Gaffar Yakınca
Gaffar Yakınca
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Ermenistan’ı Anlamak

GİRİŞ 17.06.2026 GÜNCELLEME 17.06.2026 YAZARLAR

Komşumuz Ermenistan’da bugüne dek görülmemiş büyüklükte bir değişim var. Karabağ yenilgisinden sonraki ikinci seçimden de zaferle çıkan Paşinyan, Ermenistan siyasetini kökten değiştireceğinin işaretlerini veriyor.

Paşinyan’ın ajandasındaki en önemli başlıklar dış politika ile ilgili: Azerbaycan ile kalıcı barış, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi, Gürcistan ile siyasi birlik, Rusya’dan uzaklaşarak ABD’ye yaklaşmak.

Paşinyan, komşuları Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerin normalleşmesini çok önemsiyor. Seçim sürecindeki temel tartışma konusu da buydu. Muhalefet, Paşinyan’ı “Karabağ davasından vazgeçip Ermeni ulusuna ihanet etmekle” suçladı. Paşinyan ise “fantezileri bir yana bırakıp gerçekleri görmek zorundayız” diyerek fikirlerinde direndi.

Ermenistan’da olan biteni anlamanın yolu da bu tartışmayı anlamaktan geçiyor.  Gerçekten de Ermenistan’daki dönüşümün fitili Karabağ yenilgisi ile ateşlendi. Çünkü Karabağ, Ermenistan siyasetinde son derece merkezi bir role sahip.

Önce tarihsel arka plana dair kısa bir özet verelim. Modern Ermeni ulus kimliği dört ana sütun üzerinde yükseliyor:

     1 - Ermeni Apostolik Kilisesi tarafından vazedilen Hristiyanlık ve Ermeni ırkının üstünlüğü inancı

     2 - Hay Tad : Birleşik Büyük Ermenistan ideali (Gürcistan’ın Güneyi, Azerbaycan’ın Batısı, Nahcivan ve Türkiye’nin Doğu’sunu alacak şekilde)

     3 - 1915 olayları: Ermenilerin neredeyse tamamı 1915 olaylarını bir soykırım olarak görüyor ve %90’ından fazlası bu olayın milli kimliği inşa eden ana öğelerinden biri olduğunu düşünüyor.

     4 - Karabağ:  Ermeniler, 1261-1603 yılları arasında bugünkü Karabağ topraklarında yaşamış olan Haçen Prensliğini “tarihteki son Ermeni devleti ve ulusun son sığınağı” olarak görürler. Gerçekte, Haçen Prensliği, bir Kafkas halkı olan Albanlar tarafından kurulmuş olsa da Ermeniler arasındaki yaygın inanışa göre Karabağ, milletin tarihinde kutsal bir yere sahiptir.

Bugünkü Ermenistan, Sovyetler Birliğinden ayrılıp bağımsız bir devlet haline gelirken de esas tartışma konuları bunlardı.

1988-92 sürecinde, en önemli ayrım noktası Hay Tad idi. Ermeni siyasetçilerin bir bölümü Büyük Ermenistan İdealinin Anayasaya girmesini isterken, Levon Ter Petrosyan liderliğindeki Ermeni Ulusal Hareketi (EUH) bu fikre karşı çıkıyordu. Petrosyan, komşuların topraklarında hak iddia ederek kurulan bir devletin uzun ömürlü olamayacağını söylüyordu.

Karabağ konusunda da görüş ayrılığı vardı. Petrosyan liderliğindeki EUH, Karabağ sorununu daha çok Ermeni nüfusun hakları üzerinden tarif ediyor, özerklik talebi ile yetinerek Karabağ’ın Ermenistan’ın bir parçası olmadığını kabul ediyordu.

Petrosyan’a göre Ermenistan’ın tek güvenlik garantisi komşuları ile kurduğu iyi ilişkiler olabilirdi. Ermenistan’ı “pan-Türkizme karşı bir bariyer” veya “Türk tehdidine karşı bir kale” olarak tanımlamak ülkeyi durduk yere bir Türk tehdidi ile karşılaştırıyor ve Rusya’ya mecbur bırakıyordu. Bunun için bağımsız hale gelmenin yolu da Türkler ile iyi ilişkiler geliştirmekten geçiyordu.

Kasım 1991’deki seçimleri Petrosyan kazandı ve Ermenistan Cumhuriyetinin ilk devlet başkanı oldu. 1992’deki Birinci Karabağ savaşından zaferle çıkınca Petrosyan’ın konumu güçlendi. Ancak ülke içinde güçlenen bir başka ekip daha vardı: Karabağ’da savaşan milis liderleri ve subaylar.

