Başkanlık yetmez Padişahlık isterük
Vikipedi'den İsmet İnönü'nün hayatına bakmak bile bize bu durumu değerlendirmemiz açısından çok şey gösterecektir.
“3 Mart 1925'te İsmet Paşa cumhurbaşkanı Mustafa Kemal tarafından yeniden hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ayaklanmanın (Şeyh Sait İsyanı) bastırılmasında hükümet başkanı olarak rol oynadı. 6 Mart 1925 tarihinde Takrir-i Sükun Kanunu'nu yürürlüğe sokarak İstiklal Mahkemeleri'nin tekrar kurulmasını gerçekleştirdi. Bu kanuna dayanarak tüm muhalefet partilerini ve muhalif gazeteleri kapattırdı.”
“1936'da Faşizmi incelemek üzere İtalya'ya gönderilen CHP Genel Sekreteri (Katib-i Umumi) Recep Peker'in yazdığı TBMM üzerinde bir “Faşist Konsey” kurulmasını öngören raporu onaylayıp imzalaması üzerine cumhurbaşkanı Atatürk “Başvekil hazretleri anlaşılan yorgunluktan, önüne gelen raporları okumadan imzalıyor!” dedi ve reddetti. Bu değerlendirmeyi “Koskoca memleket rakı sofrasından mı idare edilecek?” diye yanıt verince aralarında gerginlik çıktı.”
“Atatürk'ün ölümü üzerine 11 Kasım 1938'de TBMM Tarafından cumhurbaşkanlığına seçildi. Bunun yanı sıra “kayd-ı hayat” şartıyla CHP Genel başkanlığına da getirildi. CHP'nin 26 Aralık 1938'de toplanan 1. Olağanüstü Kurultayı'nda partinin “değişmez genel başkan”ı seçildi ve kendine “Milli Şef” unvanı verdi.”
Böyle kısa bir tarihi geçiş bile ülke ve demokrasimiz hakkında bizlere çok şey söyler. Böyle bir muhalif karşılaştırma yanlış bir bakış açısına sebep olur.
Başbakan'ı eleştirebiliriz ama onu bir padişaha benzetip; ülkenin istibdatla yönetildiğini iddia etmek gerçeklere gözleri kapatmaktır.
Daha on yıl önce kapkara günlerden geçmiş bir ülkeyiz biz. Faili meçhuller, suikastlar, yasaklar, askeri bildiriler, ekonomik iflas…
Evet, bu ülkenin daha fazla demokrasiye ve demokratik bir bilince ihtiyacı vardır ve en çok buna da Levent Kırca gibi 'Ergenekon' yanlısı zihniyetlerin...
Ülkemizde “Milli Şef” dönemi ve “darbelerle iktidarı ele geçirmiş generaller” dönemleri padişahları mumla aratacak, padişahlardan bile daha fazla yetkiye sahip dönemler olmuştur. Ülkenin demokratik bir seçimle gelmiş olan Başbakanına böyle bir suçlama oldukça komik durmaktadır.
Bu ülkenin entelektüelleri ve sanatçıları daha fazla özgürlük ve barış için muhalif tavırlarından vazgeçmemeli. Gerektiğinde Başbakanı bu konularda uyarmalı ki demokrasimiz yerine sağlam bir şekilde otursun. Başbakanımızla her konuda hem fikir olmak zorunda değiliz ama onu da Padişahlıkla suçlamak gerçeklikle uyuşmaz.
Ülkemizde gerçek anlamdaki “Muhalif Sesleri” acemi bile olsa çok çok değerli görüyorum ama “Ergenekoncu Zihniyet” yapıları gerçek muhalif sesler değildir. “Şimdi Mustafa Kemal'in askerleri biz olmak zorundayız. Çünkü gerçek askerleri (Ergenekon) hapislerde sürünüyor” diyen Levent Kırca gibi Milli Şef dönemlerine ve darbelere özlem duyan kafalar “gerçek demokratik muhalif sesler” asla değildir. Levent Kırca aynı konuşmasında “her gece bunlardan korkmadığımı haykırıyorum” da diyor. Çok güzel. Zaten demokratik olmayan her sistemde hükümetlerden korkulur. Ayrıca bu konuşmasında kadınlara fena halde hakaret edip aşağılıyor. Kırca her ne kadar özür dileyip, kadınlara ne kadar değer verdiğini ifade etse de bir insanın heyecanla, düşünmeden, bilinç dışından fırlayan cümleler gerçek bakış açısını ve duygusunu ifşa eder.
Gerçek anlamda demokrasimizin daha ilk dönemlerindeyiz ve daha da gelişeceğine inanıyorum.
Demokratik bir sistemde halkın çoğunluğu tarafından rağbet edilip seçilmiş bir başbakanı, padişaha benzetmekle muhalif olunmaz.
aceraydin@hotmail.com
-
erdinç tatlı 13 yıl önce Şikayet Ethacer hanım siz ne yazdığınızı okuyormusunuz??????. ''başbakanımızla her konuda hem fikir olmak zorunda değiliz ama onu da padişahlıkla suçlamak gerçeklikle uyuşmaz.'' bu cümle ne demek bir insan padişahlıkla suçlanır mı? padişahlık kötü bir vasıf mı. ''padişahları mumla aratacak'' da ne demek. lütfen yazdığınız yazıyı bir kere okuyun ondan sonra yayınlayınBeğen Toplam 1 beğeni
-
ibrahim halil yıldız 13 yıl önce Şikayet Etibrahim. edirneden karsa kadar haklısınızBeğen Toplam 1 beğeni