Modern devleti kısırlaştırmak gerek
Özbekistan hükümeti artan nüfusu kontrol etmek için ülke çapında on binlerce Özbekli kadını rızaları olmadan ameliyat masalarında kısırlaştırmış.
Modern devlet burada toplumun iyiliği adına ferdin iradesini tamamen elinden almıştır. Ferdin bedeni toplumun olmuştur.
Freud, mevcut modernliği eleştirerek düzen adına ferdin iradesinin nasıl da yok edilebileceğini net bir şekilde göstermiştir.
Ve toplumu modernliğin Tanrısı olarak kabul eder.
Freud’un modernliğe getirdiği eleştiri şudur: “Modernlik öncesinde insan bilgelik arayışındaydı ve içinde kişisel olmayan güçlerin, örneğin yazgısının, kutsallığın ama aynı zamanda da aşkın devindiğini duyumsardı. Başarıya ulaşan modernlik, dünyaya böylesine bir boyun eğmenin yerine toplumsal bütünleşmeyi koymak istedi. İnsan sahip olduğu, emekçilik, doğurganlık, askerlik ya da yurttaşlık rollerini yerine getirmeli, KOLEKTİF yapıta katkıda bulunmalı ve KİŞİSEL bir yaşamın edimcisi olacağına KOLEKTİF bir yaşamın amili olmalıydı. Bu gerçekte bireysel öznenin oluşumuna katkıda bulunan her şeyi her zamankinden çok daha fazla ezen, teknik bir dünyanın oluşumuyla somutlaşan, yeni bir biçim vermeye çalışan, bir yarı modernliktir.”
Kolektif yapıtın amili olmak… Bu işi yapan doktorlar devletin verdiği görevi sorgulamadan ödev adına, toplumun iyiliği adına yapmışlar ve yapıyorlardır.
Modern devlet, bu işi yapan doktorların vicdanına sahip olmakla birlikte kısırlaştırılan kadınların da bedenlerine…
Tabi burada ciddi bir ‘ahlak’ ve ‘ahlakın kaynağı’ problemi vardır. Bu işi yapmış olan doktorların ahlakının kaynağı, toplum adına devlet otoritesi olmuştur.
Memurlar, devlete karşı görevlerini dürüstlük adına yapmışlardır. Ve yaptıkları bu cinayeti hiç sorgulamamıştırlar.
Devletin dürüst bir elemanı olarak bu doktorlar, Özbek kadınları kısırlaştırmakta hiç bir beis, anormallik görmemişlerdir. Zira devlet onlar için tartışılmazdır. Zira devlet onlar için bir Tanrı’dır. Zira devlet onlar için ahlakın kaynağıdır.
Yaşayan önemli sosyologlardan olan seksenli yaşlardaki Fransız Alaine Touraine, Freud’un modernliğe getirmiş olduğu bu eleştiriden yola koyularak modernliği eleştirmiş ve yeniden bir birey tanımı yapmıştır.
“Toplumsal belirlenimleri saf dışı bırakan, bireyde edimci olma arzusunu, bir duruma uygun davranmaktansa kendisi bir durum yaratma arzusunu yaratan, salt toplumsal nitelikli olmayan aşk ilişkisidir. Neden aşk ilişkisi? Çünkü aşk ilişkisi bizim en kişisel yanımız. Aşk ilişkisi evrensel olmayan, bizi tekrar kendi merkezimize getirecek olan bir güç.”
Diğer birey alternatifi de Militanca bağlanmadır: “Militanca bağlanma da eğer bir örgüt ya da kültürel olarak tanımlanan “öbürlerinin” özgürleştirilmesine hizmet ediyorsa aşktaki bağlanmayla aynı yapıdadır. Birey, toplumsal sistemin işleyişini sağlayan bir öğe olmaktan, özne olarak öbürleriyle olan ilişkisi sayesinde kurtulur ve kendi kendisinin yaratıcısı ve toplum üreticisi olur.”
Küp Zero filmi de modern devletin, tekniğin tüm imkânlarıyla insanın iradesine ve bedenini nasıl da çepeçevre kuşatıp tüm baskısı ve vahşet tuzaklarıyla ferdi yok ettiğinin filmidir. Tuzaklarla dolu küpün içinde tutsak olan filmin kahramanı kadının ki kadın küpün içinde diğer tutsaklarla birlikte neden tutsak olduğunu bilmemektedir ve modern devletin memuru gardiyanının ona âşık olmasıyla kurtulmaktadır. Sistemi sorgulayan gardiyan asker nasıl kötü bir işin içinde olduğunun farkına varmıştır.
Ama bu Özbek doktorlar hâlâ modern devletin bir gardiyanı olduklarının farkında değiller.
Modern devlet geleneksel toplumlardan daha baskıcı ve otoriterdir. Bunun sebebi modern devletin, tekniğin tüm imkânlarına fazlasıyla sahip olmasıdır. Ve bu imkânla modern öncesi toplumların baskısından daha baskıcı ve bireyin iradesine, mekânına daha fazla müdahale etme gücüne sahiptir.
Toplumun refahı, düzeni adına müdahalesini, tutsak-vari kapsayıcılığını her daim görmekteyiz.
Modern devlet, iradeye ve mekâna müdahil anonslarını, gardiyanlarıyla her daim duyurmaya devam edecektir…