Bunların bir kısmı Lübnan’dan Suriye’den ve Fransa’dan gelmiş ipten kazıktan kopma tiplerdi. Karabağ’da işledikleri korkunç savaş suçlarını sözde kahramanlık hikayelerine dönüştürmeleri zor olmadı. Ermenistan içinde siyasete müdahale edecek kadar güçlendiler. Hem diaspora hem Rusya ile bağlantıları vardı. Sonunda 1998’de  -bir tür darbe ile- Petrosyan’ı istifaya mecbur ettiler.

Bu tarihten itibaren Ermenistan, başını Koçaryan ve Sarkisyanların çektiği popülist “Karabağ Kliği” tarafından yönetildi. İsimler değişti ama politikalarının eksenin değişmedi. Ermenistan siyaseti 20 yıldan uzun süre Türklere yönelik nefret ile şekillendi. Sözde soykırım ve Karabağ algısı birbirini besleyen olgular haline geldi. Popüler söylemde, “Karabağ kaybedilirse yüz yıl önceki soykırımın tekrar edeceği” sık sık dile getiriliyor:

Türklere yönelik korku, nefret ve Karabağ’daki durum, ülkeyi Rusya’ya mecbur bırakıyordu. Yoksulluğa sürüklenen halk ise diasporaya daha bağımlı hale geliyordu. Ermenistan siyasi olarak Rusya’ya, ekonomik olarak diasporaya bağımlı bir ülkeye dönüşmüştü.

2018’de ABD destekli bir “kadife devrim” ile iktidara gelen Paşinyan, Karabağ konusunu çözmeden Ermenistan’ın önünü açamayacağını biliyordu. Önce, sorunu ‘alarak’ çözmeyi denedi.  Karabağ’ı ilhak edecek, böylelikle hem içerideki muhalefeti tatmin edecek hem de konuyu masadan kaldırdığı için Rusya’dan kurtulacaktı.

Ancak işler hesap ettiği gibi gitmedi. İlhak tehditleri ve Azerbaycan’a yönelik saldırılar Azerbaycan ve kardeşi Türkiye’yi daha çok kızdırmaya yaradı. Azerbaycan ordusu, 44 günlük bir savaşla Karabağ’ı geri aldı.

Bu noktada Paşinyan’ın yeni duruma uyanıp avantaja çevirmesi uzun sürmedi. İşte sonunda Karabağ konusu çözülmüştü, öyle değilse böyle bir sonuca ulaşmıştı. İddia edildiği gibi bir soykırım falan da yoktu. Seçimde halka, ilk devlet başkanı Petrosyan’ın temel tezlerine uygun bir politika dönüşümü vadetti. Zaten kendisinin de siyaset sahnesindeki ilk görüntüsü Petrosyan’a verdiği destekle olmuştu.

Paşinyan’ın bugün uygulamaya çalıştığı siyaset, Petrosyan’ın 1991 tarihli Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesinde çizdiğinden daha ileri bir noktayı simgeliyor.  Karabağ iddialarından tamamen vazgeçiyor, soykırım mitini bile tartışmaya açmaktan çekinmiyor. Aslında bu biraz da tarihsel bir zorunluluktan otaya çıkıyor. Paşinyan ve onu destekleyen bir grup seçkin, her geçen gün daha da güçlenen bir Türkiye ve Azerbaycan ile kavga etmenin anlamsızlığını görüyor.

YORUMLAR 21 TÜMÜ
  • Murat 7 saat önce Şikayet Et
    Komşu ülkeler kedi sorunlarını çözerlerse kaşıyacak kimse olmaz. Bence işler doğru ilerliyor.
    Cevapla
  • zaza 12 10 saat önce Şikayet Et
    Bizi doğru dürüst bu meseleye dair iki kelam ettiğiniz için teşekkür ederiz.
    Cevapla
  • Piyade Er 10 saat önce Şikayet Et
    Sayin Gaffar Yakinca,! Yazinizi okudum çok güzel yazdiniz helal olsun.
    Cevapla
  • AkHilal 12 saat önce Şikayet Et
    İnşallah, Teba-i Sadıkan (devlete bağlı teba) olarak Osmanlı Devleti'mizdeki adına layık davranırlar.
    Cevapla
  • Mustafa 13 saat önce Şikayet Et
    Bence paşınya akıllılık ediyor çünkü Avrupa sı Amerika sı yıllarca mayın eşeği olarak kullandılar
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle