Amerikan şiddeti kapınıza geldi
Üst üste korkunç okul saldırısı haberleri geliyor. Sadece veliler değil, tüm toplum tedirgin. Bunun “bir salgına” dönüşmesinden endişe edenler var. Tıpkı Amerika’daki gibi….
Evet, başka ülkelerde de zaman zaman görülüyor ama, bu işin asıl kaynağı ABD. 90’lı yıllardan beri yaşanmış sayısız olay var. “Şuursuzca taklit ede ede sonunda biz de küçük Amerika olduk” diyebilir miyiz? Sanıyorum diyebiliriz.
Tabii ki “Amerika’nın şiddetini taklit etmeye çalıştığımızı” söylemiyorum. Bir bütün olarak Amerikan sistemini taklit ediyoruz. Ticaretimiz, eğitimimiz, yeme içme kültürümüz, giyimimiz, iş yapma biçimimiz, yasalarımız ve nihayet insan ilişkilerimiz… Her şeyimizle Amerika’ya benzemeye çalışıyoruz ve bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyoruz.
Ve işte her şeyi ile sevip çağırdığımız Amerika, her şeyi ile çıkıp geliyor!
ABD, bir şiddet toplumu. Şiddetin sebebi ise tabii ki Amerikalıların “yaratılış itibarı ile psikopat olması” değil. Şiddet, toplum dinamikleri tarafından üretiliyor. Ekonomisi ile, hukuku ile, kültürü ile, filmleri, bilgisayar oyunları, sosyal medyası, eğitimi ve ahlakı ile Amerikan düzeninin doğal sonucu ‘bireysel ve kitlesel şiddet’ oluyor.
AMERİKAN DÜZENİNİN AHLAKİ TEMELİ
Çünkü “ileri kapitalist sistem” olarak Amerikan düzeni, çok temel bir ahlaki formasyona dayanıyor. Bu formasyonu GÜÇ İDEOLOJİSİ olarak isimlendirebiliriz. Ve dikkat edin deformasyon (bozulma) demiyorum. Formasyondan söz ediyorum, yani tüm düzeni inşa etmek için bilinçli olarak atılmış bir temelden.
Amerikan düzeni, güçlünün zayıfı ezme hakkının olduğu, hak ve adalet kavramlarının yerini güce bıraktığı bu ideoloji üzerine yükseliyor, bunu “sarsılmaz bir ahlaki ilke” olarak kabul ediyor.
ABD’nin kuruluşundan itibaren “özgürlük” olarak tanımlanan şey, esasen güçlülerin zayıfları ezebilme özgürlüğü olarak tezahür ediyor. Genellikle ABD’nin başarıları, gelişmesi, gücü, zenginliği konuşuluyor. Bu başarının gerisindeki Kızılderili katliamlarından, köle ticaretinden, ırkçılıktan, faiz düzeninden, ölümüne sömürülen emekten, ahlaki çürümeden, dünyanın her yerine ihraç edilen savaşlardan ve sömürgecilikten hiç söz edilmiyor.
Kendi insanına, güçlü olmak dışında bir ahlaki öğüt veremeyen Amerikan toplumu, güçsüz düşenlere ıskarta muamelesi yapıyor. Bunun için sapkınlığın her türü en önce ABD’de çıkıyor, en çok ABD’de bulunuyor. Okul katliamı gibi şiddetin en akıl almaz türlerine de yine Amerika ev sahipliği yapıyor.
AMERİKAN ŞİDDETİNİN İHRACI
Vatandaşını vahşi bir rekabet içinde yetiştiren ABD, o vatandaşların bir kısmı ile şiddeti dünyaya ihraç ediyor. Yalnızca bizim gibi Amerika’yı taklit etmeye kalkan toplumlar yolu ile değil, aynı zamanda kendisi şiddeti doğrudan başka ülkelere yayarak ve gücü -en ahlaksız biçimde- şiddetin gerekçesi yaparak.
Trump’ın İran’a saldırının başlarında sarf ettiği cümleleri hatırlayın. “İran’ı vuracağım çünkü canım öyle istiyor”, “İstediğimiz her şeyi yapabiliriz çünkü güçlüyüz”… ABD Başkanı, okul bombalayıp çoluk çocuk öldürmekle ilgili hiçbir özür dilemediği gibi, buna hakkı olduğunu iddia etmişti. Neden? Çünkü gücü buna yetiyordu!
Güç ideolojisi dünyada, ülkede, şehirde, mahallede ve evde gücün egemen olması gerektiğini söylüyor. Böylelikle şiddeti sadece normalleştirmiyor, aynı zamanda bir ahlaki ilke haline getiriyor. Bizim gibi sorgusuz sualsiz ABD’yi taklit eden toplumlar, bu ahlaki ilkeyi de, o ilke ile gelen çürümeyi ve şiddeti de alıyor.
AHLAKINI ALMASAK OLMAZ MI?
“Efendim ekonomik sistemlerini, demokrasilerini, kurumlarını, yasalarını alalım da ahlaklarını almayalım” diyenler de oluyor. Bu öneri ya aşırı saflığın ya da cehaletin ürünü olmalı. Ahlak dediğin, zaten o sistemin bir zorunluluğu olarak ortaya çıkıyor. Tavuk - yumurta ikilemi gibi sistem ve ahlak sürekli birbirini üretiyor.
Bu basit ilişkiyi anlamadan yapacağımız her tahlil eksik kalmaya mahkum. “Aile mi, okul mu, TV mi, internet mi, arkadaş çevresi mi sorumlu?” Hem hiçbiri hem de hepsi.
Kapitalist ilişkilere, faize ve yıkıcı rekabete dayalı bir model, nasıl bir aileye yol açabilir ki? Aynı durum eğitim sistemi, kültür dünyası ve gündelik yaşam için de geçerli. Değerler üzerine kurulmayan bir ekonomik ve sosyal düzenden, değerleri merkeze alan yapılar üretmesini bekleyemezsiniz. Aksine, böylesi bir sistem, var olan geleneksel değerleri de hızla çürütür. Yerine kendi ideolojisini ikame eder.
Güç ideolojisine teslim olan toplumda kirlilik her bireye bulaşabilir. Evet, böylesi cinayetleri işleyenler belki en hastalıklı tiplerdir ama, o derecede psikopat olmayanlar da kolayca zararlı kişiler haline gelebilirler. Akran zorbalığından hayvana işkenceye, çeteleşmeden cinsel suçlara, kadına şiddetten trafik magandalığına kadar daha pek çok suç aynı kirliliğin ürünü olarak ortaya çıkar.
Ne yapılması gerekir uzun uzun tartışabiliriz. Ancak yapılamaması gerekenin “taklit etmek” olduğu açıktır.
-
Mahmut 16 dakika önce Şikayet EtÖzümüze dönmekten başka bir şey yok. Erbakan hocam yıllarca “Ahlak ve Maneviyat” neden dedi. Bu çatı altında yeniden yapılanıp, ayağa kalkmamız lağzım.Beğen