Hasan Cemal
Hasan Cemal
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Alevi yurttaşlarla barışmanın yolu...

GİRİŞ 08.08.2008 GÜNCELLEME 08.08.2008 YAZARLAR

Ancak, bu ülkede Anayasa Mahkemesi’nin hukuk ve demokrasi açısından kendi saygınlık ve inandırıcılığına özellikle son bir yıldır büyük darbeler indirdiğini düşünüyorum.
Geçen yılki 367 kararı bence hukuk tarihimize bir skandal niteliğiyle geçmiştir. Abdullah Gül’ün Çankaya yolunu kesmek için askerle üstü örtülü işbirliği halinde verildiğine inandığım bu karar, o tarihlerde de eleştirdiğim gibi, bir ‘hukuk cinayeti’dir.
Bunun gibi, Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerde türban ve başörtüsü yasağını kaldıran TBMM kararını (ki 411 oyla alınmıştı) iptal etmesinin de hukuk ve demokrasiye bir başka darbe olduğu kanısındayım.
Anayasa Mahkemesi’nin son olarak AKP’yi “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” ilan etmiş olması da bir başka büyük yanlıştır.
Aynı Anayasa Mahkemesi’nin kıl payı da olsa AKP’yi kapatmayarak bir ‘yargı darbesi’ne geçit vermemiş olması elbette son derece olumlu bir gelişmedir.
Ama böyle bir gelişme, Anayasa Mahkemesi’ne damgasını vuran ‘otoriter laiklik’ anlayışını ya da ‘militan laiklik’ zihniyetini demokrasi ve hukuk açısından aklamaz.
Türkiye’de rejimin tepesinde öteden beri sallanan ‘asker-sivil vesayetçilik’ten kurtulmak ve gerçek demokrasiye ulaşmak için ‘otoriter-militan laikçilik’i etkisizleştirmek, bunun yerine, AB demokrasilerinde geçerli ‘demokratik-liberal laiklik’ anlayışını benimsemek şarttır.
Bu anlayışı Türk yargısında içine sindirmiş olanlar hiç kuşkusuz var. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nde büyük çoğunluğun böyle olmadığı son AKP kararında ortaya çıkmıştır.
Ne yapmalı?
Türban yasağı konusunda yeni bir anayasal hamle mi?.. Ya da Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonunu değiştirecek ve üyelerinin bir bölümünün Meclis tarafından seçimini öngörecek bir anayasal değişiklik mi?
Bunların zamanı değil.
Böylesi adımlar bir yandan yine Anayasa Mahkemesi’nden döner, öte yandan yeni deliller ile ek bir kapatma iddianamesine yol açabilir.
Daha da önemlisi:
AKP tarafından yapılacak böylesi hamleler, Türkiye’yi yeniden gerer, istikrarsızlığın değirmenine su taşır.
Cumhurbaşkanı Gül’ün bu köşede yayımlanan açıklamalarında yer aldığı gibi, Türkiye’nin gerginliğe, kutuplaşmaya değil, öncelikli olarak ‘özeleştiri ve empati’ye, yani herkesin yanlışları gözden geçirmeye ve kendisini karşısındakinin yerine koyarak eleştirel düşünmeye ihtiyacı vardır.
Şimdi AKP’nin ‘diyalog köprüleri’ kurması lazım.
Önyargıları kırmak ve kendisini daha iyi anlatmak için de, Türkiye’nin bazı temel sorunlarını ‘geniş bir mutabakat’la çözebilmesi için de, “Laiklik elden gidiyor mu?” sorusunda düğümlenen kaygıları dağıtmak için de bu diyalog ortamlarına AKP’nin ihtiyacı vardır.
Bu çerçevede bir başka çok önemli noktaya Şahin Alpay dünkü yazısında şöyle değinmişti:
“Ben, aynen Başbakan Erdoğan gibi, AKP’nin laikliğe aykırı herhangi bir icraatı olduğunu düşünmüyorum.
Anayasa Mahkemesi’nin temsil ettiği, yaklaşık yüz yıl önce, cumhuriyetin kurulduğu dönemde, bir tek parti yönetimi altında benimsenen otoriter laiklik anlayışının çoktan miadını doldurduğuna, artık terk edilmesi gerektiğine kesinlikle inanıyorum.
Ancak gerek Sayın Başbakan’ın, gerekse başında olduğu hükümetin ve partinin Nisan 2007’den bu yana yaşananlardan dersler çıkarması gerektiğini de düşünüyorum.
Toplumun azımsanmayacak bir kesimi, Refah Partisi geçmişinden kaynaklanan nedenlerle, AKP lider kadrosunun laikliğe bağlılığından içtenlikle kuşku duymaktadır.
Bu kesimlerin samimi kuşkularının, bir uçta bürokratik vesayetin sürmesinden yana olan CHP’den, öteki uçta demokrasinin yıkılması için çalışan Ergenekon çetesine kadar uzanan çevreler tarafından sömürüldüğü ortadadır.
Öyleyse, AKP hükümetinin öncelikli hedefi, söz konusu kuşkuları gidermek, endişeleri sömürülen yurttaşların güvenini kazanmak olmalı.
Bu bağlamda yapılacak ilk iş, Alevi yurttaşların temsilcileriyle görüşmeler yoluyla saptanacak taleplerinin karşılanmasıdır.
Sayın Başbakan, Bağdat ziyareti sırasında, “Ben ne Sünniyim, ne de Şiiyim, Müslümanım” dedi.
Başbakan bir fert olarak inançlı bir Sünni olabilir ve buna yerden göğe kadar hakkı vardır.
Ama bütün Türkiye’ye laikliğe bağlılığı konusunda güven vermek için, “Ne Sünni, ne de Alevi” olduğunu ifade etmesi de yetmez; bütün inançlara ve inançsızlara eşit mesafede durduğunu bütün davranışlarıyla göstermek durumundadır.” (Zaman, 7 Ağustos 08)
Kısacası:
‘Alevilerle barışmak...’
Ve dünkü yazımda belirttiğim gibi, devleti de demokratikleştirerek ‘Kürtlerle barışmak...’
Türkiye’yi gerçekten yumuşatmak, Türkiye’ye iç barış ve huzuru getirmek ve AB yolunda yürümek için bu yollardan geçmek zorundayız.
Peki ya bunun için Başbakan Erdoğan gerekli ‘siyasal kararlılığı’ gösterebilecek mi?
Yarın dördüncü yazı:
Ne yani Erdoğan teslim mi olsun?..

HASAN CEMAL - MİLLİYET

h.cemal@milliyet.com.tr

YORUMLAR 7 TÜMÜ
  • Mevlüt AYDIN 17 yıl önce Şikayet Et
    Önyargılı Olmayalım. Ben alevi değilim ama okul yıllarında birçok alevi arkadaşım oldu. İçlerine girildiği, diyalog kurulduğu takdirde onların ne kadar insancıl ve hoşgörülü oldukları anlaşılacaktır. İnanç farklılıkları nedeniyle onlara karşı önyargılı olmak doğru değildir. Onlar da karşı tarafa önyargılı bakmamalıdırlar. Böyle bir durum ancak düşmanlarımızı sevindirir. Ortada bir sorun varsa bi şekilde giderilmeli ve millet olarak geleceğe güvenle bakabilmemiz için elele ve gönülbirliği içinde yaşamaya devam etmeliyiz.
    Cevapla
  • Rüştü CAN 17 yıl önce Şikayet Et
    Bu ülkenin sorunu ! (3). Bunu yapabilirsek kendimizi sorguayıp yeniden evrensel ölçülerde inşa edebilirsek, çevremizde ne olup bittiğini algılayabiecek ve doğru ile yanlışaları ayır edebilecek ve bizi yönetenleri doğruyu yapmaya zorlayabileceğiz.Mevcut koşullarda ise AKP'yi bizlerin bu hedefe doğru zorlaması , takip etmesi öncelikle gerçek insan hedefine yönelik yeni gerçek bir Anayasa yapmaya zorlamamız şarttır.Evrenesel ölçülerde insan ve kurumları hedefleyen bir anayasa yapılmalıdır.Gerçek bir ANAYASA .
    Cevapla
  • Rüştü CAN 17 yıl önce Şikayet Et
    Bu ülkenin sorunu ! (2). Mevcut zihniyetin devamı için tüm kurumların içi boşaltılmıştır.Bu ülkede yargı , yasama , üniversite , eğitim dahil hiçbir kurum evrensel ölçülerde üretim yapmamaktadır.Bunun sebebi ise gerçek insan yetiştirmeme isteğidir.Çünkü gerçek insan yetişirse , zihniyeti sorgulayacak ve değişim ve gelecek isteyecektir. Bu durumda sorunlarımızı çözmek için tek çare gerçek insan yetiştirme çabasına hız vermek ,bunun içinde öncelikle her brimizin gerçekliğimizi sorgulamamız lazımdır.
    Cevapla
  • Rüştü CAN 17 yıl önce Şikayet Et
    Bu ülkenin tek sorunu!(1). Ülkemizin sayılan sorunları, kürt , müslüman , alevi vs. bunlar ayrı ayrı sorunlar değildir.Bu sorunları yaratan zihniyet sorundur. Bu sorunu çözmek lazımdır önce.Zihniyet değişikliği lazımdır. Mevcut zihniyet ne demektedir. Şunu diyor.Ben bu ülkede bir vatandaş tanımı yapıyorum.Vatandaş , benim istediğim kadar müslüman olacak , benim istediğim kadar Kürt olacak , şehirli , köylü ,okumuş vs. her şeye kalıp biçiyor ve o kalıba sığmayanlara terzinin kumaşa yaptığını yapıyor.
    Cevapla
  • tamay aytam 17 yıl önce Şikayet Et
    Aleviler ne istiyor. Peki Aleviler barışmak için ne iştiyor ve ne bekliyor. Gördüğüm kadarıyla AKP den gelecek hayra ihtiyaçları yok gibi görünüyor. Asıl ön yargıyı kendileri taşıyor. Böyle bir konuda tek ses çıkması gereksizken kendilerini bu kesimin sözcüsü olarak görenler hükümete veryansın ediyor, dialog görüşmelerine katılanları afaroz ediyorlar. Hal böyle olunca AKP nin getireceği çözümü kabullenmek zorunda kalacaklar gibi görünüyor. Katılımda bulunmaları imkansıza yakın gibi.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle