Aşka cin çıkartmak
Aşk ve Ceza tadında bir yapıtla karşı karşıyaydık. Deniz Üster “Davetli ve Gönüllü” adlı bu yapıtının ilhamını Malayalam folklöründe önemli bir yere sahip olan Naranath Bhranthan karakterinden veFirdevs’i-nin yasaklanıp, yaktırılmış Davetname’sinden almıştır. Öyküye göre Branthan, ermiş bir kimse olup, deli numarası yapmaktadır. Başlıca eylemi, büyük bir taşı, dağın en tepesine kadar taşıyıp, sonra da aşağıya yuvarlanmasını sağlamaktır ki, kayayı yeniden yukarı taşıyabilsin. Branthan, bir lanetle cezalandırılmasından dolayı değil, tamamen kendi iradesiyle bu yükü üstlenmektedir. Firdevs’i’-nin davetnamesi ise insanın insanlığıyla elde edemediklerini metafizik güçlere başvurup elde etmek istemesinin formülleridir. Yani “Davetname” emrinde milyonlarca ve binlerce cin olan tılsımlı yaratıkları yada melekleri çağırma kitabıdır. Bir tılsım kitabıdır.
Kitab-ı Mukaddes’in ve İsrailiyat kökenli tefsirlerin baş simgesidir elma. İnsanoğlunun İlahi olan ile arasındaki derin polemiktir. Elma cennetten bu yana insanın yüküdür. Elma insanın içindeki canavarı çıkaran meyvedir.
Deniz Üster yapıtında gerçek elmaları kullanmış. Elmaları ağaç bir römorkun içine koymuştur. Romörktıpkı kağnı arabası gibidir. İçindeki elmalar ile göze bir hayli sevimli gelir. Ama sevimlilik römorku çeken mekanik bir pedal, pedala bağlı oymalı ağaç ayaklar ve ona bağlı canavarımsı itici kara bir posta kadar sürmektedir. Branthan’ın öyküsü sanatçıya tam da burada ilham oluyor. Yapıtını sanki cennetten, kendi öz iradesiyleçıkan insanın ezeli kaderini taşıyan bir imgeye dönüştürmüş. İnsan bu öz iradesiyle bir yük (elma) taşımaktadır. Bu yük ki kendisini yukarılara kadar çıkartıp alaşağı edecek türdendir. Ne kadar yukarıya çıkarsa düşüşü o kadar sert ve hızlı olacaktır. Ne kadar yukarıya çıkmak isterse içindeki egosu çirkinleşecektir. Çirkinleşip kara post bir hayvana dönüşecektir.
Yapıtında mekanik bir sisteme bağlanmış oymalı ağaç ayaklar ise bana insanın teknoloji ile olan olumsuz serüvenini de hatırlatıyor. Oymalı ağaç ayaklar kendiliğinden yürüyemiyor. Artık doğal olmayan bir sistemle çalışıyor. Bu sistem ki kendi eliyle büyüttüğü teknolojidir ve artık bir canavara dönüşmüştür. Artık insanın gemleri teknolojiye bağlanmıştır. Ve teknoloji artık kara postlu nal bir canavardır.
Yapıtın tümünden ve ilham aldığı Branthan’ın hikayesinden de yola çıkarak sanırım şu yorumu yapabilirim. İnsan kendisine verilmiş özgür iradesi ile yükselmiş ve yine bu irade ile alçalıp düşmüştür. Tüm kadim kitapların anlattığı gibi.
Davetname’de adı geçen, açık seçik tarif edilen tılsımlı yaratıklardan yada meleklerden bir tanesi Deniz Üster’in eliyle baş şeklinde ete kemiğe bürünmüş. Davetnamede’ki tılsımlı yaratıklar yada melekler çok başlı, hem hayvan hem insan kafalı, çok kollu ve çok ayaklı farklı yaratıklar olarak tarif edilir. Mesela Tanrı’nın Adem’den önce yarattığı “başı adam başı gibi, iki eli, iki ayağı adam gibi, ancak başından ayağına kadar adam yüzü gibi elinde ayağında, karnında, başında dört bin gözü” ve “her yüzünde adam gibi gözü, kaşı,burnu ağzı” olan bir yaratık. Deniz Üster’in davetlisi insan başı gibi ama başın üzerinde bir çift boynuz var. Tıpkı Davetname’nin cinleri gibi iki başlı ve çok başlı hem hayvan hem insan. Sanatçı bu şapkanın yada başın çevresini sayısını bilemiyoruz belki onlarca belki de düzünelerce bozuk para ile doldurmuş. Bu bozuk paraları Davetname’de tarif edilen cin’in dört bin tane olan gözleri olarak kabul ediyorum.
15. yüzyılda yaşamış Firdevsi'nin Davetname’sinin tılsımlı yaratıkları, insanlar tarafından “kadını erkeğe, erkeği kadına âşık etmek ve düşmanları ortadan kaldırmak için” çağrılmıştır. Deniz Üster yapıtıyla Davetname’nin hangi cinini çağırmıştır onu ise bilemiyoruz.
FÜG GÜNLER
Füg olmuş yatağımdayım
Yatağım kitaplarla dolmuş…
Hangi birine el atsam füg bırakmıyor
Hangi birine el atsam ben değil
Fügden kurtulmak istiyorum
Oysa apansız ruhuma yapışmış başı boş yapıyor
İki metrelik yatakta okyanus gibi dağılıyorum
Ve zaman geçiyor
Başımı yastığıma gömüyorum
Hiçbir kitap tutmuyor ruhumdan
(Hacer Aydın)
Füg: kişiyi evinden ve çevresinden ayrılarak amaçsız gezip dolaşmaya iten geçici durum ama bir ölçüde de karekter değişimi. Kişi bu tablodan ayrıldığı zaman hiçbir şey hatırlamaz. Ayrıca müzikte bir kompozisyon çeşidi.
HUZURSUZ DİPNOTLAR
Oksijen kadar huzursuzum
Huzurun beni öyle huzursuz etti ki (ben böyle huzurun) pardon yani.
Huzurlu insan kadar aşktan yoksun kimse yoktur aşk yoksa Tanrı bir puttur.
Zaten huzursuzum bari sen de uykumu kaçırma.
Hacer Aydın - Haber7
aceraydin@hotmail.com
-
mehmet boyraz 14 yıl önce Şikayet EtYücel ÖZALP bey: Güzel tespit tebrik ediyorum. Yücel Bey yorumunuzu okumadan buna benzer bir yorum yapacaktım. Sizin görüşünüze ek olarak şunları söyleyebilirim. Şahsi kanaatim; bu tarz hanımlar kullanarak müslüman hanaımlarını dinimizin bildirdiği ölçülerden uzaklaştırmak istiyorlar. Yorumunuzda bildrdiğiniz diğer hanımın geçen yıl bir gazeteye verdiği röportajı okumuştum. Röportajı okuyan birçok müslüman hanımın zehirlenebileceğini düşünmüştüm. Dini nefsine uyduran kafasına göre yorumlara giren ve bunları "islammış" gibi göstermeye çalışan bu hanım yüzünden hele ki fırtınanın çok şiddetli olduğu bu ahir zamanda zar zor tutunmaya çalışan birçok hanım kopmuş yada kopma noktasına gelmiştir. Allahü teâlâ muhafaza eylesin.Beğen Toplam 1 beğeni
-
Yücel Özalp 14 yıl önce Şikayet EtHÜG HAA. Esra elönü tarzı mı yoksa bi akarabalık yada aranızda zihniyet ünsiyetimi var tarzınız hiç de bir müslüman hanım tarzına benzemiyor illa edep illa edep benden söylemesiBeğen Toplam 2 beğeni
-
suna 14 yıl önce Şikayet Ethayırlı olsun. Herkesin kendi kulvarı var. Gönül ister ki ortak bir kulvarda buluşsak. Adından belli "kulvar" her kulvarın yoğurt yiyişi farklı. Bir kardeşimşiz daha var kendine özgü tanımlamaları olan. Olsun, anladığımızı okuruz anlamadığımızı es gBeğen