Türkiye reformunu arıyor
Reform meselesi ülke gündeminin değişmez ve bir türlü tamamlanamayan projelerden biri.
Türkiye son iki yüz yıldır reform gündemiyle yatıp kalkıyor. İktidarlar, liderler değişse de reform gündemi değişmiyor. Parti programlarında en uzun anlatılan konuların başında yeniden yapılandırma yani reform meselesi geliyor.
Merkezi idare, yerel yönetimler, anayasa, güvenlik, sosyal politika, ekonomi, eğitim, asker-siyaset ilişkisi yeniden yapılandırılacak konuların sadece bazıları. Partiler ülkenin reform ihtiyacıyla ilgili görüşlerini ayrıntılı bir biçimde belirtikten sonra iktidara geldiklerinde nasıl bir reform takvimi uygulayacaklarını anlatıyorlar.
Reform sözcüğü bugün 1908 Hürriyet’in İlanı kadar heyecan uyandırıyor. Reform meselesi bütün zamanlarda müşterisi en bol vaatlerden birisi. Ancak siyasetçilerin reform algısı muhalefette farklı, iktidarda farklı olabiliyor. Zaman içinde sözcük anlamı dışında sembolik bir anlam da yüklenen reform terimi, bugün sihirli bir kavrama dönüşmüş durumda.
Reform meselesi ülkenin modernleşmesinin tamamlanmamış bir projesi olarak karşımızda duruyor. Türkiye, toplumsal değişiminin doğal bir sonucu olan yönetsel, siyasal ve iktisadi değişimini bir türlü başaramıyor.
***
Yakın dönemi şöyle gözünüzün önüne getirin 1980 sonrası tüm seçimler reformist liderlerle diğerleri arasında geçti.
1983 Seçimlerinde Boğaz köprüsünü satmaktan bahseden ve kapsamlı bir reform programı vaat eden Turgut Özal ve rakipleri vardı. Doğal olarak değişimci Özal kazandı.
1987 Seçimlerine gelindiğinde siyasi yasaklar kalkmış olmasına rağmen mevcut liderler içinde Özal’dan daha reformist bir lider yoktu. Transformasyondan bahseden Özal yeniden kazandı.
1991 Seçimlerinde camdan karakollar, konuşan Türkiye ve demokratikleşme vaat eden Demirel çıtayı birincilikle göğüsledi.
1995’e gelindiğinde ciddi bir sistem eleştirisi yapan ve milli görüş vaadini ete kemiğe büründüren Erbakan oylarını katladı ve hükümet ortağı oldu.
28 Şubat postmodern darbesi sonrasında yapılan 1999 seçimleri ise kazananı olmayan seçimlerdi. MHP bu seçimlerde geleneksel politikalarını farklılaştırıp yeni bir siyaset vaat ettiğinde milletin görülmemiş bir teveccühüne mazhar oldu.
2002 seçimlerine gelindiğinde 1990’lı yıllar boyunca merkez sağın içine girdiği kriz ve kirlenmeye karşı yeni bir Türkiye vaat eden ve statüko-değişim ayrımında değişimden yana olan Ak Parti açık ara birinci oldu.
Bir yıl öne alınarak yapılan 22 Temmuz seçimleri ise rakipsiz Ak Parti’nin sürpriz olmayan birinciliğiyle sonuçlandı.
Bu listeye 70’li yıllarda “toprak işleyenin, su kullananın” diyecek kadar ‘devrimci’ olan Bülent Ecevit’i de ekleyebilirsiniz.
***
Anayasa Mahkemesi’nin 30 Temmuz tarihinde Ak Parti hakkında kapatmama kararı vermesi siyasette yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Bir müddet sonra mesele daha serinkanlı bir biçimde değerlendirildiğinde görüleceği üzere AY Mahkemesinin bu kararı sadece siyasetle sınırlı olmayan kapsamlı bir değişime işaret ediyor.
Mahkemenin bu kararı “yeni bir Türkiye’nin” kapısında olduğumuz sonucunu ortaya koyuyor. Bu noktada AY Mahkemesinin asker üyesinin kapatmama yönünde oy verdiğini yeniden hatırlatmak isteriz.
Türkiye’de elitlerin rol dağılımı, yargı bürokrasisinin ideolojik duruşu, ülkenin yaşadığı toplumsal değişimin yönü dikkate alındığında kapatmama kararının simgesel anlamı daha iyi görülüyor.
***
Tarihin ve coğrafyanın gösterdiği odur ki Türkiye soğuk savaş döneminde belirlenen statükoyla yoluna devam edemez. Bugün tohumları Özal tarafından atılan büyük bir iktisadi ve sosyolojik dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümün küreselleşme süreciyle eklemlenmesiyle yeni bir toplumsal sınıf ve yeni bir yapı oluştu.
Bu yeni toplumsal sınıf her alanda değişim ve dönüşüm istiyor. Bu kitlelerin talebi “semboller ve değerler” üzerinden bir siyasi kavganın verilmesi değil yeni Türkiye’nin zaman kaybetmeden yoluna devam etmesidir.
Toplumsal alandaki bu değişimi iyi okuyan Ak Parti 2002’den bu yana değişimden yana tavır koyarak toplumsal merkeze otururken geçen altı yılda reform takvimi konusunda ikircikli bir tavır içine girdi. Kamu yönetimi reformu, sosyal güvenlik reformu, TL’den sıfır atılması, demokratikleşme, vb. gibi bazı alanlarda önemli adımlar atan iktidar özellikle AB konusunda aynı performansı gösteremedi.
***
Türk siyasal hayatı üzerine nitelikli çalışmalarıyla bilinen Feroz Ahmad, modern Türkiye’nin istikamet arayışlarını şöyle ifade ediyor: “Modern Türkiye tarihine bakıldığında, Türklerin en azından iki kez dünya düzeninde meydana gelen değişimlere yaratıcı biçimde uyum sağlayabildikleri sonucuna varmak mümkündür. İki Dünya savaşı’ndan sonra kendilerini kuşatan sorunlara çözüm bulmakta büyük esneklik gösterdiler.
Yaşadıkları zengin deneyim sayesinde aynı şeyi bir kez daha yapacaklarından ve Türkiye’yi gurur duyulacak bir ülke haline getireceklerinden kuşkulanmak için fazla bir neden yoktur.”
Türkiye onu muasır medeniyet seviyesine çıkaracak reformist siyasi kararlılığı arıyor...
Hüseyin YAYMAN
huseyinyayman@gmail.com
-
hakan doğan 17 yıl önce Şikayet EtÇözüm Milli Ekonomi Modeli. "Türkiyenin Yeraltı Kaynaklarının Ham değeri 3 Katrilyon dolar, İşlenmiş hali en az 30 katrilyon dolardır. Bu türkiye gibi 10 türkiye olsa, Bu halkın tamamı çalışmasa, Yan gelip yatsa bu kaynaklar bizi KIYAMETE KADAR bakar." Prof.Dr.Haydar Baş "iktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Prof. Dr. Haydar Baş'a da bir Nobel ödülü gerekecektir." Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA, Kazan Devlet ÜniversitesiBeğen