Hacer Aydın
Hacer Aydın
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Cennetten çıkartacak kaygılarımız

GİRİŞ 10.06.2012 GÜNCELLEME 10.06.2012 YAZARLAR

Bu kitabı yazmasına sebep, herhalde beşkardeşini ve annesini kaybetmiş olması ve zaman içerisinde kendisini de kaybedecek olmasıdır diye düşünüyorum.

Kierkegaard’ın kaygısı da her ölümlü gibi ölümdür, sonsuzluk arayışıdır. O yüzden kaygıyı yazmıştır. Korku ve titremeyi... İnsan kaybederken korkar ve titrer.

Kaygı duygusunu psikolojik olarak açıklama yoluna giderken ‘mevrus’ yani ‘ilk günah’ dogmasını da hep göz önünde tutar çünkü ‘kaygı’, mevrus günahın ön koşuludur.

Kaygıyı şöyle tanımlar: “düş gören tinin nitelik kazanmasıdır”. Tin ise ruh ile bedeni birleştiren bir sentezcidir.

 Onun, tin kavramına girmeyeceğim. Kierkegaard’ın kaygı tanımında beni ilgilendiren şey insanın kaygı ile ‘nitelik’ kazanmış olmasıdır. Burada masumiyet kavramını ön plana çıkarır. Masumiyet kesinlikle bir kaygıdır der çünkü masumiyet cehalettir ama hayvansı bir yırtıcılık olarak değil…

Masumiyetin cehaleti ‘hiçliğe’ ilişkindir. Tanrı, insana hayır ve şerrin bilgisini taşıyan ağaçtan yemeyeceksin dediğinde insan anlamamıştı. İnsan ağacın meyvesini yediğinde ise Tanrı’nın ne demek istediğini anlamış olarak günahla birlikte niteliksel bir sıçrama gerçekleştirmişti.

İnsan, günah işlemeden önce masum değildir. Masumiyet ise bizatihi günah işlenmeden ortada yoktur.  Yani aynı anda hem masumuz, hem günahkârız. Kaygı, masumiyet, günah birbirini koşullar ve tetikler. İnsan, niteliksel bir sıçrama ile tarihini başlatır. Türümüzün tarihi maalesef günah ile başlar.

Kaygı olmadan, günah ve masumiyet olmaz. Günah ve masumiyet ortaya çıkmadan insan niteliksel bir sıçrama gerçekleştirmez, yani Tanrı’nın ne dediğini anlamaz.

Kaygılı, günahkâr, masumuz ve Tanrı’nın ne dediğini anladık.

Masumiyet bizde olduğu müddetçe günahkârız, kaygılı olduğumuz müddetçe masumuz.

Hıristiyanlık ile İslam arasında ‘kaygı’ farkı yoktur ama farkımız işlenen günah sonrası ortaya çıkar. Fark şudur: kaygı sonucu işlenen günah karşısında İslam’da bireye tövbe kapısı sonuna kadar açıktır ama Hıristiyanlıkta tövbe kapıları kapalıdır. Çünkü insan affedilmeyecek bir günah işlemiştir, dolayısıyla merhameti yüce Tanrı, büyük bir fedakârlık yapıp İsa olarak tecessüm ettiğinde, çarmıha gerilip insanlığın kefaretini öder. 

Kadın ile erkeği cinsel haz ile bir araya getiren şey bir kaygıdır. Bu kaygı: bitme, yok olma, hiçlik kaygısıdır. Cinsel haz ile bir araya gelen insan ebedi olma arayışındadır. Ve ne yazık ki bu haz onu asla ebedi kılmayacaktır. Ama yaşamının en sağlıklı ve en başarısız anlarında bu haz ile ebediyet arayacaktır. Haz, zevk gibi değildir. Haz, içinde zevkle birlikte ıstırabı da barındırır.  Kaygı duygusu bir kod olarak genlerimizdedir. Türümüzün başlangıçları olan Adem ile Havva; bu iki zıt ve eşit insan, kaygı duygularını genlerinden bizlere aktarmıştır.

Kaygı, aynı zamanda insan türünün bekasının da teminatıdır. İş başarısı ve ekonomik başarının az olduğu coğrafyalarda nüfus yoğunlaşır. Savaşların çok olduğu yerlerde doğum oranı artar çünkü kaygı da artmıştır. Kaygı artınca haz arayışı da artar.

Aşk, Hz. Adem ve Hz. Havva’da ebedi ya da ölümsüz olmanın koşuluydu. ‘Ebedi olamama’ kaygısıyla aşk meyvesinden yediler. Erkek olarak Hz. Adem ve kadın olarak Hz. Havva da kaygılarının esiri olup, dünya yaşantısını başlatmamışlar mıydı? O yüzden bizi tir tir titreten ‘kaygı’ duygumuzu en hit, en kadim ve hatta en yüce ‘tit’imiz olarak kabul ediyor ve kutsuyorum. Kaygı, top yekûn kaybedişlerimizin ve kazanımlarımızın duygusudur. 

Geleneksel dünyada vahiyli dinler vardı. İnsan kaygılarını (hiçliğini) yönlendirip kanalize edip sade doğal dünyasında yoğun veriler tarafından saldırıya uğramadan yaşıyordu. Post-teknolojik dünyada Seküler (din dışı)  insan kadar vahiyli bir dine inanan insanın kaygısı da az değildir. Ahir zaman Müslümanları olarak, hadislerde tarif edilen bizlerin ironisi de diğer geçmiş zamanlarda yaşamış Müslümanlardan daha fazla kaygı taşımamız olsa gerek herhalde. 

Sanatçı ve düşünürler kadar da kaygısı fazla olan kimse yoktur. İktidar sahibi olan kadar da… Çünkü onlar, neler kaybedecek olduklarının en fazla farkında olanlardır. Ve hepimiz Hz.Adem ve Hz.Havva kadar kaygılıyız. Ve en trajiği hiç girmediğimiz cennetten çıkacağız.

Hacer Aydın - Haber 7

aceraydin@hotmail.com

YORUMLAR 2
  • İbrahim Dursun 13 yıl önce Şikayet Et
    haber 7 yazarına!/okuruna!..kaygı ve masumiyet!-2. müminlerin çocuklarının ne günahı var.?..onlar masum değil mi? binaenaleyh yazarın aktarmaya çalıştığı masumiyet hakkındaki görüşlere katılmadığımıda ifade etmek istiyorum..yabancı yazarların bir çoklarının olaylar ve gerçekler karşısındaki fikirlerinin bir çoğunun hakikatte yanlış olduğunuda belirtir ,bu düşüncemi burada bu vesileyle sizlerle paylaşmak istiyorum..iyi tatiller!..vesselam
    Cevapla
  • İbrahim Dursun 13 yıl önce Şikayet Et
    kaygı!. kaygı!kaybedecek çok şeyi olanın kaygısı/endişeside çoktur.ya olmayanın?!dünya ya çok dalanın endişeşi kaygısıda çoktur.ya diğerleri?!zenginlerin kaygısı daha çoktur.şükretmesini bilenin kaygısı çok daha azdır.sabredeninkide öyle.ondan ki;iman eden için sabır ve şükür vazgeçilmez kaleler.bunlara sığınan kurtuluş yolunu tutmuş kaygılardan emin yere sığınmıştır.bunlara sığınan cennetin yolunu tutar ki,orada endişe ve kaygılar biter inşaallah!..birde şu yabancıların -tanrı- diye kullandıkları kelimeyi türkçeye çevirken dikkat lazımdır.tanrı diye insanların taptıkları çok saçma şeylerin olduğunu, fakat aslında bir tek tanrı olduğunu ,onun ismininde allah cc olduğunu her fırsatta vurgulamakta fayda var.zira özellikte türkiyede bu farkı bilmeden -allah cc -ismi yerine tanrı kelimesini kullanma alışkanlığındadır..ki,onuda güya modernlikmiş (!) gibi kullanmaya devam etmekteler.dikkat! vesselam
    Cevapla