Aklıselim Sahipleri İçin Depreme Dair -2-
İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamızdan devam…
“Bu tür musibetleri Allah’ı, Yaratıcı Kudret’i yok sayarak değerlendirmek. Allah’ın yardımı olmadan yeni bir düzen inşa edemeyiz.
Bu coğrafyalara gönderilmiş onca peygamber bize sahih ve muteber bir hayatın imkân ve sınırlarını anlatmaktan vazgeçmediler.
Bugün artık, Allah ile ve onun yarattıkları ile barışık bir dünya üretmenin yükümlülüklerini yerine getirme vaktidir.
Bilim ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanoğlu bu tür musibetlere karşı ne denli titiz tedbirler alırsa alsın, Yüce Allah’ın gücü ve kudretine iltica etmesi kaçınılmazdır.
•
Her şeyden önce hayatın dünyadan ibaret olduğuna inanan, varlığı maddeye, insanı bedene indirgeyen, varlığın manevi boyutlarını ihmal eden, parçalı bir âlem ve eksik bir bilim tasavvuru ile hareket eden kimselerin, bu tür afetleri anlaması ve anlamlandırması zordur.
Bilim, Rabbimizin kâinata yerleştirdiği ayetlerin tefsiri; akıl ve düşünce de onun insana en büyük ihsanıdır.
Bilim bize depremi izah eder, statik nedir öğretir, kıyı kenar çizgisi nerede başlar nerede biter gösterir, fay hatları nerededir bildirir, depreme dayanıklı binaları nasıl inşa etmemiz gerektiğini açıklar fakat bütün önlemleri aldığımız hâlde başımıza gelen musibetleri anlamlandıramaz.
Hikmetini izah edemez. Bundan ne tür dersler çıkarmamız gerektiğini bilemez. Manevi, metafizik boyutunu göremez. Anlamlandırmayı din yapar.
Fakat eksik bir ilim ve eksik bir âlem tasavvuruna sahip, sünnetullahı bilmeyen, hududullahtan bihaber sözde din bilgini de bunu doğru anlamlandıramaz.
O nedenle bu tür hâdiseler karşısında, ileride aklımızı mahcup edecek açıklamalar yapmaktan kaçınmak gerekir.
Bu konuda düşülen bir hata da bu tür musibetleri değerlendirirken, Allah’ın kâinata koyduğu kanunları (sünnetullah), toplumlara yerleştirdiği yasaları (hududullah) yok saymaktır.
Bırakın tedbir almayı, mimari ve statiğin, jeoloji ve coğrafyanın, daha da önemlisi kayaçlardan müteşekkil yerkabuğunun tabiî ve fıtri kurallarına muhalif davranışlarda bulunmak, en başta Allah’ın kanunlarına karşı çıkmaktır.
Bu konudaki sünnetullahı ihmal ettiğimizde yahut hududullahı ihlal ettiğimizde, sünnetullah da hududullah da kendisini hatırlatır.
•
Unutmamak gerekir ki, elinde olmayan bir musibet nedeniyle malını-mülkünü kaybeden, hatta vücudunu mucidine feda eden için karşılığında ebedî ahiret yurdu vardır.
Depremde hayatını kaybedenler, şehitlerle haşrolmak üzere en yüce mertebeye ulaştırılmışlardır. Kaybedilen mal-mülk ise sadaka hükmüyle ibka edilmiştir.
Dolayısıyla dünyadaki mikyaslarımızla, ölçülerimizle genellemeci değerlendirmeye gitmemiz asla doğru olmaz.
Son olarak şunu ifade etmek isterim ki, Kur’an’a göre ölüm bir yok oluş değildir. Bilakis fani olandan baki olana açılan bir kapıdır. Geldiğimiz yere geri dönüştür.
Ahiret, dünyada yaptıklarımızın karşılığını eksiksiz alacağımız adalet yurdudur. O gün herkes yaptığının karşılığını bulacak ve hiçbir haksızlık da olmayacaktır.”
YENİ AKİT