Küpün başımıza açtıkları
Sanatorium en fazla iki oda büyüklüğünde bir genişliğe sahip. Tavanı yarım küre şeklinde kubbemsi bir derinlikte, içinde kendi etrafında dönen merdivenli çıkma kısa bir balkondan oluşmakta. Babak Golkar bu mekâna gelmeden önce mekân hakkında tüm bilgiye sahip olmuş. Ve mekânın inisiyatifini tamamen kendi eline almış. Anlaşılan, yapıtını hiçbir şansa bırakmak istememiş. Yapıtını, nerdeyse mekân içinde hiç boşluk bırakmayacak kadar otoriter bir şekilde yerleştirmiş. Sanatorium, geniş bir mekân olsaydı “siyah küpün” otoritesini bu kadar hissedebilir miydik? Bilemiyoruz…
Babak’ın siyah küpünün içinde, parklarda gördüğümüz plastik değil ama demir, sarıya boyanmış, yanlarından baştan aşağıya iki paralel siyah şerit çekilmiş bir kaydırak, tam karşısında kayıp indiğimizde görebileceğimiz beyaz neon ışığıyla yazılmış “YOURDAYSOFFFREEDOMARENUMBERED” var. Özgür günleriniz az…
Babak, İran’lı bir sanatçıdır. On yedi yaşına kadar İran’da yaşar ve okur. İran’ın totaliter rejimi O’nu memleketinden uzaklaştırır ve Kanada’ya yerleşir. Babak, siyah küpü’ne hangi anlamları verirse versin ben de oluşan duyumlardan bir tanesi “totaliter sistem” eleştirisidir. Bu düşünce bana iki bin dört yılında yönetmen Ernie Barbarash tarafından çekilmiş Kanada yapımı “küp zero” filmiyle özdeşleştirme imkânı da verdi. Küp Zero filmi otoriter, totaliter bir sistem eleştirisidir. Ciddi bir modernlik eleştirisidir. Küpün içinde yedi kişi vardır ve tutsaktırlar. Küp tuzaklarla doludur ve nerdeyse küpün içinden hiç biri sağ çıkamaz. Yalnızca iki kişi çıkar. Onlar da dışarıdan ancak bir yardımla kurtulabilir.
Neden “küp”? Babak neden küpü seçmiştir? Küp aynı zamanda neyi temsil etmektedir?
Acaba “küp zero” filminden de yola çıkarak “otoriter sistemleri en güzel bir küp temsil edebilir” diyebilir miyiz? Belki ya da tamamen evet diyebilir miyiz?
Sanırım diyebiliriz. Çünkü köşeli olan her şey bize sıkıntı verir. Köşe keskindir. Köşe daraltır. Köşeden ne çıkacağı, kimin çıkacağı belli olmaz, görünmez. Görüşü kapatır. Köşe hem güvenlik problemi yaşatır hem de özgürlük… Otoriter her sistem, köşe gibi insanın hem güvenliğini hem de özgürlüğünü elinden alır. Ve otoriter her sistem kendi küpüyle, küpünün dört keskin köşesiyle içine aldığı insanı, üç boyutuyla dikey ve yatay dört yönden keser. Bireyin kendisine ait tüm “hayat” edimlerini elinden alır. Kamusal alan der, parti der, yoldaş der ve birey tüm renklerini kaybeder. Yani kendisini…
“YOURDAYSOFFFREEDOMARENUMBERED” YOKSA BİR MÜJDE Mİ?
Kaydıraktan kayıp indiğimizde yüzleştiğimiz “özgür günleriniz az” mesajı, siyah küpten kendimizi soyutladığımızda acaba bir başka açıdan bize ümit de verebilir mi?
18.yy’da yaşamış Fransız materyalist ve ateist Baron d’Holbach “Bizim yaşamımız, yerkürenin yüzeyinde uzayıp giden bir çizgide ve doğa bize bu çizgiyi izlememizi buyurur, ondan bir an bile sapmak yoktur… Böylesine elimizin kolumuzun sürekli bağlı olmasına karşın, gene de özgür olduğumuz ileri sürülmektedir…” der.
Bu bakış açısıyla daha anne karnında bile tutsağız demektir. Bizden önce varolan koşullar ve yasalar eylemlerimizi edimlerimizi belirliyor ise hiçbir özgür edimden bahsetmemiz mümkün gibi gözükmüyor. Tüm bu düşünceler haklı olsa bile insan kendisine az da olsa pür bir özgürlük alanı açabilir mi? “Özgür günleriniz az” mesajının beyaz neon ışıklarıyla yazılmış olması acaba pür ve kısa bir özgürlük için bile olsa bir ümidi dile getirebilir mi? Bacca, melankolik ve sert yapıtıyla bize aslında bir ümidin müjdesini mi veriyor? Olabilir mi? Mümkün…
SİYAH KÜP VE BİZ
Her birimiz “Siyah Küpün” daralttığı alandan geçtik. Bizler, bu dar alandan geçerken hakikaten daraldık. Sarı demir merdivenlerinden tırmandık ve küpün tepesindeydik. Artık sanatçının ‘Küp’üne üstten bakabiliyorduk. Bize ne söyleyecekti bu küp? Küpün içine girecek miydik?
Tam anlamıyla sanat eseriyle karşı karşıyaydık. Sanatçının otoritesine yani yapıtına boyun eğecek miydik? Pek çoğumuz için evet… Yapıtın bize vereceği anlamları merak ediyorduk. İnsanı da cennetinden eden bu merak değil miydi?
Hemen hemen her birimiz kaydık. Yalnız iki arkadaşımız kayamadı ya da kaymadı. Her kayan arkadaşımın kayış tarzına göre yorumlar yaptım. Kimimiz tam kontrolle, kimimiz sonuna kadar hızla kayıp siyah deri süngerde hopluyor, kimimiz kontrol ile kontrolsüzlük arasında yalpalaya yalpalaya kayıyorduk. Ben de kendimi kaydıraktan bıraktım. Son ana kadar kontrolsüzdüm. Her şey iyi gidiyordu ama hızım artmıştı. Hızımı kontrol etmek zorunda hissettim. Hafiften kaydırağın trabzanlarını tuttum. Ama iniş hızım, kollarımı çarmıha gerilmiş gibi yukarı çekti. Acısını hissettim ama bu kısa süreli bir acıydı. Ve hepimiz, nasıl inersek inelim toslamıştık. Neye? Sanırım neon ışıklı hayata… Ve küpün içinden tek çıkış yolumuz kaydığımız bu kaydıraktı.
Hacer Aydın - Haber7
aceraydin@hotmail.com
-
ÖMER HÜSEYİNOĞLU 14 yıl önce Şikayet EtHAYIRLI OLSUN. Haber7 yazar kadrosuna katılmanız hayırlı olsun.Okurlar olarak,istifade edeceğimiz yazılar bekliyoruz. Birbirimizi çekiştirerek vebal ve günah kazanmak yerine,çok çetin olan ahiret hayatını bir şekilde hatırlatıcı yazılar bekliyoruz.Oyun ve eğlenceden ibart dünya hayatını helal dairesinde tamamlayıp,ebedi hayat için birbirimize dua ufku açacak yazılar bekliyoruz.Rabbirahimimiz hayırlı etsin,kolay etsin.Selam ve dua ile.Beğen Toplam 3 beğeni
-
şerife aydoğdu 14 yıl önce Şikayet Etbabak golkar. bayağı genç bi adammışBeğen
-
tarkan semerci 14 yıl önce Şikayet EtHayırlı olsun sevgili kardeşim.. Yazdığın yazılar inşaalah, toplumun uyanışına ve hidayetine vesile olur. Allah (c.c.) yardımcın olsun.Beğen Toplam 4 beğeni