Trump deli mi yoksa rol mü yapıyor?
Cevabı baştan verelim: Ne deli ne de rol yapıyor. Kendince planlı bir ajandayı uygulamaya çalışıyor. Onun “geleneksel tarza aykırı”, sert hareketlerini dışarıdan izleyen kimileri ise “deli” yakıştırması yapıyor.
Oysa ABD sisteminin tabiatına ve tarihine biraz yakından bakınca ABD’nin başına bir delinin geçemeyeceğini anlamak hiç de zor değil.
ABD, kapitalist sistemin ve Batı medeniyetinin hem merkezi hem de lideri.
Eskiden bu iki özellik de Londra’daydı. Savaş sonrası dönemde ABD, sistemin lideri oldu ama merkez hala İngiltere’ydi. Soğuk savaş bittikten sonra ise bu sefer ABD, hem merkez hem lider oldu.
Bu ne anlama geliyor açalım…
Öncelikle sermayenin tarifi Amerikan para birimi ile, dolar ile yapılıyor. Sadece petrol, altın, gümüş değil, başka ülkelerin paraları da dolar ile alınıp satılıyor. Doları da Amerika’nın merkez bankası basıyor.
Amerika’dan belirlenen bir başka şey, sermayenin kuralları ve standartları. Tüm finansal sisteminin yürütmesi de yasaması da yargısı da ABD’nin elinde. Şirketlerin ve devletlerin “puanları” ABD’nin kurallarına göre veriliyor. Bu kurallar sadece finansal göstergeleri değil, siyasi tercihleri de içeriyor. ABD’nin işine gelmeyen her ülkeye yaptırım uygulaması boşuna değil. Amerikan yaptırımı, sistemin dışına itilmek anlamına geliyor.
Dünyada paranın çoğalmasını ve el değiştirmesini sağlayan en önemli süreç ticaret. Ve ABD, ticaretin de kurallarını belirliyor. Hem kendi üretim ve tüketim gücüyle hem de Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlardaki siyasi ağırlığı ile.
Hepsinden önemlisi ise ABD’nin merkezi konumunun devamlılığını sağlayan devasa bir askeri güce sahip olması. Dünyanın her yerine yayılmış ABD üsleri, bulundukları ülkeyi korumaya değil, sistem dışına çıkmasını engellemeye yarıyor.
Yani ABD, hem en çok paraya hem de parayı yeniden üretme gücüne sahip. Üstüne kuralları da kendisi belirliyor ve kuralların dışına çıkan olursa “cezalandırıyor”.
Bunları anlatmamın sebebi ABD’yi övmek değil. Kapitalist sistemin “merkezi ve lideri” olmak ne anlama geliyor onu izah etmek. Şimdi böylesi bir ülkede yaşanacak bir sorunun tüm sistemde oluşturacağı istikrarsızlığı düşünün. Amerika, çok büyük, çok güçlü veya çok akıllı olduğu için değil, kapitalist sistemin kalbi olduğu için bir delinin yönetimine teslim edilemez.
SİSTEMİN KRİZ ANI
“Teslim edilemez” sözü önemli. Kapitalizmin “ideal” yönetim biçimi liberal demokraside hükümeti halk seçer. Bu doğrudur ancak sistem, halkın seçimini belirli bir marjda tutacak şekilde planlanmıştır. Amerikan demokrasinin gerçek sahipleri diyebileceğimiz büyük kapitalistler, sistemi kararsızlığa sürükleyecek bir aktörün sivrilmesine müsaade etmezler. Bunun için ABD başkanlık koltuğuna oturan kişinin bir “deli” olması ihtimal dışıdır.
Trump da esasen belirli sermaye çevrelerinin üzerinde anlaşmaya vardığı bir isim ve gayet aklı başında biri. Deli gibi algılanmasına yol açan şey, sistemin çok özel bir kriz anında göreve gelmesi ve krizi aşmak için özel hamleler yapması.
ABD’nin merkezinde yer aldığı Batı sistemi, 1991 yılından beri geriliyor. 1991 Sovyetlerin çöktüğü yıldır, yani kapitalist Batı sisteminin en büyük zafer yılı. Sizi şaşırtmasın, tüm gerilemelerin başlangıç noktası zirvedir. Bir sistem ulaşabileceği en üst seviyeye ulaştığında düşüş başlar. Sadece düşüşün fark edilmesi biraz zaman alır.
1991, Batı için gerçek bir zirveydi. ABD önderliğinde yürütülen 45 yıllık soğuk savaş başarıya ulaşmıştı. Takip eden 5-10 yıl Batı için bolluk yılları oldu. Batılılar, eski Sovyet coğrafyasını yağmalayarak muazzam bir servet transferi yaptılar. Sovyet coğrafyasında işleri zorlaşınca da Orta Doğu’ya yöneldiler.
Onlar ganimetlerin tadını çıkarırken daha genç bir güç olan Çin çalışıyordu. Son 30 yıl, Çin’in istikrarlı yükselişine tanık olduk. Çin’in yükselişi önce Rusya gibi eski güçlerin ayağa kalmasına sonra da Türkiye, Brezilya gibi orta güç ülkelerinin ortaya çıkmasına uygun bir zemin hazırladı. Amerikan hegemonyası sarsılıyor, sistem eskisi gibi çalışmıyordu.
Bugün, yeni güç merkezlerinin ortaya çıkması tek kutuplu dünyanın sonuna yaklaştığımızı haber veriyor. ABD’nin krizinin sebebi de bu. Amerikan sermaye çevreleri, eski düzenin değiştiğini görüyorlar ve çok kutuplu bir dünyaya hazırlanmak istiyorlar. Daha önemlisi, dönüşüm için geç kaldıklarının farkındalar. Bunun için Trump gibi işleri çarçabuk halledecek, sonuca ulaşmak için yakıp yıkmaktan çekinmeyecek bir aktöre ihtiyaç duyuyorlar.
Trump’ın görevi ABD’yi çok kutuplu dünyaya hazırlamak ve bu işi çok hızlı bitirmesi gerekiyor.
Trump’ın acelesi var çünkü sistemin acelesi var.
Trump hedefe ulaşmak için büyük zalimlikler yapıyor, çünkü temsil ettiği sistem hep zalimdi.
Gaffar Yakınca / Haber7
-
Yavuz 3 saat önce Şikayet EtEllerinize sağlıkBeğen Toplam 1 beğeni
-
Ayarcı 3 saat önce Şikayet EtHarika bir yazı... kapitalizmin sonu çok kutuplu dünya...Beğen Toplam 1 beğeni
-
Kerem 5 saat önce Şikayet EtTebrikler Gaffar bey, güzel bir makale olmuş.Beğen Toplam 2 beğeni
-
fahri 11 saat önce Şikayet Et'Tüccar hükümdar halka zarar verir ve vergi düzenini bozar.' İbni Haldun mukaddime'denBeğen Toplam 3 beğeni
-
Hulki Toprak 12 saat önce Şikayet EtCiddi bir ufuk turuBeğen Toplam 6 beğeni