YÖK sistemi neden tartışılıyor?
GİRİŞ 18.08.2008
GÜNCELLEME 18.08.2008
YAZARLAR
Geçmişte olduğu gibi bu dönemde de üniversitenin listesi, YÖK’ün listesi ve Cumhurbaşkanının atadığı adaylar arasında önemli farklar oluştu. Sonuçlardan memnun olmayan bazı rektör adayları ve öğretim üyeleri duruma itiraz ettiler. Rektörlük ataması tartışmaları ülke gündeminden bir türlü inmeyen üniversite ve seçim meselesini yeniden gündeme taşıdı.
Rektörlerin seçimle işbaşına gelmesi 1992 yılında DYP-SHP Hükümeti zamanında yapılan değişiklikle oldu. Süleyman Demirel başbakan, İhsan Doğramacı YÖK Başkanıydı. Üniversite rektörlerinin seçimle atanmasına karşı çıkan İhsan Doğramacı istifa etti ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal Mehmet Sağlam’ı yeni YÖK Başkanı olarak atadı.
Rektörlerin seçimle işbaşına gelmesinin üzerinde tam on altı yıl geçti. Bu geçen süreçte Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Mehmet Sağlam Milli Eğitim Bakanı oldular. Mehmet Sağlam’ın yerine YÖK Başkanlığına Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Kemal Gürüz yeni başkan olarak atandı ve Gürüz iki dönem YÖK Başkanlığı yaptı. Kemal Gürüz’ün görev süresinin dolmasıyla beraber Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Erdoğan Teziç’i yeni YÖK Başkanı olarak atadı.
YÖK’te yaşanan bu değişim içerisinde aslında ülke de büyük değişimler oldu ve ülke olağanüstü dönemlerden geçti. Özellikle Kemal Gürüz’ün Başkanlığı dönemi kurum tarihinde hiç olmadığı kadar tartışıldı.
Sistem Nasıl İşliyor?
Biz yeniden rektörlük seçimi meselesine döndüğümüzde, 1992 yılında yapılan düzenlemeye, aslında tam bir seçim denemezdi. Pratikte sistem şöyle işliyordu. Üniversitelerde yardımcı doçent, doçent ve profesörlerin oylarıyla seçilen altı rektör adayı YÖK’e bildiriliyor, YÖK bu altı adayı yaptığı değerlendirmeler neticesinde üçe indiriyor ve Cumhurbaşkanına bildiriyordu. Cumhurbaşkanı ise bu üç adaydan birini rektör olarak atıyordu. Adına seçim denilen bu uygulama aslında seçimden daha çok atamayı andırıyordu. Gerçekte uygulanan sisteme ne tam bir atama; ne de tam bir seçim denilemezdi.
Seçim düzenlemesi getirilmeden önce Yüksek Öğretim Kurulu belirlediği adayları Cumhurbaşkanı’na bildiriyor ve Cumhurbaşkanı uygun bulduğu kişiyi rektör olarak atıyordu. Bu yöntemde üniversitenin herhangi bir iradesi yoktu. Tüm irade ve tasarruf Ankara’da toplanmıştı. Seçim sandığının üniversitenin girmesiyle beraber daha önce öngörülmeyen problemler çıktı ve üniversite kamplara bölündü. Bu kaplaşma ideolojik, fikri ya da ilkesel olmaktan ziyade maalesef daha çok kişiseldi.
Neden Tartışılıyor?
Rektör atamaları hep tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor. Demirel, Sezer, Gül Cumhurbaşkanı oldular tartışıldı. Sağlam, Gürüz, Teziç ve Özcan YÖK Başkanı oldular tartışıldı. Tartışma hep devam etti ancak ilginç biçimde tartışmanın tarafları ve dozajı kişilere göre sürekli değişti. Dün Sezer’i eleştirenler bugün Gül’ü eleştirmezken, o zaman Sezer’i eleştirmeyenler bugün Gül’ü şiddetle eleştirmeye başladılar. Erdoğan Teziç’in tasarruflarını beğenenler aynı iradeyi Yusuf Ziya Özcan gösterdiğinde şiddetle muhalefet ettiler.
Rektörlerin seçimle işbaşına gelmesi düzenlemesi uygulamada kaosa varan sorunlara yol açtı. Geçen süreç içerisinde üniversiteler adı konulmamış kliklere bölündü. Seçim dönemlerinde rektör adaylarının kampanyalar yapıp öğretim üyelerini kendi taraflarına çekmek istemesi normal bir olay haline gelirken özellikle küçük yerlerde dış baskılar ve müdahaleler üniversiteleri iyice yerelleştirdi. Kadrolaşmalar had safhaya ulaştı. Üniversite bilimsel ve akademik faaliyetten uzaklaştı.
Adının gereği üniversal olması gereken üniversiteler kendi iç sorunlarıyla boğuşmaya başladı ve bir cadı kazanına dönüştü. Burada yeri gelmişken hemen söyleyelim ki bütün bu olanlarda güç avcısı, ihtiraslı, ilkesiz öğretim üyelerinin de büyük katkısı oldu.
Öğretim üyeleri ve rektör adayları idari tasarruf kendilerinden yana kullanıldığında seslerini çıkarmazken bu tasarruf lehlerinde olmadığı takdirde hiçbir meseleye göstermedikleri kadar bir tepki gösterdiler. Rektörlük makamını bir güç ve iktidar alanı olarak gören zihniyet bu gücü kaybettiğinde maraza çıkardı. Öğretim üyeleri, ülkenin ve üniversitenin hayati meseleleri karşısında göstermedikleri kadar sert tavrı rektörlük seçiminde kendi adayları atanmadığı zaman gösterdiler.
Gazi Üniversitesi Örneği
YÖK tarihinin en çarpıcı rektörlük seçimlerinden biri Gazi Üniversitesi’nde yaşandı. Aslında bu tekil olay bile meseleyi bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bundan dört yıl önce 2004 yılında yapılan seçimlerde Prof. Dr. Rıza Ayhan 1064, Prof. Dr. Kadri Yamaç 366 oy almış ve Cumhurbaşkanı Sezer, Kadri Yamaç’ı rektör olarak atamıştı.
Geçen Haziran ayında yapılan seçimlerde ise bu defa mevcut rektör Prof. Dr. Kadri Yamaç 732 oy alırken Prof. Dr. Rıza Ayhan 384 oy aldı. Cumhurbaşkanı Gül, Prof. Dr. Rıza Ayhan’ı rektör olarak atadı ve kıyamet koptu. Sadece bir oy alan ki o bir oyda kendisinin oyu- adayı listesinde birinci sıraya yerleştiren YÖK’e sesini çıkarmayan irade bu tasarruf karşısında kıyamet kopardı.
Akdeniz Üniversitesi eski Rektörü Mustafa Akaydın'ın ikinci kez rektör atanmaması karşısında kendisinin “laikliğe ve cumhuriyet kazanımlarına sahip çıktığını, Akdeniz Üniversitesi'nin ise cumhuriyetin kalesi olduğunu” belirtmesi meselenin başka bir boyutunu ortaya koyuyordu. Hemen belirtelim ki Akaydın’ın yerine atanan kişi ise eski TSK mensubu idi.
Bu çifte standart ve iktidarı kaybettiğinde kopartılan fırtına neden? Eğer bir yanlışa karşı çıkılacaksa baştan karşı çıkmak gerekmiyor mu? Geçen günlerde rektörlük seçimleri ve üniversite meselesiyle ilgili hem Taha Akyol hem de Mümtazer Türköne tarafından gerçekten ufuk açıcı yazılar yayınlandı. Akyol’un da dediği gibi “
yanlış olan sistemdir. Rektörleri öğretim üyelerinin seçmesi de yanlıştır, YÖK’ün eleme yapması da yanlıştır, atamayı Cumhurbaşkanı’nın yapması da yanlıştır. Bu üç katlı yanlış, kadrolaşmaları ve politizasyonu da teşvik ediyor.” Yapısal birçok sorunla boğuşan üniversitelerin rektörlük seçimiyle gündeme gelmesi buzdağının sadece görünen kısmıdır.
Bugün artık bu sistem iflas etmiştir. Rektör atama tartışmaları vesile edilerek Türkiye’nin üniversite düzeni yeniden tartışılmaya açılmalı ve çağdaş normlara uygun olarak yeniden yapılandırmalıdır.
Mevcut sistemde bir süre sonra rektörlük tartışmaları bitse de üniversitenin meseleleri artarak devam edecektir.
HÜSEYİN YAYMAN - HABER 7
YORUMLAR 9
TÜMÜ
-
Abdullah Musaoğlu 17 yıl önce Şikayet EtKavganın Sebebi. Mustafa rektörlükteki kavganın sebebi öğretim elemanı alımıdır. Bu rektörlere büyük bir güç kazandırıyor ve kendi yandaşlarını üniversiteye alma imkânına sahip oluyorlar. Eğer üniversiteye eleman alımı merkezi sistemle olursa rektörlüğün en büyük kozuna elkonulmuş olacak. Ondan sonra rektörlüğün hiç bir cazibesi kalmıyor. Aynı milli eğitim müdürleri seviyesine inerler. Bu durumda nasıl gelirlerse gelsinler önemi yok. Benim tek isteğim adalet, vasıflı olan her T.C. vatandaşı üniversiteye girebilmeli.Beğen
-
mustafa kara 17 yıl önce Şikayet Et. rektörler atamayla gelsin demişsin de akp iktidardan gidince görürüm seni.Beğen
-
Abdullah Musaoğlu 17 yıl önce Şikayet EtYök sistemi değişmeli. 1Rektörler seçimle değil atama ile gelmeli. 2Öğretim elemanı alımı tamamen merkezi sistemle yapılmalı böylece torpilin önüne geçilebilir. 3Master alımlarında diploma notu katkısı çok yüksek. 4Öğrencilere tanınan devamsızlık hakkı kısıtlanmalı, tatil süresi azaltılmalı. 5Üniversiteler için denetlenen kitaplar hazırlanmalı. 6Her yılın sonunda SBS tarzında merkezi sınavlar yapılmalı ve işe alımlar bu sınavlara göre yapılmalı. 7Öğretim elemanlarına yönelik hizmet içi kurslar açılmalıBeğen
-
mustafa kara 17 yıl önce Şikayet Etseçim. seçimle yüksek oy alanlar atanmalı ben bunu bekliyorum çünkü başbakan bundan şikayetçiydi ama kendi adamları atanınca şikayet bitti.demokrasi anlayışı buysa vay ülkemin halineBeğen
-
fedai said 17 yıl önce Şikayet Et. sayın başbakanhani yök ün yapısı değiştirilcekti.bakıyorumda kendi adamlarınız başa geçince sandığa saygı ve demokrasi unutuldu demissin. binaenaleyh yapisi degisti iste, kemiklesmis kafalar ayiklandi ve at gozlukluler bertaraf edildi. daha nasil bir degisim bekliyorsun.Beğen