Hasan Cemal
Hasan Cemal
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Sayın Başbakan, tarihin eli omzunuzda!

GİRİŞ 17.07.2011 GÜNCELLEME 17.07.2011 YAZARLAR

Başbakan Erdoğan’ı izliyorum televizyonda. Yüz ifadesi her şeyi anlatıyor. Canı son derece sıkkın ve öfkeli.

Tersi elbette beklenemez.

Üç cümlesini not ediyorum:

“Pazarlığa oturacak değiliz!”

“Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır.”

“Bundan sonraki süreç çok farklı olacak.”

Kendi kendime soruyorum.

Nasıl farklı olacak?..

Erdoğan’ı dinledikten sonra, televizyonda bir öğretim üyesinin şu sözleri kulağıma çalınıyor:

“Devletin caydırıcılığını göstermek gerekiyor.”

Erdoğan’ın “Bundan sonraki süreç çok farklı olacak” cümlesi...

Ve ‘devletin caydırıcılığı...’

Yeni dönemin şifreleri mi?

Eğer öyleyse, Türkiye’yi çok sıcak bir yaz bekliyor demektir.

Tedirgin oluyorum.

1990’lar da böyle başlamıştı.

Devlet önce PKK’yı bitirmeye karar vermişti. Baş sorun ‘terör’dü, PKK’ydı.

1993 yılı Mart ayı.

Başbakan Demirel bir gün bana şöyle demişti:

“Terörle mücadele devam ederken başka alanlarda adım atılmaz. Halkın gözünde PKK’ya taviz olarak görülür bu... Teröristle pazarlık gibi anlaşılır. O zaman Apo çıkar der ki, ‘Düşün arkama! Bakın sonuç almaya başladık. Bastırın, daha fazlasını alırız.’ Bu nedenle önce terör bitecek.” (*)

‘Bireysel haklar olur’

1990’ların ilk yarısında Genelkurmay Başkanı olan Doğan Güreş Paşa da Demirel gibiydi. Parlamentoya girdikten sonra 1996’daki bir sohbetimizde şöyle demişti:

“Kürt başka terör başka... Kolektif haklar olmaz ama bireysel haklar olur. Kişisel özgürlükler olur. Peki ama askeri mücadele devam ederken, bunlar nasıl olacak? Bunca şehit verilirken, bunca şehit ailesinin yüreği yanarken, insan hakları ve demokrasi konusu nasıl gündeme getirilecek?” (**)

Devletin 1990’larda Kürt meselesine bakışı bundan ibaretti. Önce devlet ‘elinin ağır olduğu’nu Kürtlere gösterecek, PKK’yı tecrit ettikten sonra da işini bitirecekti dağda...

Ama bitiremedi.

Evet, devlet 1990’larda Kürtlere elinin nasıl ağır olduğunu gösterdi.

1992’nin Mart ayı.

Cudi Dağı karla kaplı.

Şırnak’a helikopterle iniyor, Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı’nın bahçesine konuyoruz. Çevrede tanklar mevzilenmiş. Karargâh pencereleri yarıya kadar kum torbalarıyla örtülü.

Bahçenin bir köşesinde Atatürk büstü, üstünde “Ne mutlu Türk’üm diyene...” Tugay karargâhının duvarında kocaman siyah bir delik. Birkaç gün önceki baskında bir PKK roketi isabet etmiş...

Şırnak’ın merkezi savaş alanı gibi, ana yol da çamur deryası... Çatışma iki gün iki gece sürmüş... Etrafta savaş manzaraları...

Elektrik direğine iliştirilmiş bir levha, Cumhuriyet Caddesi... Kurşunla delik deşik olmuş bir tabela da sallanıyor elektrik direğinde:

Şırnak İnsan Hakları Derneği...

Devlet Bakanı Necmettin Cevheri kulağıma eğiliyor:

“Devletin sabrı ve şefkati yanlış anlaşılmıştır.”

Olağanüstü Hal Valisi Ünal Erkan’ı dinliyorum:

“Devlet bunlara karşı çok pasif bir tavır sergiledi. Devlet çekilmişti. Oysa devletin otoritesini göstermesi gerekiyordu. Terörü ezmeden başka bir şey yapılamaz. Apo bunlara yürüyün demiş, bir şey olmaz korkmayın demiş. Ama şimdi devlet bir şeylerin olabileceğini göstermiş durumda... Mesele budur.”(***)

Evet, 1992’de mesele buydu.

Devlet ‘otoritesi’ni göstermeye başlamıştı, ‘PKK sorunu’nun kökünü kazımak için...

Hukuk hiçe sayıldı bunun için.

Susurluk böyle doğdu.

Ergenekon’un tohumları atıldı.

Faili meçhul cinayetler işlendi.

Kürt köyleri zorla boşaltıldı, yakıldı. Yüz binlerce Kürt kendi yurdunda sürgünü yaşadı.

Dağlar hallaç pamuğu gibi atıldı.

Kan gölü büyüdükçe büyüdü. Cami avluları, taziye çadırları doldu taştı.

Vurdukça PKK güçlendi

Sonuç?..

Devlet ‘caydırıcı’ olabildi mi?

PKK’yı bitirebildi mi?

Tek kelimeyle hayır.

Tam tersine... Devlet 1990’larda vurdukça, PKK da Kürtlerin içinde her geçen yıl güçlendi, gitgide kök saldı.

Böylece, Kürt sorunuyla PKK sorunu iç içe geçti. 1990’ların ilk yarısında ben dâhil şunu savunanlar vardı:

PKK ile mücadele edilsin ama aynı zamanda insan haklarının gereği yapılsın; böylece PKK tecrit edilir, hedef küçülür.

Devlet tam tersini yaptı.

Ama PKK bitmedi, tersine Kürt sorunuyla iç içe geçti.

Böylece devlet de, asker de, 2000’li yıllarda artık PKK’yı askeri yoldan bitiremeyeceğini anladı.

Hiç kuşkusuz PKK da silah ve şiddetle daha fazla gidemeyeceğini, yolun sonuna geldiğini gördü.

2000’lerin Erdoğan ve Ak Parti’siyle birlikte devlet de makas değiştirmeye başladı.

Kürt sorunu açısından -AB’ye uyumun da ürünü olan- demokratikleşme adımları... İmralı’yla diyalog... Demokratik açılım... Dağda ateşkes, eylemsizlik...

Bu bir ‘barış süreci’ydi, 2000’lerin ikinci yarısında. Ama tabii barışa ilişkin bu olumlu gelişmelerden hiç kuşkusuz rahatsız olanlar vardı.

Devlette de, askerin içinde de, siyaset kurumunda da, PKK’nın içinde de, silah ve şiddeti dağda bir hayat tarzı haline getirmiş olanlarda da rahatsızlık vardı.

Kimine göre, ‘fazla demokrasi’yle Türkiye bölünürdü. Kimine göre, PKK’ya karşı sopa elden bırakılamazdı. Kimine göre, Tayyip Erdoğan samimi değildi. Kimine göre, TC devleti sadece ‘kuvvet’ten anlardı.

Erdoğan önce direndi.

‘Demokratik açılım’ı derinleştirmeye çalıştı. Ama özellikle 2009 yılı Ekim ayında Habur’la hayal kırıklığına uğradığına dair sinyaller vermeye başladı, Tayyip Erdoğan...

Bu arada iki taraf arasında güven bunalımı gitgide büyüdü. İki tarafın da yanlışları oldu bu süreçte...

Sonuçta, bir şeyler koptu.

Ve Erdoğan 12 Haziran seçim dönemine adım atarken Kürt sorununda yeni bir ‘makas değişikliği’ yapıyor ve 1990’larda devletin yapmadığını bu kez yapacağını belli ediyordu.

Bir başka deyişle:

PKK’ya karşı elde sopa gidilecek, ama Kürt sorununda demokrasinin gereği yapılacaktı.

Soru:

1990’larda PKK’yı askeri yoldan bitiremeyen devlet, 2000’lerde nasıl bitirecek?

Soru:

1990’larda uygulansa sonuç verebilecek bir devlet politikasının, şehirlerde ve Kürtlerin içinde kök salmış bir PKK gerçeği karşısında ne kadar başarı şansı olabilir?

Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz

Hasan Cemal - Milliyet

YORUMLAR 4
  • Cafer UÇA 14 yıl önce Şikayet Et
    BU GÜNCEL OLAYLAR GÖZ BOYMA DIR. GERÇELERSE: TSK – Chp – Mhp ÜÇGENİ. PİYONLARI da Demirel ve Yılmaz ile taşaron pkk ve benzerleridir.-1. Kemalizm: Komünizme geçiş sürecini zamana yayıp laiklik bahaneleri ile Hıristiyanlarda olduğu gibi dinde reform yaparak Müslümanlığı yok etmeyi amaçlar. İnönü nün Ulusalcık sistemi, radikal kararlarla dini kısıtlama ve yasaklarla Müslümanlığı bitirmektir. Hedefe varış ve milliyetçilik yorumları farklı olmakla beraber. TSK komuta kademeleri, Chp, Dsp ve Mhp nin gerçek niyetleri aynıdır. 27 Mayıs darbesinin İnönü faktörü ile Ulusalcılar, buna karşı 12 Eylül darbesinin de Mhp sayesinde Kemalistlerin kazanmasıdır. Ama arkasında askeri ve siyasi müttefikimiz ABD vardır. ABD menşeli Çekiç güçün dağlarda silah ve mühimmat yardımı ile pkk yi besleyip büyütürken. 36 ncı paraleli yasak bölge adı altında uçaklarımıza kapatmasına, hiçbir kurum ve kuruluşumuz ile siyasi partilerimiz (birkaç göstermelik dışında) karşı duruş gösteremedi, göstermeleri de mümkün değildi. Çünkü ABD velinimetleri idi 28 Şubat sürecinde TSK nin arkasında yine ABD ve İsrail vardı ve kendi çıkarlarını koruyabilmek için.
    Cevapla
  • Cafer UÇA 14 yıl önce Şikayet Et
    BU GÜNCEL OLAYLAR GÖZ BOYMA DIR. GERÇELERSE: TSK – Chp – Mhp ÜÇGENİ. PİYONLARI da Demirel ve Yılmaz ile taşaron pkk ve benzerleridir.-2. 28 Şubat karalarının rahatça uygulanmasını istiyorlardı. Bundan dolayı apo yu Şubat 1999 da paketleyip bize verdiler. Siyasi gündemin değişip milliyetçiliğe dönüşmesinde sebep olduğunda kim ne yaptı. TSK nin kayıtsız şartsız destekçisi yani siyasi ayağı Mhp yönetimi, apo nun asılamayacağını bildiği halde asacağız nutukları ile seçim sonunda. Tarihinin en çok oyunu alarak meclise girdi. Anap ve sözde bir birlerine ağır kelimelerle tahrik yapan ve düşman gibi gözüken Dsp ile sanki demokratik tavır gösterisi ile koalisyon hükümeti kuruldu (Bunu son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yaptı, arkasında AK Partinin katılma davasına tuzak oldu). 28 Şubat kararlarının gereğini çok rahat yerine getirildi ve aponun da asılmaması da sağlandı. Bazılarınızın bencillikleri bankaları hortumlattı ekonomik kriz oluşmuştu. Mhp tek başına iktidar olurum hayali ile erken seçim kararı aldı. Bu sefer milliyetçilik sökmedi meclis dışı kaldı. Mhp hükümet olunca (zaten bir kurgu olan). Muhafazakar lığını unutmuştu.
    Cevapla
  • Cafer UÇA 14 yıl önce Şikayet Et
    BU GÜNCEL OLAYLAR GÖZ BOYMA DIR. GERÇELERSE: TSK – Chp – Mhp ÜÇGENİ. PİYONLARI da Demirel ve Yılmaz ile taşaron pkk ve benzerleridir.-3. TSK komutanları da halkı kendi ideolojik ve yaşam tarzlarını kabul ettirebilmek ve kontrol altında tutabilmek için. ABD nin buyruğuna girmekte sakınca görmediler. Sonuçta ABD nin istediğini yapan karşı durma kabiliyeti elinden alınmış ülke olduk. Halka karşı bir rejimi korumanın bedelini çok ağır ödedik ve de ödüyoruz. 960 sonrasında başlatılan terör olayları çeşitli isimler adı altında günümüze kadar geldi. Çünkü halkı hükümetlerden bıktırıp tıpkı 12 Eylülde olduğu gibi kurtar bizi ordu dedirtmektir. Rahmetli Yazıcıoğlu nun son zamanlarda geçmişe yönelik açıklamalar da bulunması ortaya çıkınca. Mhp nin TSK - ABD ve İsrail ilişkilerini. 12 Eylül ve 28 Şubat ın perde arkasının deşifre olması ihtimali ortaya çıktı. Muhsin Yazıcıoğlu da ilgili taraflarca katledildiğidir. Olayların bu noktaya gelmesinin esas suçluluları, çatışmalardan beslenen halkı 12 Eylül öncesi şartlarına getirerek, yeniden 28 Şubat sürecine dönmek isteyenlerdir. BİZ BİZEYİZ BUNUN TARAFLARI DA BELLİ DEĞİLMİ?
    Cevapla
  • TiGeRiTo 14 yıl önce Şikayet Et
    Zor bir ayrım.... BDP ile Ak Parti bi araya gelmeye çalıştı mı, hemen şehit haberi geliyor. Hem de askeri ihmallerle. Bu düşündürücü, akla ilk gelen ergenekon vari tsk içindeki yapının tuzağı. Akla gelmeyen, BDP nin bu tür olayları kınamaması. Netice; herkes bir tarafd AK PARTİ bir tarafda, terör ve kürt sorunu başbakanımızın kucağında. Bu pencereden bakıldığında yapılack şey belli; TSK nın arındırılmasına devam, kürt açılımına devam. Üstelik bdp yi fazla kaale almadan. Çünkü öyle istedikleri anlaşılıyor. Aksi halde bir kz olsun derlerde; "..biz de barıştan yanayız açılımdan yanayız bu çatışmalar can sıkıcı". Ama öyle değil, kürt açılımı bdp nin hiç istemeyeceği şey, varlık sebebini ortadan kaldırır. Yanılıyorsam, gelsinler Başbakanın dolduramadığı açılımı doldursunlar, kürtleri çok seviyorlar ya!
    Cevapla