'Rembrandt ve çağdaşları' ve Sakıp Sabancı
Bu kapsamda Nisan ayında sayın cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve bakanlar, Kraliçe Beatrix’in davetlisi olarak Hollanda’ya gitmiştiler.
17 Haziran’a kadar Sakıp Sabancı Müzesinde (Atlı Köşk’te) devam eden “Rembrandt Ve Çağdaşları” sergisinde son haftalar… Önemli ve gezilmesi gereken bir sergi... Hem güzel bir gün geçirmiş olursunuz hem de sanatın doyumsuz güzelliğinden bir nefes çekersiniz.
Bununla birlikte eserler: çağının rengini, gündelik hayatını ve toplum eleştirilerini de içinde barındırmaktadır. Hem sanatın hazzında metafizik duyuşlar elde edersiniz hem de çağının sosyolojik bilgisine sahip olma imkânınız fazlasıyla var.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Felemenklerle (Hollandalılar) ilişkileri Felemenk tüccarlarına Osmanlı topraklarında konsolosluk açma izni verilmesiyle Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlamış. Felemenkli tüccarlar başlangıçta Fransız ve İngiliz bayrağı altında faaliyet gösteriyorlardı. İlk siyasi ilişkiler ise 17. yüzyıl başlarında kurulmuştur. Felemenk Birleşik Eyaletler Cumhuriyeti Cornelis Haga’yı bir heyetle İstanbul’a gönderdi. Heyet Mayıs 1612’de I. Ahmed tarafından kabul edilir. Böylece Osmanlılar, Felemenk Birleşik Eyaletler Cumhuriyeti’ni resmen tanımış olur. Felemenk Cumhuriyeti, I. Ahmed’in verdiği bir ahitname ile İstanbul’da elçilik ve çeşitli Osmanlı iskelelerinde konsolosluk açma hakkını elde eder. Cornelis Haga otuz yıla yakın bir süre İstanbul’da kalmış ve Osmanlı-Felemenk ilişkilerinin geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynamış. Felemenk’e verilen sonraki ahitname ise 1680’de IV. Mehmed dönemine rastlar. Osmanlı-Felemenk ilişkileri Cornelis Calkoen’in elçiliği döneminde (1727-1744) daha büyük gelişme gösterir ve Osmanlı topraklarındaki Felemenk konsolosluklarının sayısı artar.
Rembrandt da Hollanda'nın ticaret, bilim ve sanatta atılım yaptığı Hollanda Altın Çağında yaşamış yani 17. yy’ın ortası…"Işığın ve gölgelerin ressamı" olarak da anılır.
Burjuva sınıfının yükseldiği bir dönemdir. Avrupa mezhep savaşlarıyla büyük kanlı iç karışıklıklar yaşarken o dönem Amsterdam, Katolikler, Kalvinistler, Lutherciler ve Yahudilerin özgürce yaşayabildiği bir yer olmuştur. İnsanların özgürlüklerini kazandığı bu dönemde sanat da önemli gelişmeler gösterir. Bunda deniz aşırı ticaretin ve burjuva sınıfının katkısı büyük olmuştur.
Rembrandt ve Çağdaşları izlenimci (empresyonist) resimler yapmışlardır. Manzara, porte ve günlük hayat resmedilmiştir.
Rembrandt sıkı bir din eğitimi almış ve resimlerini İncil’den ilhamlar alarak yapmıştır. Eski ve yeni Ahitten hikâyeler resimlerinde hayat bulmuştur.
Çağdaşlarından Jan Steen “neşeyle eve dönüş” ve “sarhoş çift” adlı resimlerinde meyhaneden çıkan ailelerin çocuklarına sarhoşluklarıyla ve dengesiz hareketleriyle nasıl örnek olabileceklerini ironik bir çizimle gözler önüne sermiştir. Eserlerinin karakteristik özellikleri psikolojik derinlik, mizahi öğeler ve aşırı renk kullanımıdır.
Yine çağdaşlarından Emanuel de Witte atmosfer duygusunu yakalamayı amaçlayan bir iç mekân ressamıydı. İlk resimleri portreler ile mitolojik ve dinsel sahnelerdi. Sanatçı, sergide “Amsterdam’da Portekiz Sinagogunun İçi” adlı resmi ile vardı. Amsterdam, Almanya’dan ve Portekiz’den gelen küçük bir Yahudi nüfusu barındırıyordu.
Rembrant ve çağdaşlarının en önemli özelliği ışığı kullanma becerileriydi. Hollanda ışığı pek meşhurmuş. Sergide Hollanda ışığının özelliklerini ve yansımasını konu alan bir video da seyretme imkânınız var.
Velhasıl serginin bitiş tarihi 10 Haziran’ken 17 Haziran’a kadar süresi uzatılmış. Haber7’nin sanatsever ve tarih sever okurlarına tavsiye edebileceğim güzel ve bilgilendirici bir sergi.
Sakıp Sabancı
Tabii mekân Sakıp Sabancı Müzesi olunca muhteşem manzarası olan bir yere de gitmiş oluyorsunuz. Bu mekâna her gittiğimde Sakıp Sabancı’nın son anlarını, sararmış soluk yüzünü bir daha hatırlamış oluyorum. Sekiz yıl önce canım, biricik, aşkla sevdiğim anneciğim ciddi bir kalp krizi geçirmiş Amerikan hastanesinde ameliyat olmuştu. Aynı dönem aynı hastanede rahmetli Sakıp Sabancı da karaciğer yetmezliğinden son anlarını yaşıyormuş. Annem ile radyoloji bölümüne indiğimizde Sakıp Sabancı ile karşılaştık. Tekerlekli sandalyede solgun, sararmış, büyük yüzüyle bana dikkatle bakarken sanırım ahireti için bir umut arıyordu. Tam zamanını hatırlamıyorum kısa bir süre sonra da vefat etti. Galiba onu, hep o solgun, ümit arayan ümitsiz son bakışları ve yalnızlığıyla hatırlayacağım.
Hacer Aydın -Haber 7
aceraydin@hotmail.com