Bu sorun 'DTP'ye rağmen' çözülecek
"DTP ne yapmak istiyor?"
1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle Diyarbakır İstasyon meydanında DTP tarafından yapılan “Onurlu Bir Barışa Evet” mitingine Aysel Tuğluk’un provakatif konuşması damga vurdu.
DTP’nin bazı yöneticilerin de katıldığı toplantı genel olarak barış havası içinde geçerken Aysel Tuğluk’un basın mensuplarına yaptığı açıklama adı konmamış savaş ilanı gibiydi.
Ahmet Türk, Emine Ayna, Hatip Dicle ve Osman Baydemir’in konuşmaları daha yapıcı mesajlar taşırken, Tuğluk daha önce söylediklerinin ve yazdıklarının aksine sert demeçler verdi. Osman Baydemir’in ‘Türk askerine sıkılan kurşun bana gelsin’, Ahmet Türk’ün ise çözümden ‘umutluyuz’ dediğini ve olumlu sözler sarf ettiklerini belirtelim. .
Bir müddet önce DTP’nin TBMM’de üzerine düşeni tam olarak yerine getiremediğini ve kendisine bağlanan ümitleri boşa çıkardığını öne süren Tuğluk, çözüm için PKK’yı adres göstererek daha önce söyledikleriyle de çelişti.
Aysel Tuğluk’un tezine göre ‘Dağ ve PKK muhatap alınacaksa’ DTP’ye ne gerek var. Öyle ise DTP’yi kapatalım, görüşmeler doğrudan Murat Karayılan’la yapılsın.
Tuğluk’un bu açıklamalarının kime ne faydası var bilinmez ama çözüm sürecini zehirleyen bir etki yaptığı muhakkak. Aysel Tuğluk bu üslubuyla çözümü zorlaştırdığı gibi bu sorunun çözülmesini savunan demokratları da zora sokup, kuşkuların artmasına neden oluyor.
Açılım sürecini ‘ihanet’, demokratik talepleri ‘bölücülük’, bu süreci savunanları ‘hain’ olarak gören cephenin tezlerini güçlendiren bu açıklamaların ciddi bir reaksiyon doğurduğunu belirtmemiz gerekiyor.
Yukarıdaki anlayışa karşı, atılan her türlü olumlu adımı ‘siyasal koruculuk’, uzatılan barış elini ‘PKK’nın zaferi’, çözüm taleplerini ‘devletin tavizi’ olarak gören diğer bir zihniyetin ise süreci tıkadığı ve çözümü varlığına karşı bir tehdit olarak algıladığı görülüyor.
Verilen demeçlere bakıldığında bazı DTP’lilerin amacının sorunu çözmek mi yoksa süreci provoke etmek mi olduğu belli olmuyor.
AYSEL TUĞLUK YENİ LEYLA ZANA’MI OLMAK İSTİYOR!
22 Temmuz 2007 seçimleri öncesi isim vermeden Leyla Zana’yı eleştirip, kendilerinin Kürtçe yemin etmeyeceklerini deklare eden Tuğluk’un bugün gelinen noktada Leyla Zana rolüne soyunmasını anlamak mümkün değil.
Milliyetçi refleksleri güçlendirecek ve DEP olayında olduğu gibi DTP’nin meclisten atılmasının yolunu açacak bu sert üslubun, keskin sirkenin küpüne zarar vermesi gibi DTP’ye zarar vereceği muhakkak.
Bu arada yeri gelmişken DTP’nin Diyarbakır mitingine resmi kayıtlara göre 80-90 bin civarında bir katılımın olduğu ileri sürülürken Türkiye’nin en çok Kürt nüfusu barındıran İstanbul’daki mitinge ise 5 bin kişinin katıldığını da hatırlatmak isteriz.
İstanbul mitingi, DTP’nin PKK lojistiği olmadan Kürtler üzerinde ne kadar etkili olduğunu bir kez daha herkese gösterdi. Bu durum karşısında DTP, yeni bir vizyon ve yeni bir söylem ortaya koymak yerine, PKK’nın güdümünden çıkmak istemiyor.
DTP tüm enerjisini çözüme katkı sunmaya değil, PKK’yı aktör haline getirmeye harcıyor. Bu yaklaşım toplumun DTP’yi, PKK’dan farklılaştırma arzusunu ortadan kaldırdığı gibi bir müddet sonra DTP’nin de PKK gibi bir terör örgütü muamelesi görmesinin de önünü açabilir.
DÜNYA BARIŞ GÜNÜNDE, TEHDİT SÖZLERİ!
Geçmiş tecrübelerin bize gösterdiği biçimde aslında sorun Aysel Tuğluk, Emine Ayna veya Hatip Dicle sorunu değil. Sorun kişileri aşan topyekûn bir zihniyetin varlığında yatıyor.
Hatip Dicle’nin 1994 yılında Tuzla Tren istasyonunda patlayan bomba sonrasında verdiği sert demeç kime ne fayda sağladıysa Tuğluk’un açıklamaları da aynı amaca hizmet ediyor.
Aysel Tuğluk barış çadırında İçişleri Bakanı Atalay’ın açıklamalarının kendilerinde hayal kırıklığı yarattığını, “Atalay’ın içi boş bir konuşma yaptığını, İmralı ve dağ’ın, çözümün bir parçası haline getirilmesi gerektiğini” belirterek “Eğer bu süreç de tıkanırsa, o zaman Kürtler de ayrılığı tartışmaya başlayabilir” diye bir beyanat vermiş.(Namık Durukan, Süreç Tıkanırsa Ayrılığı Konuşabiliriz, Milliyet, 02.09.09)
Dünya barış gününde hem de adı ‘barış çadırı’ olan bir yerde böylesine sert bir demecin ironik bir durum oluşturduğunu belirtmeliyiz. DTP’liler böylesine şımarık ve toplumsal gerçeklikten uzak açıklamalarının çözümün önüne yeni psikolojik bariyerler kurduğunu artık görmeliler.
Aysel Tuğluk gazetecilere verdiği demeçte şunları söylemiş:
1. Çözüm için mutabakat bulunmuyor: Turgut Özal döneminde de benzer açılımlar yapılmak istenmiş ama o zaman yeterli bir devlet mutabakatı bulunamamıştı. Bu son açıklamadan da ciddi bir mutabakat olmadığı anlaşılıyor.
2. DTP süreçten çekilebilir: DTP olarak böylesine içi boş bir süreçten çekilmeyi düşünebiliriz.
3. PKK’nın silahsızlandırılması ancak çözümle birlikte varılabilecek bir hedeftir.
4. Kürtler ‘ya teslimiyet, ya inkâr’ dayatmasını kabul etmez: Beşir Atalay’ın açıklamalarını, ‘çatışmasızlık sürecinin’ devamı açısından da talihsizlik olarak görüyoruz.
5. Vatandaşlık tanımı yeniden yapılmalıdır: Vatandaşlık tanımının Türklük üzerinden olmaması gerekiyor, tanımlamanın etnik unsurlardan arındırılması gerekir.
6. Anadilde eğitim hakkı güvenceye alınmalıdır. Bizce resmi dilin Türkçe olmasında da hiçbir problem yoktur. Ancak, Kürtçe kullanımının da önü açılmalıdır.
7. Öcalan ve PKK çözümün parçası olmalı: Sorunu sadece DTP üzerinden götürmek mümkün değil. PKK’nın bir kitle gücü, bir tabanı var. Akıllı bir devlet, sürece Öcalan’ı da katar.
8. Tek devlet ve tek bayrakla sorunumuz yok: Tek devlet ve tek bayrakla sorunumuz yok ama içindeki halkların barıştırılması ve onların haklarının güven altına alınması gerekir.
9. Katı bir ulus devlet anlayışında diretmek çılgınlıktır.
10. Kürtler ayrılığı tartışabilir: Eğer bu süreç de tıkanırsa, o zaman başka seçenekler de tartışılır. Kürtler de ayrılığı tartışmaya başlayabilir.
Bu söylenenlerden sonra fazla söze gerek var mı. Bu insanlara Allah akıl fikir, topluma da sabır ve sağduyu versin.
Zaman zaman karamsarlığa kapılsak da Türkiye tarihinden aldığı güç, sosyolojisinden aldığı ilham ve uluslararası dinamiklerden aldığı destekle bu sorunu DTP’ye rağmen çözecek...
Hüseyin YAYMAN - Haber 7
huseyinyayman@gmail.com
-
Mutlu DERİN 16 yıl önce Şikayet EtHüseyin YAMAN'a cevap - 2. Baydemir, "Türk askerine sıkılan kurşun bana gelsin" den sonra "Devlet yöneticileride çıksın militana sıkılan kurşun bana gelsin diyebilsin" derken Mehmetcik ile Teröristi aynı kefeye koymaya çalışmıştır. Hatta bu sözlerle kendisini PKK'nın yöneticisi statüsünde gördüğünüde belli etmiştir. Bahsettiğiniz şahsiyetler konuşmalarıyla saflarını belli etmişlerdir. Lütfen sizde safınızı belli edin bir ona kırmızı gül verip bir öbürüne öpücük atmayın dosdoğru yazın yazılarınızı.Beğen
-
Mutlu DERİN 16 yıl önce Şikayet EtHüseyin YAMAN'a cevap - 1. Sayın Hüseyin Yaman, benim bildiğim köşe yazarları aydın kişilerdir. Aydın kişi demek okuduğunu dinlediğini anlayıp yorumlayabilir. Adamlar açık açık devleti tehdit ediyor ayrılmayı gündeme alabiliriz diyor siz sözlerin içinden cımbızla kelimeler çıkarıp ılımlı mesajlar verdiler diye milleti kandırmaya çalışıyorsunuz. Ya siz sözleri yorumlama kabiliyetinden uzaksınız yada milleti kandırıyorsunuz.Beğen
-
ali OLGUN 16 yıl önce Şikayet Etta kendisi. tuğluk etö denilen örgütün bir uzantısı değilse mutlaka kendisi gibi mesajlar veriyor.provaka denilen pervaneli söylemler.ancak bu kadar açık seçik sırıtabilir.biraz dsaha derinlemesine tetkik etseniz perincekle parelelliğine ve gizlice siyasi flörtlerne ulaşabilirsiniz.Beğen
-
Şahinus Lamerus 16 yıl önce Şikayet EtHelal. Güzel yazı Hüseyin abi. Eline emeğine sağlık.Beğen
-
cahid özdemir 16 yıl önce Şikayet Etçözüm tek çare. artık bu sorun çözülmek zorunda eğer bugün çözülemezse bir daha çözüleceğini zannetmiyorum.bu sorun türkiyenn sorunu onun için herkes bu çözüme katkı sağlamalı.fevri çıkışlarda bulunulmamalı.Beğen