Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Ruhu ve aklı dışlamak

GİRİŞ 02.11.2022 GÜNCELLEME 02.11.2022 YAZARLAR

İnsan olarak hepimize düşen görev; Allah’ın kuluna -kul olduğunu kabul etmeyenler hariç- bahşettiği ruhu ve aklı perdeleyecek, kirletecek, yanlış senaryolar üretecek ortamı gördüğünde, tedbirini almak ve elinden-dilinden geliyorsa düzeltmeye çalışmaktır.

Akıl ile ahlak arasında mantık köprüsü kurabilenler, bahtiyar insanlardır ve çevrelerindeki kirliliklerden uzaklaşarak, daha temiz alanları, sahaları ve insanları seçip, onlarla hemhal olurlar.

Gören, belleyen ve kıyas yapabilen ruh ve akıl sahipleri; kötülüklerle içli dışlı olmuş, bu hallerden vazgeçmemiş, fikri ve siyasi kazancı ile çevresini buradan temin etmiş ve eden kimseleri bilmek ve tanımakla yükümlüdürler.

Hayatının bütününü çıkara yönelik işlerde geçirerek; aklını, ruhunu, vicdanını tahrip ve yok edercesine kullananlarda; “merhamet, ahlak, erdem ve benzeri tüm insani melekeler” stoplar ve kişiyi terk eder.

Böylelerinin verdiği zararın bedelini sadece kendileri değil, bütün toplum öder. Ekonomik, sosyal ve siyasi tarihimizde öyle büyük hadiseler yaşanmıştır ki, bedelini devletimizle milletimiz ödemiştir.

Mesele; aklımızı ve ruhumuzu dışlamadan, nefsimizin esaretine girmeden, geçmişten ders çıkararak, toplumumuzun tekrar aynı hatalara düşmemesi ve perişan olmaması için sözümüzü, işimizi, tavrımızı, akıl ve ruh bütünlüğü içerisinde belirlemektir.

Ahlak ve akıl sahibi bir insanın kendisini tanımlayan, tanıtan, kamuoyu önünde kimlik ve kişiliğini ortaya koyan hali, kişilerin söz ve davranışlarıdır.

“Hz. Ali Efendimiz; “İnsan dilinin altında gizlidir” buyurur. Konuştukları ve yaptıkları, ne olduğu, neci olduğu ve neye nasıl inandığını diliyle belgeler. 

Böylelerini dinleyenler de bu belgeye göre; şahsa bir kimlik vererek; akıl ve ruh birliği çerçevesinde kişinin kimliğini tescilleyip, hafızasına kaydederler.

Ataerkil ailelerde yaşamış kimseler, hayatı ve hayata dair değer yargılarını büyüklerinden öğrenirler. Onların sözleri, yaşanmış hayattan çıkarılan derslerdir.

İrfan sahibi büyükler, yakınlarını ve çevrelerindekileri şöyle uyarırlar:

-“Dünya, daima sınavda olduğunuz koca bir sınıf gibidir. Bu imtihanı verebilmek için derslerinizin bütününe ahlaklı başlamanız ve aklınızı, vicdanınızı bu çerçevede kullanmanız gerekir”.

Bir de başka uyarıda bulunur ve derler ki:

-“Yalnız sınavınızın süresi bir hayli uzun olabilir. İstediğiniz hayırlı neticeyi alabilmek için imtihan bitinceye kadar kimlerle birlikte olacağınıza, kimlerle ortaklık edeceğinize, kimlerle neyi nasıl paylaşacağınıza, kimlerle oturup kalkacağınıza dikkat etmelisiniz”.

Genelde de şu ikazla son bulur söylenecekler:

-“Çevreniz sizin Müslüman bir insan olduğunuzu biliyorsa; hem kendiniz hem inancınız hem de insanları aldatmamanız için Müslümanca yaşamak ve davranmak zorundasınız. Esas imtihan, ancak bu halin neticesinde kazanılabilir”.

Ezcümle:

Böylesine güzide ikazlardan sonra insanın aklına şu geliyor.

“Mü’minler kardeştir” ayetine kafa tutarak, din düşmanlarıyla bir olup, kardeşlerine husumet beslemek nasıl bir Müslümanlıktır acaba?

YENİ BİRLİK

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL