Hüseyin Yayman
Hüseyin Yayman
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Erdoğan-Türk görüşmesinin anlamı?

GİRİŞ 07.08.2009 GÜNCELLEME 07.08.2009 YAZARLAR

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk arasındaki görüşme iki yıl sonra nihayet gerçekleşti. Randevunun TBMM olması izlenecek yol haritası hakkında önemli ipuçları taşıyor.

22 Temmuz seçimleri sonrası olması beklenen bu görüşmenin iki yıl gecikmeli de olsa yapılmış olması meselenin çözümü bakımından hayati önem taşıyor. DTP'nin 'Kürt'e, Kürt'; AK Parti'nin ise 'Türk'e, Türk' propagandasına son verip ilk defa karşılıklı olarak görüşmeleri sürecin yönetimi ve çözüm dilinin oluşması bakımından önemli bir adım. İlk randevuda, mekândan başlayarak, toplantıya katılanlar, görüşmenin süresi, duvarda asılı tablo ve toplantı sonrasında verilen mesajlar daha çok 'simgeler' üzerinden oldu. İçerik değil biçim konuşuldu.

Erdoğan ve Türk görüşme sonrası yaptıkları açıklamalarda kısa ve net konuştular. Her iki genel başkanda toplantının içeriğinden çok 'sürece ve diyalog' ortamına vurgu yaptı. Belli ki ilk toplantıda içerik ve yol haritası konuşulmadı. Görüşmeden sonra “Umutlarımız daha da arttı” diyen Erdoğan, “Sürecin önünü tıkamak isteyenler çıkabilir. Dil ve üslup çok önemli” diye konuştu. Kendilerinin de samimiyetle çözüm istediklerini söyleyen Türk ise “Bir proje ile gelinmesi çözümü zorlaştırırdı. Herkesin katkısının olacağı bir yöntemin benimsenmesi çok doğru bir tutumdur” dedi.
UZLAŞMADAN ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL

Meselenin geldiği noktada keşke bu görüşmeler çok daha önce yapılsaydı ve bugün belli bir aşamaya gelinebilseydi demekten insan kendini alamıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin DTP'lilerle görüşüp el sıkışması karşısında, Erdoğan'ın askerlerle birlikte DTP'yi yok sayması ve DTP'den PKK'yı kınamalarını istemesi süreci tıkayan etki yaptı. Erdoğan'ın değişen bu tavrı şimdi doğal olarak muhalefet tarafından eleştirilecek. Her ne kadar Erdoğan'ın bu görüşmeyi Başbakanlık makamında yapmayıp parti grubunda yapsa da kamuoyunun algısı farklı olacak ve geri adım attığı şeklinde yorumlanacaktır.

Benzer hata şimdi MHP ve CHP konusunda yapılıyor. Dün DTP'nin yok sayılması ne kadar yanlışsa bugünde MHP ve CHP'nin yok sayılması ve denkleme dâhil edilmemesi o kadar yanlış. İktidar bu tavrın çözümün önünü tıkayan bir yaklaşım olduğunu görmeli. Her şeyden öte bu tarzın kimseye ve çözüme herhangi bir faydası da yok. Uzlaşma ve diyalog olmadan Türkiye'nin yapısal problemleri aritmetik üstünlüklere bakarak çözülemez.

Kürt açılımı gibi çok bileşenli bir meselede 'uzlaşma ve diyalog' olmadan problemin çözülmesi çok zor. Siyasette uzlaşma geri adım olarak görülmemeli. Bu meselede 'çalıştaylar', 'konferanslar', 'sivil inisiyatif', 'akil adamlar', 'mekik diplomasisi' tabiî ki çok önemli ama bütün bunların meclisin inisiyatifi dahilinde ve bir diyalogla yürütülmesi gerekiyor. Yeni Anayasa, Kürt açılımı, Kıbrıs, dış politika ve demokratikleşme gibi konularda parlamentoda bulunan partilerin büyük küçük demeden sürece dâhil edilmemesi problemin ortada kalmasına neden oluyor. Bunun en somut örneğini Yeni Anayasa yapılması konusunda yaşadık. 1982 Anayasasını yapanlarda dahi bu anayasanın Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamayan bir anayasa olduğu fikri hâkim iken iktidarın uzlaşmayı yok sayan tavrı ortaya çıkan metnin baştan reddedilmesine sebep oldu.

Türkiye gibi iktidar-muhalefet ilişkilerinin keskin ve sorunlu olduğu bir ülkede her zaman için 'zarf, mazruftan' önemli olmuştur. Partilerin, muhalefette farklı, iktidarda farklı bir siyaset ve terminoloji geliştirdiği göz önüne alındığında iktidarın her yaptığının muhalefet tarafından kötü olarak takdim edilmesi eski siyaset anlayışının doğal bir sonucudur. Bu coğrafyada 'ne yaptığınız kadar, nasıl yaptığınızda' hep çok önemli addedilmiştir. Hükümetin iyi niyetinden şüphe etmemekle birlikte 'sürecin yönetiminde' çok başarılı olmadığını belirtmemiz gerekiyor.

Meselenin Türkiye'nin demokratikleşmesi ve normalleşmesi olarak takdim edilmesinden ziyade bir kimlik talebi olarak algılanması ve özellikle kamuoyunda oluşan şüpheler süreci sıkıntıya sokabilir. Bir müddet sonra 'algı-gerçeğin önüne geçtiğinde' hükümet ne yaparsa yapsın sözünü halka dinletemez. İktidarın bu meselede kamuoyunda oluşan hassasiyetleri dikkate alması ve meseleyi partiler üstü bir konu olarak mütalaa etmesi icap ediyor. Aksi takdirde atılan en küçük adım, yapılan en masum bir düzenleme 'ülkenin parçalanması' olarak algılanacaktır. Böyle bir algı da 2011'de iktidar değişikliğine ve ülkede öngörülmeyen toplumsal sorunlar yaşanmasına zemin hazırlayacaktır.

İHTİYATLI İYİMSERLİK...

Erdoğan-Türk görüşmenin temel mesajlarından bir diğeri ise Kürt açılımında temel muhatabın Demokratik Toplum Partisi olduğunun anlaşılmasıdır. Oluşan irade boşluğundan dolayı kamuoyunun İmralı'nın açıklamasını merak eder olduğu bir aşamada iktidarın güçlü bir biçimde meclisi ve DTP'yi muhatap alacağını söylemesi meselenin selameti bakımından önemli bir adım oldu. Muhalefetinde ısrarla dediği gibi bundan sonra hükümetin acil olarak 'yol haritasını' ortaya koyması gerekiyor. 15 Ağustos'ta yapılacak herhangi bir açıklamadan sonra kim ne söylerse söylesin söylenecek sözün çok bir anlamı kalmayacaktır. Bu anlamda iktidarın süresi azalmıştır.

Muhalefet, DTP'nin muhatap alınmasını, DTP'yi, PKK'nın devamı sayıp iktidarın aleyhinde kullanacak olsa da seçilerek parlamentoya gelmiş bir partinin yok sayılması her şeyden önce Anayasa'ya ve demokrasinin ruhuna aykırıdır. İmralı'nın DTP içindeki kolu reddedilmese de doğrudan İmralı'nın muhatap alınması toplumsal ayrışmayı hızlandıracak ve PKK'nın 25 yılda yapamadığı etkiyi yapacaktır. Bu arada DTP'nin de kendi içinde ciddi bir tartışma yaşadığı görüşme sonrası 5 saat devam eden MKYK toplantısı sonrasında bir kez daha görüldü. Muhalefet Ahmet Türk'ü yada DTP'yi muhatap almak istemezken yağmurdan kaçarken doluya yakalanabilir ve daha büyük bir maliyet ödeyebilir.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, görüşmeyi 'PKK'la yapılan görüşme', MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin 'kroki alma gayreti' olarak takdim etmeleri bu süreçte olağan karşılanması gereken siyasi hamlelerdir. Muhalefetin henüz ortada somut bir adım yokken iktidarı suçlaması ve süreci kilitleyen bir hal alması doğru olmasa da anlaşılabilir bir tavır. Ancak muhalefetin en başından denkleme dâhil edilmemesi gelinen aşamada süreci enfekte eden bir sonuç doğurdu. Muhalefetin bu eleştirileri başlangıçta toplumda karşılık bulacak olsa da bir müddet sonra kamuoyu 'sizin çözümünüz nedir' diye de soracak ve ikna edici bir cevap isteyecektir.

Son tahlilde, iktidarın 'göç yolda dizilir' yaklaşımından vazgeçip bazı sembolik adımlar atması ve muhalefeti ne yapıp edip denkleme dâhil etmesi gerekiyor. Unutmamak lazım ki Kürt meselesi mayınlı bir arazi ve şimdiye kadar birçok iktidarı koltuğundan etti.

Not: Bu yazı 07.08.2009 Yenişafak Gazetesinin yorum sayfasında yayınlanmıştır.

Hüseyin Yayman - Haber 7
huseyinyayman@gmail.com

YORUMLAR 17 TÜMÜ
  • furkan değmez 16 yıl önce Şikayet Et
    son zamanların tayyip efendi. artık seninde suyun ısındı türk milletine edebileceğin en büyük hakareti ettin. dtp-pkk bağlantısını görmemek için kör-sağır-dilsiz- topal hissiz olmak gerekir.
    Cevapla
  • serdar taş 16 yıl önce Şikayet Et
    f bakışı. olaylara f tipi bakmak değişik olsa gerek...
    Cevapla
  • Recep Ateş 16 yıl önce Şikayet Et
    Kürt Sorunu Değil Terör Sorunu var... Başbakan'ın yaptığı terör örgütü ile masaya oturmaktır. Şu güne kadar her konuda desteklediğim başbakan bu andan sonra benim için bitmiştir. Yuvaya dönüş MHP başka yok... Bunların işi gücü ülkeyi satmak... İki üç tane devamlı devlet aleyhine çalıştığı belli olan hain gazetecilere akıl danışıp iş yapıyorlar. Ç ÇANDARın Talabaninin adamı olduğunu sıradan bir vatandaş olarak ben bile biliyorum. Bunların hayatı devletle mücadele ile geçmiş siz bunlara akıl danışıyorsunuz olacak iş mi ?
    Cevapla
  • ÖNDER ATA TÜRKEŞ 16 yıl önce Şikayet Et
    alican kardeş kürd sorunu. ayrımsa kürt öğretmen doktor savcı dişci çöpcü mühendis mütahit asker futbolcu sporcu millet vekili hatta eski başbakanların olduğu bile söyleniyor biliyoruz fakat teröristlerden kürt ingiliz israilli olanlarıda duyduk ama hiç türk duymadım şimdi senden fazla eziliyorum teröristmi olayım yada ben kürdüm mü diyeyim yada silah bulup başmı kaldırayım ne yapayım kardeş
    Cevapla
  • ÖNDER ATA TÜRKEŞ 16 yıl önce Şikayet Et
    ali can kardeş kürd sorununun çözümü. kardeşim yazmışsın üçüncü sınıf insan olarak görülmemesi lazım bana bir örnek göster ben benimle bir kürt arasındaki ayrımı anlayayım yaşam şartlarım oldukca zor belki senin harçlık diye harcadığınla ben ev gecindirmeye çalışıyorum devletin bir kurumuna gidince insan yerine konulmadığım zamanlar hayli çok bu beni devletin insandan saymadığının göstergesi değil o kurumda çalışan bireyin terbiyesizliğidir ben bir türk'üm 15. sınıf vatandaşım yapılan edilenler yüzünden bazen öyle hissediyorum ayrımsa
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle