Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Çok sesli bir ölüm

GİRİŞ 26.07.2022 GÜNCELLEME 26.07.2022 YAZARLAR

Zaman kelebeği değip de geçer

Bir nefeslik vaktin can yaprağına

Büyük rüyalarla geçmişse ömür

Hiç yanmam ölümün her çeşidine. Mehmet Akif İnan. Zaman şiirinden…

“Rüyadayız, öldükten sonra uyanacağız” ilkesine inananlardandı Rasim ağabey ve yol arkadaşları. İnandıklarına inanarak yaşadılar eğilmeden, bükülmeden ve beklentiye girmeden.

Bu sebeple dünyaya tamah etmeyip; korku, endişe, kaygı duymadan sadece yollarına baktılar ve yürüdüler. Arkalarında nice güzel insanlar bıraktılar.

Mavera kurucu ve yazanlarının en büyük özlemlerinden birisi de milletimizi kendisine yabancılaştıran dil ve edebiyat çevrelerine karşı, yerli ve milli edebiyatımızı sürüklendiği mahzenlerden gün yüzüne çıkarmaktı. Onu başardılar.

Toplumsal çürümenin ve madde uğruna maneviyatlarını öldürenlerin, iki dünya arasında birini önceleyip, diğerine karşı duranların; gözlerine, kulaklarına, zihinlerine, düşünce ve tefekkür dünyalarına; doğruyu, iyiyi, güzeli aktardılar.

“Çok Sesli Bir Ölüm”, Rasim ağabeyin yazdığı ilk öykü kitaplarından birisiydi. Rahmetli Yücel Çakmaklı, Tuncay Öztürk, Ahmet Beyazıt gibi nice “Yedi Güzel İnsanın” yol arkadaşları tarafından TRT’de televizyon filmi olarak çekilmişti.

O yıllarda TRT yönetici ve çalışanlarının önemli kısmı, zihniyet itibariyle böyle yerli hikâyeci ve yönetmenlere yabancıydı.

TRT sanki devletin ve milletin televizyonu değil de ağırlıklı olarak Rusya veya ABD’nin sesi gibiydi ve böyle hikâyeler film olarak nasıl çekilebilirdi.

Sanki bu topraklara ait hikâyeler, öyküler; dünyanın bilinmeyen, görülmeyen, tanınmayan, hayali bir ucundan yazılıyormuş gibi bakılmaktaydı.

Oysa hikâye öyle yerli ve hakikatti ki, bu toprağın, bu milletin duyulmayan ama duyulması gereken sesiydi. Edebiyatımızın üzerine serpilen ölü toprağı kımıldatılmıştı.

Neyse esas söyleyeceklerim şuydu:

“İnsanın kadrini insan bilir” denilir. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Rasim ağabeyin cenazesine katılması ve naaşını taşıması bir kadir bilirlikti.

İnsanın kadrini bilmek için insanın niye yaratıldığını ve iki dünyasının olduğunu unutmadan ona göre davranmak, insanca bir vazife değil midir?

Bu soru yıllarca cevap bekledi. Nihayet Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın yönetime gelmesiyle senelerce ihmal edilmiş yerli ve milli edebiyatımız, merdiven altından çıkarak, hakiki yerini almaya başladı.

Tabi bu yıllara o gün ekilen tohumların yeşermesiyle gelindi. Nuri Pakdil’in ifadesiyle; “Sağ’da-Sol’da değil, İslam’da olmaya” özen göstermek gerekti.

Bir milleti diğer milletlerden farklı kılan, o halkın kendisine mahsus dili, edebiyatı, örf, adet, gelenek ve inanç kaynaklarıdır.

İşte Rasim ağabey ömrü boyunca, insanın manevi yönüyle, maddi yönünün dengede tutulması gerektiği üzerinde durdu.

Mana olmadan madde, madde olmadan da mananın neşvünema bulmasının mümkün olmayacağını anlattı ve yazdı.

Ezcümle:

Rasim ağabey ve nesli, ülkemizin karanlık, baskıcı ve yasakçı dönemlerinde milletimizin inancının bekçi ve savunucuları oldular. Hepsinin ruhu şerifleri için el-Fatiha.

YENİ AKİT

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL