Siyasetin onursuzluk krizi
Millet iradesine dayanmayan iktidarlar; zorbalıkla, hileyle, olur olmaz sözde ittifaklarla, iktidar olma hırsı, öfkesi, kini altında kendilerini güçlü zannederler.
Çünkü gözleri iyiyi, güzeli görmez. Kulakları iyiyi, güzeli, doğruyu duymaz. Akılları, mantıkları, düşünceleri, fikirleri, sadece kendilerinin haklı olduğunu ama bunun bir türlü anlaşılamadığını, anlaşılamadığı için de türlü yollara başvurmaları gerektiğine inanırlar.
Her insandan siyasetçi olmaz. Siyasetin hakikatinde ahlaksızlık ve onursuzluk asla yoktur. Siyaset, bir erdem ve ahlak müessesesidir.
Siyasetin bu temeline sahip çıkan siyasetçiler, milletimizin nezdinde her zaman itibar görmüşlerdir ve halen de görmektedirler.
Siyasi tarihimizde rahmetle yâd edilen siyasetçiler olduğu gibi bugün de milli iradenin hizmetkârı olan siyasetçiler, siyasetin erdem ve ahlak kısmını muhafaza etmektedirler.
Öte yandan, siyasi tarihimiz boyunca istenmediği yerde duran siyasetçilere (itibar kaybına uğramışlara) çok rastlanmıştır.
Günümüzde de çeşitli örneklerini görmekteyiz. Böylelerinin kendilerine sorabileceği en güzel soru; “Değer mi” sorusudur.
Bu soruya cevap çok geç verilir ama iş işten geçmiş olur. Yazık! Çok yazık!
Eskilerin bu kişileri tarifi şöyledir:
-“Adam sandıklarımız, meğer sureta insanmış. İnandığımız ve güvendiğimiz dönemlere oldu, aldandık, tüh bize”! Geçelim.
•
Ahiret gününe hakiki manada inanan kimseler, hayatlarını rastgele ve günün getirisine göre yaşamazlar. Bu durum, siyasetten bütün sahalara kadar zorunlu insanlık görevidir.
İnanan insanlar, dünya ve ahiret dengesini gözeterek ve tartarak yaşarlar. Bunun için de değer yargıları vardır. Bir İslâm âlimimiz şöyle buyurur:
“Değerler hiyerarşisini kaybetmek, değerlerin kendisini kaybetmek kadar büyük yanlışları beraberinde getirmiştir.
Bundan daha vahimi, değerlerin yer değiştirmesidir. İyinin kötü, kötünün iyi addedilmesi; çirkin ile güzelin, fayda ile zararın, hak ile batılın birbirinin yerine geçmesidir.
İslam ahlâkını tamamlamak üzere gönderilen bir Peygamber’in ümmeti de bugün, maalesef bu ahlâk ve anlam krizinden nasibini almıştır.
Siyasetin, hukukun, bilimin ve sanatın dinden kopması, ahlâkın dinden ayrılması kadar dine zarar vermemiştir. Zira ahlâkın dinden ayrılması, dinin kendisinin ayrılması manasına gelmektedir”.
•
Ülkemizin yıllardır siyasette aradığını bulamamasının sebebi, siyasetin milletten ve devletten uzak kalarak daha çok kişisel çıkarlara yönelik olmasıydı.
Koalisyon hükümetlerinin tarihi bu tür menfaatlerle doludur. Türkiye koalisyonlardan kurtulduktan sonra kendisine gelmiş, milletimiz devletiyle buluşmuştur ve 21 yıldır, nihayet devlet gibi devlet olabilmişizdir.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın 2002 yılından bu yana, şimdi de Cumhur İttifakıyla birlikte hareket ettiği önceliklerin başında, milletimizin istediği gibi devlet modelini içeride ve dışarıda inşa etmektir.
Ezcümle:
Siyasetin birinci şartı, siyasetçinin ruh cephesinde nasıl bir kimliğe sahip olduğudur. Bu kimlik ve kişilik, siyasetçinin millet nezdindeki fotoğrafıdır.
İnsanlar siyasetçilerin sözlerinden çok bu fotoğrafa bakarlar vesselam.
Yeni Akit