüncelerinden, fikirlerinden, zerre kadar taviz vermemiştir. Gönül dünyasında ve beyninde benimsediği görüşleri en temel biçimde savunmuş, mücadelesini her türlü şartta ve ortamda sürdürmüştür.

Vefakâr Erbakan; etrafına toparladığı çekirdek kadroyu ömrünün sonuna kadar kendinden uzaklaştırmadı. Bir yandan arkadan gelen genç nesillere yer açarken diğer taraftan kendisi ile birlikte yola çıkanları da hep yanında tuttu.

Mücadeleci Erbakan; şartlar ne olursa olsun "bayrağı burca dikmenin" erdemine inandı. Yarı yoldan dönmenin, yarım bırakmanın, geri durmanın davasına ihanet olduğunu düşündü. Dört defa partisi kapatıldı. Bıkmadı, usanmadı, çekinmedi. Üç defa darbeye maruz kaldı. Asla korkmadı, mücadelesini sürdürdü. O mücahit Erbakan'dı.

Kürt Kardeşi Erbakan; Batman'da, Siirt'te, Bitlis'te, Diyarbakır'da, Van'da... konuşurken hatırlıyorum o'nu. Hep samimi idi, hep kardeşti. Esasen bendeniz Necmettin Erbakan Hoca'nın "Türk Milleti" dediğini bir elin parmakları kadar söylediğine tanıklık ederim ki bunlardan ikisini başbakan olduğu zaman söylemiştir. Bu manada o mükemmel bir birleştirici örneği de olmuştur ülkemize. İlk kez, kürt insanı o'nun etrafında toplanıp "özgüven" e kavuşmuştur.

Yeniden Büyük Türkiye'nin Mimarı; İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren talan edilmiş bir İslam Coğrafyası vardı ortada. Ezilen, itilen, kakılan bir İslam Coğrafyası. Bu Coğrafya'nın tam ortasından, üstü kapatılmış olan kaynağından tekrar fışkıracak büyük bir ırmak bekliyordu Erbakan. Bu, "Yeniden Büyük Türkiye" idi.

Bağımsız Ekonomi; Hoca devlerle, çakallarla, sırtlanlarla dansın ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. O yüzden ortaya birkaç sloganla çıkmamıştı. Ekonomik konularda donanımlıydı. Sömürünün bütün kanallarını, çarklarını, evrelerini biliyordu. O yüzden, önce kolunu sonra bedenini devlere kaptıran ülkemizin ekonomisini evvela bağımsız kılmanın gereğine inanıyordu. Ekonomik bağımsızlık olmadan diğerlerinin imkansız olduğunu da pekala biliyordu.

TEŞKİLATÇIYDI BEYEFENDİYDİ AĞIR SANAYİ ÖNCÜSÜYDÜ

Üretim Yanlısı Erbakan; paranın para kazandığı, ülke kaynaklarının "emme basma tulumba" sistemine bağlanıp heba edildiği, emeğin ve alın terinin alabildiğince sömürüldüğü bir ekonomik yapının kalkınmayı sağlamayacağını biliyor ve üretimin esas alınacağı bir ekonomik yapıya dikkatleri çekiyordu, Erbakan.

Ağır Sanayi Öncüsü; Türkiye nüfus olarak hatırı sayılır büyüklükte bir ülke olmasına rağmen sanayi bakımından yeteri kadar gelişmemişti. Oysa o dönem, o sıralar buna acil olarak ihtiyaç vardı. Erbakan bunu tespit etti ve dile getirdi.

Milliyetçi Erbakan; o asla bir ulus veya bir ırk milliyetçisi değildir. Erbakan refahın, kalkınmanın, adaletin, üretimin, sosyal paylaşımın, maneviyatın, lider ülke olmanın adına milliyetçilik diyordu bir bakıma. Öyle ki bir ülke için bunların olmazsa olmaz olduğunu düşünüyor ve bunun adına da Milli Görüş diyordu.

Kıbrıs İçin Bağımsızlık İstedi; yıllardır Kıbrıs'ta süre gelen Rum zulmüne karşı onurlu bir çıkış sergileyen, bu konuda gerek "barış harekâtı" sırasında gerek sonrasında haklı ve kararlı bir tavır takınmıştır.

İnsan Yetiştirdi; Erbakan gençlerin yetişmesine çok önem verdi. Gerek vakıf ve dernekler marifetiyle, gerek süreli mevkuteler yoluyla bilgili, becerikli, eğitimli ve yetişmiş kalifiye insan ihtiyacı üzerinde durdu.

Teşkilatçı Erbakan; denebilir ki Cumhuriyet Tarihi boyunca ülkemizde kurulan hiçbir siyasi parti O'nun kurduğu partiler kadar halka inememiştir. O'nun partileri sokak sokak teşkilatlanarak halkın dertlerine, sorunlarına yakından tanık olmuştur.

Beyefendi Erbakan; nezaket konusunda Erbakan Hoca yine ülkemizde yetişmiş ender şahsiyetlerden biridir. Bu konuda kendisine karşı saygısızlık edenlere bile nasıl nazik davrandığına şaşırılmış, hayret edilmiştir. Onun bu beyefendi tarafını anlamakta zorlananlar sanırım önemli bir şeyi kaçırıyorlar; Hoca, ülkemizin yetiştirdiği en büyük manevi liderlerden birinden tasavvuf terbiyesi almıştır. Onun bu mücadeleci, tavizsiz, çelik gibi şahsiyetinin altında yatan zarafetin, beyefendiliğin kaynağı buradan gelmektedir.

ERBAKAN SİYASETTE ÖNCÜDÜR HEPİMİZİN OKULUDUR

Medeniyet ve Tarih Öncüsü; Erbakan, bir konuşmasında Fatih derken, Çanakkale derken, Bedir derken, Selahaddin Eyyubi... derken sizlerin gözlerinizin önünden uygarlık ve tarihinize ait onlarca, belki yüzlerce sembol, örnek, çağrışım... gelir geçer. O her konuşmasında insanımızı uyaran bir veya birkaç örnekle tarih ve medeniyet vurgusu yapmıştır.

Dünya Lideri Erbakan; O Uzakdoğu'dan Ortadoğu'ya, Afrika'dan Balkanlar'a, Hindistan'dan Kafkaslar'a... kadar dünya İslam Coğrafyası'nda bütün geri bırakılıp ezilmiş ve sömürülmüş halklara ve özellikle Müslümanlara seslendi.

Onların dirilişini sembolize eden D8'i gündeme getirerek hakim güçleri kızdırdı. Belki de 28 Şubat'ın olacağını bile bile o bu görüşlerinden taviz vermedi.

Ve O bir okuldu. Hepimiz O’nun dik yürüyüşüne bakarak dik yürümeye başladık.

Hiç unutmam; Milli damat Metin Toker her seçim öncesi - özellikle - Ege Bölgesi'ne giderdi. Milliyet'in tüm yazarları ülkeye dağılır ve seçim öncesi herkes bir bölgenin nabzını tutardı. 70'lerde, yapılacak her seçim öncesinde Metin Toker bütün partilerin tahmini oy oranlarını bildirirdi. Sonunda sıra Milli Selamet Partisi'ne gelirdi. Ve Toker şöyle derdi: "Ha O'mu? O partinin buralarda esamesi okunmuyor. Bazı yerlerde yüzde sıfır nokta üç, bazı yerlerde yüzde sıfır nokta beş oy alabilir. Canım gene de belli olmaz millet hocanın hatırına üç beş oy fazla atabilir." böyle ve benzeri şekilde alay ederdi. Ama bunlara aldırmadı çünkü o biliyordu ki; Türkiye, bundan sonra onun yetiştirdiği gençlerin omuzlarında ilerilere, daha ilerilere gidecek, öyle de oldu ve bu sebeple dünyaya seslenişini sürdürdü. Anadolu Sermayesi'ni, Filistin'i, Filistin'in ıstırabını gündeme o getirdi. Eritre'yi, Cezayir'i... gündeme o getirdi ve bugün Gazzeyi her fırsatta, her toplantıda gündeme onun talebesi olan Erdoğan getiriyor.

Kapitalist düzene Köle düzeni diyerek bu düzeni o vurdu yerden yere.

İmamlara, hatiplere, müezzinlere, kayyumlara özgüven aşılayan o'dur. Devlet - Millet kaynaşmasının ilk örneklerini Necmettin Erbakan vermiştir ve bugün Müftülere nikah kıyma hakkı veren onun öğrencisidir.

MİLLİ SELAMET PARTİSİNİN KAYBOLAN 7 OYUNUN HATIRASI

Bir asırlık çınarımızın ardından gözyaşı dökmüyor, onu rahmetle minnetle, şükranla anıyoruz ve anacağız her zaman.

Özellikle 28 Şubbatta davası için, bizim için döktüğü damla damla terlerini asla unutmuyoruz.

Sizi birazcık tebessüm ettireceğini düşündüğüm bir hatıramı bu vesile ile paylaşmak istiyorum.

Yıl 1977

Erzurum’da öğrenciyim.

5 Haziranda genel seçimler yapılacak.

Erzurum sağlam.

Ben Ardahan’a, köyüme gideceğim ve seçimlerde ilk defa Milli Selamet Partisine, Erbakan Hoca’nın Genel Başkanı olduğu MSP’ne oy toplamaya çalışacağım.

Eniştem köyümüzün muhtarı, Ardahan’ın bazı esnafından fasulye, nohut, mercimek ve dükkanların “ardiyelerinde” küflenmiş un falan alıp köyümüzde dağıtıp oyların çoğunu CHP’ye topluyordu.

Dolayısıyla 90-100 civarında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP),

40-50 oy da Adalet Partisi (AP) alıyordu.

Diğer partiler ve iptal olan oylar da 5-10 civarında oluyordu.

MSP’ye hem hiçbir zaman oy çıkmaz hem de kimse pek önemsemezdi.

O seçimde Sivas doğumlu Mustafa Timisi’nin Aslan amblemli Birlik Partisi (BP) de oy pusulasında MSP ile yan yanaydı.

Seçimden bir süre önce köye gidip çalışmaya başladım ve 30 tane sağlam oy sözü aldım.

Seçim sabahından itibaren gün boyu camiinin önünde durup, oy vermek için gelen-gideni gözetliyor, selamlaşıyor, kontrol ediyordum.

Tespitlerime göre bir eksilme olmayacaktı.

Bizim köyden ilk defa MSP’ye otuz sağlam oy alacaktım.

Çok heyecanlı ve sevinçliydim, seçim akşamı köy camiimizin bitişiğindeki okul olarak kullanılan medresede oylar sayılıyor, ben de sıkı bir şekilde takip ediyorum.

MSP’ye 23 oy çıktı.

Bir oy da Birlik Partisine çıktı.

CHP ve AP’nin oyları azalınca köylülerimiz ağabeylerime ve diğer yakınlarıma stem ediyor fakat bana bir şey demiyorlar.

O arada herkes gibi ben de bu bir oyu Mustafa Timisi’nin partisine kimin verdiğini merak ediyor, birbirimize soruyoruz.

En önemlisi de 7 oyun peşindeyim, kim bana neden söz verip sözünden döndü?

Camiinin dışında çepere yaslanmış kimlerin oy vermediğini anlamaya çalışıyor, düşünüyorum.

O sırada rahmetli Şemseddim emim de eşi Sultan abla ile evine doğru gidiyorlar.

Beni görünce yanıma yaklaştı ve “Ola deli oğlan ele bir bastım ki aslanın gözüne, sen heç düşünme senin partin kazanacak”, dedi.

Anlaşıldı Sultan ablanın oyu iptal olmuş, Şemseddin emimin oyu da Timisi’ye gitmişti.

Kaldı beş oy.

Peki bunlar kimdi, bana söz verip de MSP’ne oy vermeyenler?

Aradan birkaç gün geçti, Erzurum’a gitmek için hazırlanıyorum.

Dışarıdayım, patateslerin çiçeklenen yapraklarına bakıyorum.

O sırada Yusuf emimin oğlu rahmetli Seddet Ağabeyi yanıma geldi, hal hatır sorduktan sonra koltuk altından, ceketinin iç cebinden buruşuk bir dergi çıkardı.

Baktım, o zamanların meşhur Gırgır Dergisi.

İçini açtı ki, bir sayfada, ortada gülümseyen bir Erbakan Hoca karikatürü, sağ yanında giyim-kuşamı berbat bir zenci kızı, sol yanında da yine öyle üstü başı perişan olan sarışın bir kız.

İkisi de Hocaya sarılmışlar.

Seddet Ağabeyi kükredi:

“Sen utanmıyor musun da bu adama benden oy istiyorsun”?

Dedi. Emi onlar karikatür, muhalefet falan dedimse de anlatamadım, ama kaybolan beş oyumuzun da yeri belli oldu, zira Seddet Ağabeyi beş oy kullanacaktı, sandığa gitmemiş.

Erbakan Hocamızın Mekânı Cennet, makamı âli olsun.

 

Ferman Karaçam / Haber 7

fermankaracam@gmail.com

www.fermankaracam.com

YORUMLAR 13 TÜMÜ
  • Ali Ates 46 dakika önce Şikayet Et
    Ne güzel bir hatıra… Aradan yıllar geçse de bazı anılar, yaşandığı günkü sıcaklığıyla hafızalarda yerini koruyor. Bir karikatürün beş oyun akıbetini değiştirmesi de o günlerin siyasi atmosferini ve insanımızın hassasiyetlerini ne güzel anlatıyor. Paylaştığınız bu güzel hatıra için teşekkürler. Erbakan Hocamızı rahmetle yâd ediyorum. Mekânı cennet olsun.
    Cevapla
  • ibrahim yıldırım 1 saat önce Şikayet Et
    Benim bir sorum/sorunum var şöyle ki; Padişahlıkla yönetilen bir devleti yıkıp yerine daha ağır bir tek adam despotizmi ile yönetilen bir devlet kurmuşum(birilerine göre SSCB'den daha zorba, ilk yahudi devleti), daha önce Serbest Fırka ile deneyip dersimi almışken, niye birden bire sağdan soldan bir sürü parti kurulmasına(yönetici ortağa) izin vereyim.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle